22 December 2008

Ankara Çıkarması



Haftasonu yapılan Ankara çıkarması ile özlediğim bir sürü kişiyi; hem de kalabalık bir aile olma hissini içime çekip, gıdım gıdım nefes vererek kendime karama döndüm ama doyamadan..

Kuzenlerim; anneannemin yemekleri; yemek sonrası kahveleri; teyzemin kekleri; kardeşimin uykulu suratı; dayımın samimi sohbeti; Uludağ kebapçısı; Karum'da alışveriş; Tunalı'da yürüyüş; eski kuaför ziyareti; kuzenimin doğum günü yemeği; anaokul- üniversite arkadaşları; Cafe des Cafes'ye merhaba; Aspava'da gece mideyi şişirmece ve yeni gözdem Hok's da iki gece ancak bu kadar sürede yapılırdı ve yapıldı..

Cuma akşamı habersizce gittiğim kuzenimin doğum günü yemeğinde vermesini beklediğim tepki yerine "merhaba" demesi dolayısıyla, istediğim tepkiyi elde edene kadar ısrarla süpriz yapma deliliğine tutulmam an meselesi:)

Uludağ kebapcısının hala aynı lezzeti her seferinde tutturması ve aynı personeli korumasının, Ankara'ya gidilince insanı evde hissettirdiğine karar verdim bu sefer..


Bunların dışında, Ankara'da bir nevi Lucca veya Kitchennette görevi yapan Hok's Ankara'ya çok yakışmış ve Ankara'lılara "şekil" yapmadan eğlenme fırsatını sunmuş.. Kimsenin kimseyle bulaşmadığı; herkesin kendi eğlencesinin derdinde olduğu son derece keyifli bir yer olmuş.. Hatta o kadar keyifli olmuş ki, "Tadı damağımda kaldı" yazan bir notu yazıp panoya asmadan edemedim.. Duvarda görürseniz bilin ki, ben yazdım:)



Yapımda emeği geçen herkese teşekkürler...

15 December 2008

Bu Hikaye Bitmemiş


Filmler hakkında yazmaktan çok hoşlanmıyorum aslında, bir de gündemi meşgul etmişse, bir de ben eklenmek istemiyorum genel olarak... Ama bu yaptığım bir film eleştirisi; beğenisi değil benim için, o yüzden varsayın ki Issız Adam dememişiz adına; hepimizin ortak bir arkadaşı varmış Alper ve Ada

Aslında cidden hepimizin ortak arkadaşları varmış; adı Alper yerine Ahmet'miş, Ada yerine Ayşe'miş; oymuş buymuş.. Ama özünde hepimizin hayatı sarsılmış; Ada'ların bile enerji katamadığı, hayatı anlamlandıramadığı virüslü bünyeler varmış. Ada'lar; yeni bir yöntem ile hayat kurtaracak doktor edasında, önlüklerini giyip hevesle Alper'leri masaya yatırmış ama dirençli hastanın doktor ayağına gitse de, iyileşmezmiş.. Alper'ler iyileşmemiş; Ada'lar çıkmış hasta yakınlarına çok üzgünüm demiş; meslektaşları ile efkarlanmış.. Bu hikaye burada noktalarınken, her saniye bir yenisinin başlaması ve benzerinin noktalanması ile sürüp gitmiş..

O yüzden bu hikaye, bu yüzyılda hiç bitmemiş...

05 December 2008

Vodafone 3G Reklamı

Bu aralar en sevdiğim reklam Vodafone 3G reklamı.. Sürekli izlemek istiyorum!

23 November 2008

Tiyatro

Istanbul'a taşındığımdan beri tiyatroya gidemiyorum cümlesini kurmamla ; peş peşe iki oyuna gitmem bir oldu.. Keşke daha önce o lafı söyleseydim; bir sürü oyun kaçırmasaydım..

İlk olarak ; bir iş ortağımız BKM'de oynanan Çok Güzel Hareketler Bunlar'a davetiye gönderdi.. O gün; o iş yoğunluğunda; her seyi 45 dakika kala bitirip sonra Maslak trafiği kabusunu da atlatıp nasıl yetiştik bilmiyorum.. Oyuna gelince; izleyicilerle bütünleşen, konuşulan, yorum yapılan, interaktif bir izle; eğlen; unut gösterisi.. Güzel zaman geçirip eve gülümseyerek dönmelik..

Bugünde aslında başkası için alınan ama kendisinin işi cıktığı için gidemediği Ali Poyrazoğlu'nun İçimdeki Timsah oyununa gittim.. Oyun ara verilmeden; 2 saatten uzun süren, tek kişilik bir oyun olmasına rağmen; Ali Payrozoğlu'nun ses tonu ve anlatma kabiliyeti ile benim dikkatimin bile dağılmamasını sağladı.. Bu oyunda İzle; Düşün; Düşün şeklindeydi bence ama şimdi düşündüm ve beni düşündürenleri eksik anlatacağımdan korkarak burada anlatmamaya karar verdim..

Ama uzunca süredir gidemediğim tiyatro ihtiyacım gitti mi derseniz; gitmedi aynen duruyor çünkü hala sahne, dekor, detayları ile bir hayalin canlandırıldığı bir oyunu göremedim.. Sanırım tiyatro benim için, samimiyet ve interaktif bir ortamdan ziyade masalsı bir anlatımı ifade ediyor.. O ifadeyi bulmak için de, sanırım önümüzdeki haftalarda çaba göstereceğim

14 November 2008

Kazayla...

Duygu dünyamda kazayla birine vurdum ve öldü..
Ama zaten uzunca bir süre önce ölmesi gerekliydi..

Katil miyim, kahraman mıyım doğru ile yanlışın karıştığı garip bir ruh hali..

Dünya normlarında suçlu iken; kişisel dünyamda oldukça haklıyım.. Ama hayat ne dünya normları ile dönüyor; ne de kişisel dünyan hayata hükmediyor. O yüzden nereye, nasıl koyacağımı bilemediğim bir duyguyu, acilen ülkesine dönmesini hayal ederek bu gece evimde misafir ediyorum..

07 November 2008

Bond James Bond


Coca Cola Zero'nun düzenlediği James Bond Quantum of Solace gösterimi ile bu gece çok keyifli zaman geçirdim.. Aslında sadece filmden olduğunu söyleyemeyeceğim; ambiyans; organizasyon; çıkışta verilen çantaya oturtulan Coca Cola Zero; içerideki kalabalık çok keyifliydi..

Filme gelince, önceki James Bond serilerinden farklıydı.. Aksiyon yönü ağır basıyordu.. Sevgili Bond'un kullandığı küçüklüğümden beri birini benim icat edeceğimi hayal ettiğim gadget'lardan pek (belki hiç) yoktu.. Asıl en ilginci Bond pek çapkınlık yapmamasıydı.. O sebeple film bittiğinde, alışılandan farklı bir tad bıraktı diye cok detaya girmeden özetleyebilirim..

Sinemada izlenir mi derseniz ; gerçekliğini sorgulayan insanlardan değilseniz; bence evet, izlenir..

Bond James Bond :)

06 November 2008

Geri Dönüş


Ne zamandır ara verdiğim sosyal, manevi ve sanal hayatıma geri döndüğüm ilk gün, adapte olmakta zorlanmadım dersem yalan söylemiş olurum.. Sanki ilk defa arkadaşlarımla buluşmuş, sanki ilk defa yeni birleriyle tanışmış; sanki ilk defa bir blog yazısı yazıyor gibiy(im)dim..

20.00 sularında hayata karışmak beni , Minority Report'ta sudan çıkan kahinin şapşallaştığı sahnede gibi hissettirdi ama bisiklete binmek gibi; kısa sürede hatırlayıp , kısa sürede uygulamaya geçebiliyorsun.. Sadece biraz hamlaşmış oluyorsun, eskisini yaşamaya çalışırken yaşam kasların acıyor fakat aldırmıyor; "practice makes it better" diyip, kendini hayata katma egzersizlerini zorlayıp; eve gelince sıcak duşunu alıp üzerine kas gevşeticini sürüp yatıyorsun..

18 October 2008

Love Ward


Ve bir sabah uyandığında, bilgisayarına gelen bir Facebook grup daveti ile yıkılırsın.. Hayatına giren "özel" insanlardan birinin vefat ettiği yazmaktadır.. Inanmazsın; sabah sabah San Francisco'da yaşayan tüm arkadaşlarını ararsın.. Şaka zannedersin.. İyice gerçek zannettiğini fark edince şaka yaptık diyeceklerdir ama demezler.. Onlar demedikçe başkalarını ararsın.. Onlar da, farklı cevaplar vermez ve ne hissedeceğini bilmediğin bir boşluk kaplar içini..

Üzüntü ama öldüğü için değil; daha çok yaşamayı hak ettiği için; sıkıntı ama hayatı eğlenceli kılan birinden mahrum kalındığı için; sorgulama, yaşadıkların için değil yaşayamadıkların için... Ertelediğim geziye sonra gidemeyeceğim için değil; gitsem ona sarılamayacağım için..

Umarım bulunduğun yerde hala öyle güzel gülümsüyorsundur.. Ya da olanlara bakıp muzip muzip gülüyorsan; artık inandım ; şaka yaptık diyin..

Inanmakta güçlük çeksem de, sanırım bu gerçek..

Love Ward

02 October 2008

Hayatı Kaçırdığımı Biliyorum

Bu tatil döneminde hayatı kaçırdığımı biliyorum.. Yerine geri koyamayacağın belkide tek şey olan zamanı; olmasını istediğim yerine, olması gerekenle değerlendirdiğimin farkındayım..

Gerçekten bayramda çalışmak gerekli miydi bilmiyorum ama sorumluluk duygusu bazı insanda baskın oluyor.. Top gelince yana çekilemiyor, koşup kucaklıyor; Pazartesi olması gereken yere bırakıyor.. (Topu tuttuğu için, yandaki salıncağa binemediğini bile bile) Doğruluğunu tartışmıyorum sadece olanı anlatıyorum...

Ve bu "olan" içerisinde, insan hızlı bir değişim gösteriyor veya değişmeye yüz tutmuş noktaları bir anda çiçek açıyor olsa gerek ki, şu bir kaç günde, hayatta atmak ve tutmak istediklerim bir anda net cümlelere dönüştü.

Mesela hayatımda düşünmeden konuşan; detaysız; üstünkörü insanlar istemiyorum: Aynı işi yapmamıza rağmen, "işkolik olmuşsun sen" derken, yapacak daha keyifli bir programım olmadığı için mi çalışıyorum düşünemeyecek kadar detaysızlığı kavrayamıyorum..

İkincisi, mutsuzluğunu dile getirirken aslında, mutlu olacaklarının peşinden gitmeyi denemeyen insanlara tahammül edemiyorum..

Üçüncüsü ise, mutsuz hikayeler duymak istemiyorum... Ayrılan sevgililer, aldatılan aşıklar, korkak erkekler, yalancı arkadaşlar, çalınan eşyalar, atılan iftiralar... Belki de uçak kazaları gibi, olma ihtimali daha düşük ama olunca magazinel değeri yüksek olduğu için kendinden bahsettiren ve kartopu etkisiyle etrafı da zehirleyen hikayelerin hayatıma girişini engellemek istiyorum

Bunları yazarken de, ben mutsuz olmam; hemen çözüm bulurum, hiç bir detayı atlamam çok derin bir insanımdır; herkese hep mutlu hikayeler sunarım diyecek bir yerde de durmuyorum.. Şikayetlerimin hepsi bir gün bende olabilirim; eleştirmiyorum; aslında bir nevi ne düşündüğümü kendime anlatıyorum.. Sizde bundan nasibinizi alıyorsunuz... Hoşnut değilseniz, daha detaysız yazılarda görüşmek üzere..

28 September 2008

Online Valiz Asistanı


Tatile gitmelerin en sevmediğim yanı olan valiz hazırlama için, şahane bir servis bulunmuştur. Tatile gideceklerin veya dolabın önünde neler götürsem diye kalakalanların kullanması şiddetle tavsiye edilir.

Meyve Çiçeği + 1 - Fruit and Chocolate


Fruit and the City ile hayatımıza giren Meyve Çiçekleri artık başka şirketlerce de satılmaya başlanmış..

Her ne kadar girişimciliği sonuna kadar takdir etsem de; benzeştirilen ürünlerinde pek başarılı göründüğünü söylemeden edemeyeceğim. Mesela Fruit and Chocolate, ürünleri oldukça başarılı görünüyor, gönderilecek ürünlere kurabiye; resim; balon eklenebiliyor. Ayrıca web sitesi ile de rakiplerinin önünde bir deneyim sunuyor. Kendi ürün paketlerini yaratabiliyor ve özel günlerin hatırlatılmasını sağlayabiliyorsun..

Ne diyelim.. İyi olan kazansın :)

Neler Oluyor?

Bir süredir uzak kaldığım blog'uma ne yazabilirim; nerede kalmıştım; nereden geri yakalarım hissiyatı ile blogger.com yazdım ve enter'a bastım.. Nasılsa açınca gerisi gelir dedim ve gerisi olan biteni anlatmaya başladı.. Olan biten derken; magazinel bir yaklaşımla değil tabi..

Hayatta bazı aksaklıklar hayatında her duruma yansıdığını düşünen bir bünye olarak; evde yaşatmaya çalıştığım çiçekle konuya girmek istiyorum. Üç yıl önce ev hediyesi olarak gelen sevgili çiçek ile evliliğimizi kurtarmaya çalışıyor gibiyiz.. Bol su veriyorum olmuyor; az su veriyorum olmuyor; havalandırıyorum; toprağını, saksını değiştiriyorum olmuyor.. Sanırım kendisine daha iyi bakacak bir aile bulması için kendisi ile yollarımızı ayıracağız.. Yoksa ona zarar verdiğim fikriyle ben azap çekeceğim..

Ayrıca hayat ile ilgili kesin bir ters düşmem söz konusu: kaçtığım her şeyin dibinde buluyorum kendimi.. Trafikse trafik; terslikse terslik; tartışmaysa tartışma; kazaysa kaza; hastalıksa hastalık; bayramda çalışmaksa çalışmak...

"Kaçtığın için, kendine çekiyorsun"cevabından haberdarım ama bazen o döngüye girince salıncakta hızlanmış duramıyormuşsun gibi bir hal alıyor.. Bende bu yazı ile salıncaktan atlamış olduğunu umuyorum...

10 September 2008

Cumhuriyet.com.tr


Eksisözlük'e Cumhuriyet Gazetesi ile bir şey yazsam "Neden web sitesi yok diye hayıflandığım gazete" yazardım.. Ama artık hayıflanmıyorum; vatana millete hayırlı olsun.. www.cumhuriyet.com.tr açılmıştır

29 August 2008

OnurAir - Havalanması En Zor Şirket


Bugünün konsepti havayolu şirketleri ile olan kötü anılarım değildi halbuki ama şu ana kadar OnurAir ile hiç vaktinde uçamamış bir insan olarak, şu anda isyan ediyorum..

Az önce 10.30'da kalkması gereken uçağı bekleme salonunda beklerken, 10.33'de uçağın 45 dakika gecikmeli, sonra da uçağın 1 saat gecikmeli olmasının açıklanmasıyla saldırganlaşmış bir insanım...

Bugün hayata geçireceğim tüm işlerin organizasyonunu alt üst etmenin, dayanılmaz hafifliği ile uçağa bindiğimiz zaman "kusura bakmayın; operasyonel nedenlerden geç kalktık" gibi basit bir açıklama içinden sıyrılacaklar..

Benim yaşanan bu gecikmelerden olan mağduriyetimi bildirebileceğim; bunun telafisini isteyeceğim bir yer yok mu? Nasıl ticaret bu?

Normalde, bilet rezervasyonu geç iptal ettiğimde maddi açıdan cezalandırılırken, beni geç bilgilendiren; zaman ve enerji; iş kaybına sebep olan şirketi ben neden cezalandıramıyorum.. Anlamıyorum..

Anlayacağınız çok kızgınım.. Saygısız ; özensiz; acemi ve turkish buluyorum

Not: Neden OnurAir kullanıyorsun derseniz, uçak saatleri başka da bir nedeni yok..

Turkish Vey


Hani online bankacılık; online satış şirket masraflarını düşürür ya...

Düşürür ama , eğer online gerçekleştirdiğiniz rezervasyonlara ancak bir saat tanır; call center'la gerçekleştirdiğiniz rezervasyonları 1 gün sonraya kadar tutarsanız ; sizin masraflar nedense bir türlüü düşmez..

28 August 2008

Tema Vakfı 2B İmza Kampanyası


Tema Vakfının kampanyasına sonuna kadar katılıyorum.. Lütfen sizde katılın!!!

Daha önce "Green Marketing" konusunda çok yüzeysel hareket ettiklerini düşündüğüm markalar konusunda da; bu duyuruyu yeşilci herhangi bir marka tarafından değil, bir arkadaşımdan öğrenmemle yanılmadığını görüyorum

21 August 2008

Pulse Smartpen


Gördüğüm en harika şeylerden biri sanırım Smartpen.. Bir kaç yıl içinde, belki de çok sıradan gelecek olsa da, şu an için herkesle paylaşma ve kullanma isteği içindeyim..

Smartpen, not tuttuğunuz esnada konuşulanları kayıt ediyor. Daha sonra yazının üzerine geldiğiniz zaman, o esnada anlatılanlara geri dönüyor, notlarınızı bilgisayara akatarabiliyor, notlarınız içerisinde arama yapmanızı sağlıyor..

Web sitesindeki video'yu izlemenizi şiddetle öneririm + ilginiz hala uyanıksa ABC'deki haberleri izleyebilirsiniz.

20 August 2008

Bu Siteye Erişim Kendi Kararıyla Engellenmiştir


Dijital iletişimin engellenemezliğini anlamayan gelenekçi kurumlara cevaben yapılmış en güzel kampanyaydı sanırım bu.. Zargan'a girerken; "nee kapatılmış mı" diye şaşırdığım ama işin acıklısı bunu gerçek zannedebilecek kadar site kapatılma durumlarına aşina bir kafa buldum karşımda..

1 saat kala da olsa, destek olmak isteyerek selinzz'de de bu sansürü uyguladım..


Umarım , bu geceye kadar mesaj gerekli yerlere ulaşır.. Çok konuşulur; kafaları kurcalar...

Aklımdan Geçenler


Mutluluğu bazen içinde tutmak gerekiyor.

Nefes gibi; hızlı tüketirsen sudan çabuk çıkmak zorunda kalıyorsun...

18 August 2008

Chickipedia


Ben mi Chickipedia'yı yeni fark ettim ; yoksa hedef kitle olmadığım için mi bana ulaşmadı bilemiyorum ama ilk başta adından oldukça kadınsal içeriği olduğunu düşündüğüm, yanılmadığım ama aldandığım site..

Bayan ziyaretçiler için hayal kırıklığı; baylar içinse derya deniz..

14 August 2008

Dünya Olimpiyatları






Bu aralar tek eğlencem Dünya Olimpiyatları.. Aynı anda başka bir şey yapmadan TV seyrebildiğim nadir dönemlerden birini yaşıyorum, her sporcunun kazanınca ve kaybedince neler hissettiğini anlamaya çalışıyorum..

Kazananların yüzündeki ifadeyi gördükçe , bende yüzücü olabilirdim; bende bunu başarabilirdim diye "keşke" ruh haline girip, kafamda kendime bambaşka bir hayat çiziyorum: Sabah 4:00 uyanıp antremana gidip, 22:00'da sonlanan... Normalde daha neler diyeceğim bu günlük program bile, o anki mutluluk ve o ifade için şu an "yapılabilir" geliyor..





Mesela şu anda Michael Phelps olmayı, Eksrim'de kazandıktan sonra deliler gibi çığlık atan Maria Valentina Vezzali gibi içimden gele gele çığlık atmayı, Dünya rekoru kırıp Stephanie Rice gibi elimi kolumu nereye koyacağımı bilememeyi; kazanıp ağlayan bir çok sporcu gibi sevinçten ağlamayı ne kadar çoook isterdim anlatam

Bunlarında ötesinde, ülkemin spor konusunda -bari- başarılı olmasını; bir bakanımızdan sporculara sitem etmek yerine, futboldan, güreşten başka sporların da olduğu fark etmesini; neden gençleri teşvik edemediğini düşünmesini ; bununla ilgili kamu oyunun oluşmadığını; böyle büyük bir spor olayına rağmen neden hala Türk spor sitelerinde futbol manşetlerinin yer aldığını düşünmesini isterdim.

12 August 2008

Çöp Kutusundan Müzisyen Çıkınca



Levent'te ara sokakta doktorumun muayenehanesini bulmaya çalışıyorken - her zaman olduğu gibi- bir yandan da telefonla konuşuyordum.. Ve bir anda yanından geçtiğim çöp kutusundan bir adam çıkıp saksafon çalmaya başladı ve "Vodafone Arayana Dinlet" dedi ve geri içeri girdi.. Sokakta o an benden başka kimse olmaması dolayısıyla kendimi deli sanmak, doktora siz kalbimi , kolumu boşverin sanırım delirdim deme planları; beni uyandırın diye çığlık atma isteği ile dolup taştım..

Neyse doktora bundan bahsetmemek için kendimi zor tutarak muayene oldum ama tabiki Google'lamaktan ve araştırmaktan kendimi alamadım!! (Neden bahsetmedin derseniz, cidden delirdim sanar diye korktum)

Google'layınca da bu video'yu buldum.. Yakında benim de hoplayışımı ve aptal aptal etrafa bakışımı bir video paylaşım sitesinde görürseniz şaşırmayın! Dalga da geçmeyin!!

11 August 2008

igoogle Boğaz Köprüsü Manzaralı




igoogle'da -en azından benim gördüğüm- ilk Türk Theme eklendi..

Boğaz köprüsü manzaralı theme, dinamik bir yapıda.. Online oldugunuz saate göre köprü manzarası , daha doğrusu ışığı değişiyor..

Yoksa siz hala igoogle kullanmaya başlamadınız mı!!

07 August 2008

Youtube'a Nasıl Giriliyor?


Kapatılmasını en anlamsız bulduğum site olan Youtube açıldı açılacak diye beklerken yerini başka bir siteyle dolduramamam, onu çok özlemem dolayısıyla dünyaya yaydığm enerji karşıma Youtube'a -Türkiye'de engelli olsa da- girebileceğim kolay bir yöntemi karşıma çıkardı.

Hemen paylaşıyorum: Youtube'a www.vtunnel.com 'dan girilebiliyor... Önünüze bir sürü pop-up atlasa da sorun değil.. Çok sevindim.. Hatta yuppiii!!!

04 August 2008

BioGlobe, Ekosistem ve Karidescikler


Uzun süredir gördüğüm ve sahip olduğum en entresan şeyi paylaşmak istiyorum: BioGlobe.. Kendisi Nasa teknolojisi ile suni ortamda oluşturulmuş bir eko sistem...

Bu şekilde anlatınca hiç bir sey anlaşılmıyor ama Türkçesi şu: evimde yusyuvarlak bir cam fanus var, bu fanusun içinde 5 tane karides yaşıyor ancak fanusun herhangi bir yerinden yem verebilme imkanı yok ama yem vermeye gerek de yok çünkü suyun içindeki eko sistem karidesciklerime gerekli besini sağlıyor.

Karidesciklerim gerekli besini, suyun içindeki bir yosundan alıyor ancak aslında yosunun kendisini yemiyor,içindeki bir tabakayı ve yosunun üzerindeki bakterileri yiyerek besleniyor. Bu eko sistemi sağlamak için, günde 10 saat karanlıkta kalmaları gerekiyor ancak ben 10 saatten uzun sürede bırakıyorum -bir şey olmuyor-

Ancak gelin görün ki, bu eko sistemden bir yandan da korkuyorum.. Mesela artık şehir dışından dönünce, evin kapısının zorlanmış olması; içeriye hırsız girmiş olması gibi korkularımın yerini; dönüşte cam fanusun kırılmış olması, fanustan çıkan karideslerin insan boyunu geçmesi gibi korkular aldı.

Yine de hayatımda edindiğim hayvanlardan en zahmetsizi ve en estetiği olduğunu söyleyebilirim.. Değişik fanuslara ve hayvancıklara BioGlobe kataloglarından bakabilirsiniz..

Gelin Çiçeği


Düğün üstüne düğün yazar oldum ama ısrarla devam etmek durumundayım çünkü 12. düğünde bir ilk yaşadım ve gelin çiçeğini tuttum..

Gelinin çiçek atma merasimi esnasında çoğu zaman isteksiz ve otomatik olarak tutamayacağım noktalarda duran ben, olaya bu sefer sporcu bir ruhla yaklaşmış olabilirim çünkü merasim öncesinde, çiçek tutma teknikleri anlatarak bizi eğlendiren arkadaşımı gülerek dinlemiş ve o esnada kafamda canlandırmış olabilirim - hatta olabilirim değil; kabul ediyorum kafamda canlandırdım ama sadece spordan kalan bir alışkanlıkla (bunda da ciddiyim:)

Ama aynı zamanda gelinin en yakın arkadası ve hatta nikah şahidinin yanında durmamanın da, çiçeğin kucağıma düşmesinde etkili olabileceğini düşünsem de, teorik bilgiyi pratik'e geçirme konusundaki başarı egomu daha çok tatmin ettiği için bu konunun pek üzerinde durmuyorum..

Şimdi şunu merak ediyorum: Bu çiceği tutma konusu bir gün evleneceksin mi demek; kısa sürede evleneceksin mi demek; aniden evleneceksin mi demek; bu bir uyarı blog'unda evlilikle ilgili atar tutar oldun; yazdıklarını bir kere daha oku mu demek yoksa düğün konusundaki katılım ve katkıların dolayısıyla seni mezun ettik, bu da bizim diploma verme şeklimiz mi demek.. Öyleyse artık diplomalı bir düğün katılımcısıyım, iyi haberlerinizi beklerim; haberiniz olsun..

11 July 2008

Evlenmek Bir Kural Oldugu için


Bu yaz gittiğim 10. düğüne , gücüm yeterse Salı günü 11.sini ekleyeceğim.. O sebeple altta yazacaklarımı anlatmak için, yeterli birikime sahip olduğumu; düğün; davetiye, gelinlik; organizyon, müzik konusunda karşılaştırma, analiz ve puanlama yapabilecek kadar uzmanlaştığımı rahatça söyleyebilirim...

Bu uzmanlığı bir kenara bırakırsam, gezdiğim düğünler sonucunda gelin ve damadın gözlerinden; hareketlerinden; konuşmalarından evliliklerini kategorize etme yeteniğine de ulaştım.. Şu an oluşan temel iki kategori sevgiyle evlenenler ve evlenmek bir kural olduğu için evlenenler..



Şu anda, sevgiyle evlenenler duyduğum saygı kadar; evlenmek bir kural olduğu için evlenenlere hayret ; acıma ; üzülme duyguları ve hayatı gösterme isteği ile doluyum...
Hiç beklenmeyen insanların bile düştüğü bu yanılgı, belki de sadece tanımlanan "evlenme yaşında" yenilir yutunur bir ilişki yaşamanın ve/veya/bu sebeple ona aşk duyduğunu düşünmenin sonucu..

Özellikle (başıma gelmemesi için) büyük laflar etmeyeceğim.. Sadece bu yanılgının hayatın geri kalanında neler sunacağını merak etmeye devam edeceğim.. Insan oğlu -mış gibi yaptığı şeyi bir süre sonra gerçek sanar mı? İçten içe, başka bir yerlerde daha aşk, sevgi dolu bir şeylerin olduğunu bilir mi? Bunu bilirse kendini bastırarak mı yaşar , yoksa aktif veya pasif arayış devam eder mi?

Umarım bu soruların cevabını sonsuza dek öğrenemem..

04 July 2008

Jiklet Blog.not


Sevgili Jiklet,

Blog'daki güzel içeriği, sanal dünyadan koparmış. Elle tutulur, gözle görülür dünyaya aktarmış; mantığa bürümüş, isim koymuş: Bloknot + Blog = Blog.Not doğmuş..

Bence çok da güzel olmuş... Üstüne üstlük, beni onurlandırmış, ilk kopyalarından birini bana yollamış, Jiklet sevgimi pekiştirmiş..

Teşekkürler:)

01 July 2008

igoogle


igoogle temalarında D&G tarafından eklenen leoparlı tasarımı görünce hemen ekledim, bir sevindim.. Hep igoogle'ı açasım, ona bakasım geliyor.. Bayıldıgım halde giyip giyip çıkarttıgım leopar desenini, sonunda rahat rahat kullanabilecek olmanın sevinci herhalde.. Bir yandan da kendime de gülüyorum: Ne kadar kolay tav oluyorum diye.. Ama belki ben değil, insanoğlu böyle bir şey.. Kendini görünce seviniyor, sahipleniyor, bağlanıyor.. Yaşasın igoogle :)

09 June 2008

Gidilesi Butik Hoteller

Yaz; güneş; tatil; uçak ; hotel diye ilerken butik hoteller gözüme ilişti.. Baktım süzdüm; okudum, gitmek istediklerimin listesini oluşturdum.. Tabiki bir yaza veya bir seneye sığdıracak kadar indirgeyemedim..

İşte bana göre en gidilesi butik hoteller:

* A'jia Hotel /Istanbul
* Lush Hotel /Istanbul
* Hünnap Han / Adatepe Köyü
* Alahan Hotel / Çeşme - Alaçatı
* Tash Mahal / Çeşme - Alaçatı
* Sailors Otel / Çeşme - Alaçatı
* Taş Otel / Çeşme - Alaçatı
* Kırkınca Evleri / Şirince
* Villa Kılıç Hotel / Bodrum
* Sazlık China House / Antalya - Adrasan
* Villa Tamara / Antalya - Kaş
* Gamirasu / Nevşehir - Ürgüp
* Sacred House / Nevşehir - Ürgüp

05 June 2008

Sex and the City


Sex and the City, The Movie çıkışında içimde yazma isteği olacağını tahmin etmiştim.. Her diziyi izlerken de Carrie'e son derece özenip, hayatımı o şekilde kazanmayı diliyorum.. Yazarak.. Sanki hiç bir şey yapmıyormuşsun gibi..

Tüm stress'in, kendini iyi ifade edebilmek ve özünde kendin olabilmek
Ve gerçek anlamıyla tüm stress'in, kendini iyi ifade edebilmek ve özünde kendin olabilmek.. Tecrübe etmediğim bir rahatlık ve tecrübe etmediğim bir stress olsa gerek..

Filmi merak ediyorsanız, "güzel" demekle yetinmeliyim şimdilik
Gitmeli ; görmeli ve özellikle de kıyafetlere de bayılmalısınız

02 June 2008

Müzik Çalıyor


Ne zamandır kalbimi dinleyemiyorum çünkü yanında hep bir müzik çalıyor..
Bugün ilk defa müzik sustu ve kalbim, sesinin çıkacağından emin olmadan kendi kendine mırıldandığı esnada sesinin duyulduğunu fark etti.. Ellere emretti ve kendini satırlara yazdırdı..

Yalnız kaldığında; gerçekten yalnız olmayı özlemişti.. Ne zamandır baş başa zaman geçiremediği ev sahibi ile hasret giderdi.. Sahibini özleyen köpekler gibi, kuruğunu sallaya sallaya, en kıvrak numaralarını gösterdi.. Ev sahibi onu özlesin ve ona vakit ayırsın diye tüm cilvesini yaptı ve kazandı...

Ev sahibi, kalbin boynuna elini attı.. Uzun uzun tüylerini okşadı, içi huzurla doldu ve yanında öylece uyuyakaldı..

23 May 2008

TonlaKazan.com


Flash flash flash. Turkcell yıllardır olmasını istediğim reklam modelini hayata geçirdi. Bu reklam modelini tek benim düşünmediğimi ; o kadar da cin olmadığımı biliyorum ama görünce -sonunda- dedim ve tabi ki kıskandım da.. Neyi kıskandın derseniz bilmiyorum..Herhalde bu kadar hayata geçmesini istediğim bir projede toplu iğne ucu kadar katkım olmadığı için olabilir.

"Acaba nedir; nedir" seslerini duymam dolayısıyla hissiyatımı bir kenara bırakarak; bir soru-bir cevap yöntemi ile anlatıyorum:

Neyi tonla kazaniyoruz?
- Bedava dakikayı; kontörü

Nasıl bedava kazanıyoruz?
- Telefon hattımıza reklam alarak

Telefon hattına reklam almak nedir; lütfen açınız
- Telefon hattına reklam almak demek; arama geldiği süreçten; cevaplandığı süreç arasında markaların reklamlarının yayınlanıyor olması

Telefon hattımıza nasıl reklam alıyoruz?
- Tonlakazan.com veya wap.tonlakazan.com 'a kayıt olarak

Sadece kayıt olmak yetiyor mu?
- Tabi ki hayır

E baska ne lazım?
- Arandığınız zaman hangi reklam çıkacağına karar vermeniz lazım; bir de telefonları calar calmaz açmamanız lazım:)

Başka sorusu olan?

12 May 2008

Graffitti


Graffitti yapıyorummm..
La La laaaa

10 May 2008

Kendine Acemi

Cevap: "Bilmiyorum neden" Kendine acime olmak böyle bir şey..
Kendini dans pistinde ilk defa denemek gibi.. Elini kaldırmayı neden unuttun diye sorulasa; neden unuttun bulabilir misin?

03 May 2008

SivasSpor



Futbol'dan pek anlamıyorum; pek ilgimi de çekmiyor ama küçüklüğünden itibaren taraf olmak gerektiği beynimize işlendiğinden olsa gerek; Fenerbahçe'liyim. Fenerbahçe'li olmaktan çok da mutluyum ama bu sene Sivas Spor şampiyon olsun istiyorum!!

Şampiyon olsun çünkü, inancın, azmin, çalışmanın gücünün; paranın, şöhretin üzerinde bir değer olduğunu ispatlasın.. Bir de Oyak Bank reklamını haklı çıkartsın: İyiler mutlaka kazansın...

O yüzden bu hafta sonu tüm kalbim Sivasspor'la..

01 May 2008

Made of Japan


Made of Japan bir blog networkü olabilir ama emin de değilim.. Kafamda netleşmese de sevdim kendisini.. Sadece ayakkabı şeklindeki grafikle bile oynamak pek keyifli...

18 April 2008

No Pain; Just Gain

Her iş gezisinde döndüğümde; gördüklerimi ; dinledikleri anlatma isteği ile dolup taşarken ; gelen 3 basamaklı rakamlarla ifade edilen mailler; toplantılar; çalan telefonlar arasında kayboluyorum ama bu sefer kaybolmakla kalmadım hayatımın en kaotik haftasını da gecirdim..

Ve Cuma 23:53 itibariyle yazmaya başladığım bu yazı; sadece kendim için bir sey yapmak adına verilmiş bir mola ile hayata geciyor yani anlayacağınız kaos bitmedi; hala devam ediyor..

Bu arada kaçırılan doğum günleri; unutulan yemek rezervasyonları; söz verilen buluşmaların iptali de bu haftanın bir parçası oldu..

Kendimi final haftasında hissediyorum ama okul biteli dört seneden fazla oldu..

Söylenmeye ara verip; gezip gördüklerimden -nedense- en çok söylemek istediğim İspanyolların yemeğe lavanta koyması.. Çok acaip: Birincisi lavantanın yemeği yenilebilir parfüme dönüştürmesi dolayısıyla.. İkincisi benim en çok bunu anlatmak istemem dolayısıyla..

Ve uykuyu kaçırma yollarından kahve işe yaramazken; daha fazla dayanamayarak veda ediyorum.. Ve temennim 'no pain; no gain' in; bir gün 'no pain; just gain' şeklinde olması...

07 April 2008

SMS Reklamlarından Kurtuluş Günü


Özellikle Cuma günlerimin kabusu; hayatıma giren her markanın, firmanin, restraunt'ın; gece klubunun anısını yaşatan SMS reklamlarını engellemeyi öğrendim.. Öğrendiğimden beri de paylaşmak istiyorum ama bir türlü fırsat olmamıştı ama artık bunu bir sosyal sorumluluk bilinciyle ertelememem gerektiğini düşünmeye başladım:

İstemediğimiz reklam SMS'lerini bir daha almamak için; gelen SMS'i telefonunuzda forward veya ilet fonksiyonu ile 2780'e yönlendiriyorsunuz. Kısa süre sonra mesajı bir daha almayacağınıza dair onay geliyor..

Gerçi sadece Turkcell'de uygulandığını bildiğim engellemeyi; diğer operatörlerde nasıl yapabiliyorsunuz bilmiyorum.. Belki onu da baska bir bilen çıkar, bu vesileyle bizimle paylaşır:)

31 March 2008

Peşinden Kovalayan mı Var?


- Peşinden kovalayan mı var?
- Evet var: Zaman

diyesim geldi ama "hayat akıyor; tüh tüh yaşlanıyoruz" tadında değil...

Bu aralar hayatımın favori oyunu: kovalamaca - sadece onu anlatmak için..
Oyunda istediklerini aynı güne; aynı haftaya; aynı aya sığdırmak gibi bir biriyle iç içe geçmiş hedefler var ve aynı zamanda sürekli önüne çıkan engeller.. Pacman gibi basit bir oyun olmasına karşın, içine bir miktar strateji de katmanın gerekli olduğu bir yapısı var..

Mesela sabah arabada giderken kahvaltı ederek; oradan kazandığın zamanla kişisel maillerini kontrol edebiliyor; akşam yemeğini ofise söyleyip onun yerine çıkışta alışveriş edebiliyor; arabada telefonla banka işlerini halledip; oradan kazandığın zamanla spora gidebiliyor; To: ile mail atmak yerine BCC: ile atarak kazanılan zamanda bir projenin bir slaytını daha hazırlayabiliyor; uyumak yerine de blog'unu güncelleyebiliyorsun...

Herhangi bir şeyi atlama hakkın yok; her şeye yetişmelisin; hepsini bitirmelisin.. Yoksa bir üst "level"a geçemezsin..

18 March 2008

Ruha Iyı Gelen Yiyecekler


Oturduğum yerde kocaman bir Elle dergisi buldum; şu okurken kolunun yorulduklarından; yavaş yavaş sayfaları çevirmeye başladım.. Zaten sadece sayfaları çevrilsin diye yapılmış bir dergi.. Öyle içerik; röportaj; özgün haber arıyorsanız doğru yer değil orası değil ama haklarını yemeyelim; Ruha Iyi Gelen Yiyecekler yiyelim diye bir haber yapmışlar, aklımda tutmak isteyeceğim kadar hoşuma gitti ve aklımda tutamayacağıma karar verip dergiyi yırtma yöntemi ile haberi çaldım!! Ve direkt aktarıyorum:

Ruha Iyi Gelen Yiyecekler:

Genelde kızgın ve öfkeli bir insansanız, sizi daha da sinirlendirebilecek, uyarıcı niteliklere sahip çay ve kahve gibi içeceklerden uzak durun. Kırmızı ete dokunmayın.
Eğer genel olarak yalnız ve iç sıkıntılı bir tuh haliniz varsa, domates, patlıcan,biber, patates, karnabahar ve yumurta sizi rahatlatacaktır.
Güvensizlik ve bezginlik hissediyorsanız peyniri ve kırmızı eti unutun.

Bir süredir hiçbir şeyden memnun olmuyorsanız ve genel olarak keyifsizseniz soğan ve pırasayı tercih edin.
Karşılıksız bir aşk yaşıyorsanız, pirinç ve şekerden kaçının. Bu iki gıdanın melankoliyi azdırıp, romantik yaklaşımı ağırlaştırdığı biliniyor
Eğer özgüvene ihtiyacınız varsa turunçgillere başvurun
Heyecanlı ve stresli durumlarda, özellikle gerilim yaşanan önemli toplantılar ya da sınavlar öncesinde turunçgillere ağırlık vererek olumsuz durumunuzu hafifletebilirsiniz
Kereviz ve havuç, kaybolan hayallerin ve düş kırıklıklarının yaralarını sarmaya birebir.
Kuşku ve çekingenliğe karşı en iyi ilaç mercimek.
Çalışmaktan yıpranmaya karşı bezelye yiyin.
Üzerinizde endişeyi atmak, hata yapabileceğiniz saplantısını aklınızdan çıkartmak için marula güvenin.
Saldırganlığınızı kontrol altında tutmak için cevize başvurun
Her türlü isteği kamçılamak ve ihtirasları şahlandırmak için çikolata ilk adresiniz olmalı
Patlama durumundaysanız ve sinirden önünüzü göremiyorsanız makarna, ekmek, taze meyve ve sebze iyi gelir.
Kafanız karışıksa nane çiğneyin
Bergamot ve maydanozun depresyona karşı bir numaralı ilaç olduğunu unutmayın

***Dikkat dikkat yukarıda okuduklarınız Elle Mart 2008'den çalıntıdır: Sonra bu yazıyı bir yerden gözüm ısırıyor; Selin bizi kandırdın; kabul etmem:)

11 March 2008

PTT: "Posta Kutunuzu Nasıl Alırdınız?"


Türkiye'de şu ana kadar karşıma çıkan en demokratik şey budur desem çok abartmış olur muyum? Daha önce günlük hayatımda defalarca karşılaşacağım her hangi bir şeyle ilgili hiç fikrimin soruldu mu merak ediyorum... Hala bulamadım.. Sanırım sorulmadı...

PTT posta kutularını nasıl yapalım soruyor... Bence en üst soldaki gibi yapın.. Sizce nasıl yapsınlar???

09 March 2008

Ben Senin Bildiğin Kadınlardan Değilim


Fark ettiniz mi bilmiyorum ama gerçekten önemsenen ve toplum için önemli olan unsurların "günleri" olmuyor.. "Dünya Erkekler Günü" ; "Türkiye Futbol Günü" ; "Dünya Para Günü" ne kadar zihninizi tırmalıyorsa; önemini yitiren veya önemini sonradan kazanmış unsurların "günleri" zihinde o kadar hızlı yer buluyor. O sebeple zihnimde barış; dostluk; sanat günlerini gibi Kadınlar Günü de oldukça kolay yer buldu..

Yer buldu ama bulduğu yere oturmasına da bir yanım izin vermedi ve kendisi ayakta kaldı.. Ikna için verilen kırmızı güller; tebrikler; güzel mesajlar da sonuç yaratmadı çünkü bir günlük ağza bal çalma yerine, kadınlar gününü kutlamayacak kadar kadın olmanın rahat yaşanabildiği; kadınların etkin ve önemli olduğu bir dünyayı tercih ediyorum...

O sebeple, Dünya Kadınlar Gününü tek gecelik bir flört olarak görüyor ve "Ben senin bildiğin kadınlardan değilim" diyerek gururumu korumaya çalışıyorum...

07 March 2008

En Açık Yol Ona Sorulur!!!


Taksici bir arkadaş edinmeden de hangi yol açık; nerede yoğunluk var öğrenmek isterseniz Kopilot bu konuda servis vermeye başlamış.. Ya da servisiyle ilgili yeni reklam vermeye başlamış.. Hangisi bilemiyorum.. Çok merak ediyorsanız 10 saniyesine 2 SMS bedeli ödeyerek öğrenebilirsiniz..

Bir de yolda canı sıkılana, sohbet-muhabbet paketi çıkartırlarsa hem süper olur; hem de ofisten çıkıp yolda canı sıkıldığı için ajansı arayan müşterilerden de bizleri korur ..

22 February 2008

Herkes Uyurken...

Türkiye'de herkes uyurken çalışan birileri var..

Atom mühendisi, bilim adamı, MIT ajanı filan olmalarını bekliyorsunuz ama değiller... Bunlar Reklam ve Medya Uzmanları

Hayatınızın ne kadar yoğun bir algısını kavradığını fark etmediğiniz reklamlar, TV'inize, Derginize, Radyonuza, Sokaktaki Panolara, Web sitelerine, MSN pencerenize düşene kadar , bir otomobil fabrikasının işleyişi kadar entregre bir süreçten geçiyor... Hem de Türkiye'de, az insanla çok iş yapmaya çalışarak...

Yeşil formaları giyen "Reklamveren" topu havaya atıyor, Kırmızı formaları giyen "Medya Uzmanları" topu yakalamaya çalışıyor..

Insan haklarının önemli olduğu ülkelerde, toplar 18:00 sularına kadar, oldukça yükseğe atılıyor; insan haklarının önemli olmadığı ülkelerde toplar her saatte ancak 1-2 metre havalanıyor..

Ve ben bugün kızgınım, topu gögüsüme atıp; tutamadın dedikleri için..

17 February 2008

Dinlemeyi Sevmeyen Dosta - Not



Burnunun dibindeyken, seni özledim diyememek ve bir günü daha yaşamayı ertelemek nedir biliyorum. Olmasını çok istediğin, olup olmayacağını öngörmeye enerjinin yetmediği, kalbinin sev dediği; mantığının dur dediği arada sıkışmış bir durum..

Belki de "arada sıkışmış" da doğru kelimeler değil çünkü bu hem sevip, hem de durarak yaşanan bir nevi dondurulmuş tüketim.. Ve aslında buzdolabi ile ocak arasında gidip gelirken tüketilmeden önce tükenen kendinsin..

O yüzden ya buzluk, ya ocak ama ikisinin arası değil...

Biliyorum cevap: Demesi kolay.. ve ben de katılıyorum; demesi kolay, bende olsam uygulayamazdım..

Sanırım şu an sadece başkasının duygularıyla yazı yazabiliyor muyum deneyerek Sezen Aksu'culuk oynuyorum.. En azından bu denemem için oku ama kendini dinle...

Sevgiler...

Kara Teslim



Istanbul kara teslim ve içim huzur dolu... Koşuşturmalı ve her şeye karşı tetikte hayatların, teslim olmaya da ihtiyacı varmış. Teslim oldum, evmin tadını çıkartıyorum; çok güzel bir his..

14 February 2008

Olan Olmuş


Olan olmuş, diyecek pek bir şey yok aslında: Ilk bakışta aşk...
Cidden ona karşı kalbimde bir yerde bir duygu oluştu..

Aşkıma onunla bir gece geçirmeyi bırak, azıcık yürümeyi bile teklif etmeyin, lakin bir miktar kıskanabilirim ama aşkımın familyasında akrabaları ile tanışmak isterseniz tıklayın...

Banksy



Basit ve anlamlı.. Devamını görmek Banksy.co.uk

11 February 2008

Valentine's Smoochie


Sevgililer günü ile ilgi hissiyatım budur. Embed linkini bulamadığım için videoyu ekleyemedim ama mutlaka izleyin!!!

10 February 2008

Estetik Yaptım


Değişikliğim geldi.. Kuaförüm pazar günü kapalı.. Bende blog'uma (makyaj diyemeyeceğim) estetik yaptım..
Önceki hali daha mı sıcaktı diye düşünüyorum ama değişikliğe o kadar ihtiyacım varmış ki, su anda umrumda değil.. Ama bu bembeyaz sayfa için buzzz diyorsanız; yorumlarınız itina ile incelenecek ve dikkate alınacaktır

Öküz Olmamak

Bekir Çoşkun'un Öküz Olmamak yazısını okudum az önce ve anlattığı video'yu izledim. Cidden muhteşem.. Insana hayatı değiştirme gücü veriyor.. Doğadan esinlenerek , politik bir strateji kurgulayabilirmiş insan, bugun bunu öğrendim.. Şimdi, ben de kalabalığımı arkama alıp; boynuzumu takip havaya atmak istiyorum bir iki kişiyi!!

24 January 2008

A.E.S Nedir? Teşhis | Tanı | Tedavi alttadır



Birazcık hastayım. Geçti zannnediyordum ama geçmemiş; belki de hiç bir zaman geçmeyecek. Bir hafta ; on gün kendini göstermese de; onbirinci gün nüksediyor.. Yalnız yaşayanlarda kendini gösteren A.E.S: Ailem Evde Sendromu olarak açıklanıyor.

A.E.D (Ailem Ev Dışında) durumunda iken ; özlemle çağrılan aile mensupları; eve katılımından bir süre sonra, yoğun bir mutluluk hissi ile sarıp sarmalanıp; iyi ki geldiler, la la la durumundan; aniden ters veya inişli çıkışlı bir ruh haline geçiyor. Dolapta bulunamayan kıyafetler; yerleri değiştirilen eşyalar; TV'den gelen dizi muzikleri veya LigTV sesleri; zamanlı zamansız "xx yer misin?" sorusu hastalığı tetikleyen unsurlar olarak değerlendiriliyor.

A.E.S geçiren hastalarda, etrafı yoksaymak için elektrik süpürgesi yapmak; uzun uzun saçlarını kurutmak; uzun uzun banyoda kalmak; gönüllü olarak fazladan mesai yapmak gibi ileri ve orta düzeyli anormallikler görülebiliyor.

A.E.Sendromunu gidermek için, A.E.D durumunda iken onları ne kadar özlediğinizi düşünmek; spor yapmak veya blog yazmak öneriliyor..

Bu durumda hastalığımı yarına atlatamazsam, sanırım spor yapmam gerekiyor..