03 July 2016

Futbol ve Avrupolitika

Cok iyi bir futbol takipcisi olmadigim icin olsa gerek, futbol maci izlerken, macin ana hatlari disinda bir suru seye dikkatim kayiyor. Panolarda hangi reklamlar donuyor ; hakemler , takimlar ne renk forma giyiyor; taraftarlar nasil seviniyor /uzuluyor ; oyuncular hakemle, karsi takimla ve takim arkadaslari ile nasil dialog kuruyor... Iste bunlarin hepsi, benim gol olmasina yaklasana kadar macta izlediklerim

Siz de bu detaylari izlediginiz uluslararasi maclarda dikkat ettiyseniz fark etmissinizdir, sanki futbol ulkelerin politikalarinin, kulturlerinin, yasam tarzlarinin bir aynasi..

Sari kart alinca yuzunde bir gram sorgulama olmayan Alman oyuncularin hareketini ulkede hakim olan kurallara ve otoriteye olan saygiya baglamak; gol atan Turk futbolcularin sevinmek yerine "soktuk mu" temali kol hareketlerinden polarize olmus, egosu baskin bir toplumda buyudugunu gozlemlemek; Turk takim kurgusunun, tipki devlet ve ozel sektordeki gibi meziyetlerine gore degil, kisisel baglantilarina gore insan atanmasinin bir yansimasi olarak degerlendirmek; Italyan oyuncularin sanki devre arasinda sakal trasi olmus gibi sahaya cikmalarinin, Italyan'larin gunluk hayattaki estetik kaygilarina baglamak; Ingiliz'lerin Avrupa birliginden cikma kararinda gundeme gelen kendilerini gordukleri gucle, gercekte olduklari yer arasindaki farki Avrupa kupasinda da yasadiklarini soylemek bana cok yanlis gelmiyor.

Balik bastan kokuyor, Persembe'nin gelisi Carsamba'dan belli oluyor, politika ve kultur her seye yansiyor. Iste o yuzden bence Avrupa kupasi degil, Avrupolitikasi izliyoruz...

Hepimize iyi seyirler...


17 February 2016

Aşk Meselesi


Beceremedim bu aşk meselesini...

Simdi durup, bahane bulacak, ama ile başlayan cümleler kuracak, astroloji haritamdan, her sene beni evlendiren falcılardan medet umacak veya büyük şehirleri suçlayacak değilim.

Hayatta kendine dürüst olmak lazim.. Ben kendime dürüst olunca aşkı başaramadığımı ama yerini dolduracak sevgiler, oyalanmalar inşaa ettiğimi kabul ediyorum.

Kabul ediyorum diyorum ama kabullenmeyi uzun sureli sürdürebildiğimi söyleyemeyeceğim. Kabullenmenin içine hep umut kaçıyor. Hep bu hayatin suprizlerle dolu olmasının oyununa geliyorum. Hep bir yerden aşk çıkacak, çarpışıp tanışacağız, tanıştıktan sonra bak ben sen yokken neler yaptım diye anlatacağım sanıyorum.

Belki de ilk defa sanmaların sonuna geldim artık. Biraz kendimle yüzleştim, biraz konuyu umutla beslediğimi anladım. Yenildim gibi geldi, tavlayi koltuğumun altına koyup kapiya yöneldim ve fark ettim ki pek de gidecek bir yer yok.

Aşkı başaramayınca nereye gidilir, ne yapilir hic bilmiyorum...

02 December 2015

Sanki Tekrar Basa Donduk

Kucukken cocuklara getirilen, seker yememek, kola icmemek gibi normal yasaklarin aksine benim coplerin yaninda durmam, kalabalik yerlerde bulunmam yasakti.. Hala gazete mansetlerini hatirladigim patlamalar olmustu.. PKK nedir -sanirim- o zaman ogrenmistim.


Daha teror ve PKK nedir cozmeye calisirken, patlamalarin sadece o an tesadufen orada olanin canini almadigini, sag kalanlarin hayatindanda huzuru caldigini o yillarda ogrendim. 

Basina her sey gelebilir hissinin gizli caresizligi disinda, gecimi turizm olan bir sehrin nasil solduguna, ufaldigina, neredeyse toplu depresyona girdigine sahit oldum. 

Bundan yirmi yil sonra durum ve oyuncular degisse de sanki tekrar basa donduk, oysa amac ayni yerde geri donmek degil, yukselmek, ileri gitmekti ama acilan yolda, gosterilen hedefe yururken yola birakilan bir (tane daha) bomba ile gecmise sureklendik. 

Ama bu sefer gecmiste, Kobe Bryant ile Messi ucakta sadece oturup top cevirmiyor, cift kale mac yapiyordu cunku ucakta kimse yoktu... 




04 November 2015

Cocuklar , Ev Bende Kalsin

Yillar oldu kendimi seninle ayni evde bulali.


Geldigin gibi gidecegini sandim ilk baslarda, ne de olsa benim gibi biriyle, ailesiyle, arkadaslariyla uzun sure ayni catida barinamazdin. Bana, yasam tarzima, okuduguma, yaptigima sinirlenir giderdin kafamda

Hic umdugum gibi cikmadin. Her hareketime saygi gosterdin, sessiz bir kosedeydin, hayatimda bir degisiklik olmadi ilk baslarda. Hayat eskisi gibi devam etse de, gonlum olmadan geldigin yerlestigin icin hosnutsuzdum etrafta olmandan ama sesimi cikartacak kadar da rahatsiz degildim

Ben hosnutsuzdum ama Ahmet Efendi, Hatice Abla seni cok sevdi. Ellerine saglik paketleri tuttusturdun, kis soguk gececek, al su komuru dedin, cocuklarini okula yazdirdin. Seni ese dosta, komsuya anlata anlata bitirememisler. 

Arkadaslarim da seni sevdi. Senin fabrikadan devlete malzeme alalim dedin, size kredi dedin, hep sizinle is yapalim dedin, sen bu is adamlari klubune ekledim dedin; kizlari yeni zenginlerle basgoz ettin, bir baktim arkadaslarim artik daha cok senin arkadaslarin olmuslar, hatta beni gizliden begenmemeye baslamislar.

Beni kendi evimde misafir, arkadaslarimin yaninda yabanci hissettirdin, Evimin duzenini degistirdin, aile yadigarlarimi sattin, arkadaslarimi caldin, Ahmet Efendi'yi Hatice Abla'yi bana dusman ettin, kardesimi dovdurdun, bana sovdun, ailemin islerini bozdun. Bilmedigimiz bir mutsuzluk ekledin hayatimiza. Gitmek istedim ama evi sana birakamadim, kalmak istedim nefes alamadim 

Sonra bir secim oldu, cikista eve geldin. Yine kafanda sahte bir sarhosluk, dilinde, "her sey mubah" sarkisi,  uzerinde baska bir yalanin kokusu, yakanda cirkin bir ruj izi,.. Iste o zaman, iyice agir geldi yaptiklarin. Zaman alacagini bilsem de huzuru sectim...

Cocuklar, ev bende; mal, mulk sende kalsin. Umarim bir gun, adelet yerini bulsun... 

18 October 2015

Vaktim Olmasini Ozledim...

Vakti doldurmak icin boya kalemlerini cikarmayi, annen yemek hazir dedigi icin aksam oldugunu fark etmeyi, evin camindan anlamsizca disariyi izlemeyi, bir yere gec kalmamayi, plan yapmamayi, endiselenmemeyi, dusunmeden durabilmeyi ozledim. 

Bu ozlemleri giderdigim nadir saatlerde ise, vakitle uzun sure kavusamayacagimizi, kavussak da biraktigimiz yerden devam edemeyecegimizi anladim.

Hayat beni ve vakti baska yerlere surukledi.

Ilk arkadas, hatta dost olduk, sonra ben onu rakip gordum , rekabet agir geldigi icin o kendini benden sakladi, ben o saklandikca kovaladim ve bugun ilginc bir noktaya geldik.

Ara ara gorusuyoruz ama hayatin (potensiyel) uzunlugu icinde yine de kisa ve planli kaliyor. Mesela hadi Cumartesi bana gel, bir plan yapmadim diyorum. Gelince konu konuyu acmiyor, eskisi gibi beraber resim yapmiyoruz, camdan disariyi izlemiyoruz. O evde otururken, ben hazir sen buradayken bir dolabi toplayayim, evi temizleyeyim, aksama rezervasyon yapayim diye kendime gorevler ediniyorum. 

Simdi diyeceksiniz ki, vakitle aran kotuyse bu yaziyi nasil beraber yazdin. O bana ne guzel yazdin bir de sunu mu desen derken, yorumlarini gozardi edip, bir de ustune ustluk gozumu saatten ayiramadim, kafamda aksam ne giyecegime karar verdim, taksi mi yoksa tren mi hizli gider onu yokladim. Sacim aksami kurtarir mi kontrol ettim, oje surmezsem 5 dakika daha gorusuruzun matematigini yaptim.

Yani anlayacaginiz, yan yandaydik ama benim aklim gorevlerle ve eglencelerle flort etti.Ben ise, her capkinin yapacagi "sevmedigimden degil" aciklamasini kendime yaptim, yaziyi bitirdim ve cikip gittim




14 August 2015

Hedefler & Tatil Koyu

















Hayatta hedefledigim bazi seyleri, havadan cekilmis tatil koyu fotograflarina benzetiyorum. Tatil koylerinde oldugu gibi, uzaktan cekilmis resimdeki ihtisama sahip olmadigi ancak icine girince anliyorsun ama icinden cikmak Pazar gunu anahtari teslim edip evine donmek kadar hizli ve kolay olmuyor


23 April 2015

23 Nisan

Yasasin yarin 23 Nisan..
Anneannem beni kacta Seymenler Parkina goturecek?
Babam belki yarin makyaj yapmama izin verebilir.
Anneme dun gece soyledim, sacimi balerin topuzu yapacak.
Acaba hangi ulkelerden cocuklar gelecek.. ?
Ziyaret eden cocuklarla tanisabilecek miyim?
Kac senedir Ingilizce ogreniyorum, Bence cocuklarla tanissam kendimi anlatirim.
Zaten sunun surasinda "how is your dance, teach me" filan diyecegim. Butun kelimeleri biliyorum
Seneye anneme kesin agirligimi koyacagim, eve ziyaretci ogrenci alacagim!
TRT'yi acmak lazim, stadyuma gitmek lazim.
Kostum giyip dans etmek , cicek, bayrak olmak lazim
Cocuk olarak bu heyecanla buyumek lazim
Ben oyle buyudum..

Yasasin yarin 23 Nisan, hala nese doluyor insan!

06 September 2014

THY'de Hirsiz Var

Iki ay once, New York'ta A treninde yaklasik 1.15 dakikalik bir tren yolculugu yaptim. Belli bir durakta tren degistirdikten sonra girdigim vagonda, zenci -konusmasindan cok egitimli olmadigini anladigim- bir kadinin uc cocugu karsisina cekmis, delice bagirdigina sahit oldum. Kulagimda kulaklik olmasina ragmen sesini duyabildigim ve cocuklara bagirdigi icin kizdigimdan kulakligimi cikarttim, cocuklara bagirmamasi konusunda uyarmaya karar verdim. O arada, cocuklara bagirma sebebinin bakkaldan lolipop calmis olmalari oldugunu anladim ve cocuklara siddet gosterilmesine karsi olsam da, kadinin bagirmasini hakli buldum. Lolipop, altin  veya para.. Calma eyleminin goz ardi edilemeyecek bir sey olmadigini dusundugum icin kadina ve cocuklara verdigi cezaya hak verdim.

Bir ay once, THY (Turk Hava Yollari) TK011 seferi ile yaklasik 10 saatlik bir yolculuk yaptim. Herhangi bir aktarmam olmadan direkt Istanbul'dan New York'a vardim. Ilk defa bir direkt ucusta valizim kargodan cikmadi, uzun bekleme sureci ve doldurdugum formlar sonucunda 4 gun sonra valiz evime ulastirildi. Icindeki esyalari cikartmaya basladigim zaman, icindeki taki torbasinin olmadigini fark ettim ve THY'nin yonlendirdigi sekilde formlari doldurdum ve icinde neler oldugunu belirttim, tazminat departmanina aktarildigini soylediler

Bundan sonrasi ciddi bir hirsizlik hikayesi cunku valizimdeki takilari bence Temel Kotil caldi, Nereden biliyorsun derseniz ekibine zenci kadinin uc cocuga verdigi disiplini veremedigi gordugum icin. Turk Hava Yollarinda bu tur olaylarin cok normal karsilandigina sahit oldugum, suc duyurusu yaptiniz mi sorularima kimse cevap vermedigi, ben suc duyurusu yapmak istedigimde Mulki Idare Amirligine basvurun dedikleri , basvurun dedikleri sitede Mulki Idare Amirinin guzel resmi ve ozgecmisi disinda pek bir bilgi olmadigi ve tazminat departmani bana hic bir zaman donmedigi icin.

Bu yaziyi, hirsizligin bir suc oldugunu THY'ye hatirlatmak icin yazdim cunku bu surecte anladim ki, THY sosyal medyadaki imajini, kurumdaki hirsizliktan ve kulturel bozukluktan daha onemsiyor.

Messi, Kobi Bryant ucaklarda top sektiredursun, THY'de hirsiz var ama buna goz yumulmasinin suc oldugunun farkinda olan kimse yok.

03 September 2014

Rutini Tenhada Kistirasim Var

Rutini tenhada kistirasim, dolasma oglum buralarda diyesim var...

Kendisine gicik oluyorum, metrodan inip daha eve varmadan sokagin kosesi dikilmis pis pis siritiyor, o an gidip suratina bir tane patlamamak icin kendimi tutup, hadi Selin bugun baska bir sokaktan eve git diye kendimi ikna ediyorum, sonra bir bakiyorum evin kapisina gelmis.

Goz temasi kurmadan, daha once hic karsilasmamisiz gibi binaya girip, kapiyi yuzune kapiyorum, camdan bir bakiyorum asagida bekliyor.

Arkadaslarimi cagiriyorum, beni almaya geliyorlar. Bizimki mahallenin delikanlisi gibi, kapidan cikip arabaya binene kadar gozunu ustumden ayirmiyor, sonra hemen arkamdaki taksiye binip, bizi takip ediyor.

Sevdigim yerlerden birine gidiyorum, her sey tamam ama arkadan iki goz bizi izliyor. Izlenilmenin verdigi rahatsizlikla ne arkadasimin, ne sohbetin, ne yemenin, ne icmenin hakkini verebiliyorum ama orada degilmis gibi davraniyorum.

Arada bakmiyorken mekandan kacip, daha once hic gitmedigim bir yere gidiyorum; rahat bir nefes aliyorum. Mekan en sevdigim mekan olmasa da, birinin beni izlemesi derdine takilmadan guzel zaman geciyorum ama eve donuyorum; bizimki sokagin kosesinde sigarasini tutturuyor.

Bu bir suredir bu boyle gidiyor, ben de -kisa- bir suredir izimi kaybettirmeye calisiyorum...

O yuzden beni gormeye aliskin olmadiginiz kiyafetlerle, alternatif mekanlarda, saci basi degismis, degisik hobiler edinmis gorurseniz sasirmayin, sadece rutine gicigim, hatta itiraf etmek gerekirse kendisinden korkuyorum; o yuzden kaciyorum ve sanirim icten ice birinin cikip , dolasma oglumm bu kizin etrafinda demesini bekliyorum.

16 July 2014

Haber Sitelerine: Merakimizi Somurmeyin

Muhtemelen bir cogumuz, haberleri okumazsak, dunyada ne olup bittigini ogrenmezsek iki adim geriden gelecegimizi dusunurek buyuduk ama bugun geldigimiz noktada bunun dogru olup olmadigindan cok emin degilim. 

Haberlere her goz attigim zaman, merak duygum somuruldugunu hissediyorum

Bazi alisilagelmis basliklar: Bakin adama ne olmus, hayatinizda hic boyle bir sey gormediniz, Tayyip soka girdi, muhalefete sok, kadinlar okumasin, flas haber, son dakika, erkekler bakmasin... 

Nasil haber basligi bunlar.. Hadi olmadi, "Pist, bir tikla bir sey diyceeem" yazin artik. (Evet size diyorum sevgili gazete ve haber siteleri!) 

Reklam sansinizi arttirmak icin tiklama yemi bunlar ve neden yapildigini da reklam satinalmasi yapan bir insan olarak gayet iyi anliyorum ama kesinlikle tasvip etmiyorum. Tembelliginiz, uretememenizin, kendi iceriginize guven duymamanizin basligini atiyorsunuz. 

Bana gore iyi haber, basliginda konuyu verir, konu ilginc oldugu icin insanlari icine ceker, guzel yazilmissa da uzerinde zaman gecirtir. 

Her baktigimda, zaten yarisi (iyimser bir rakam) yurtdisi yayinlardan araklanmis haberlerle gundemi dolduruyorsunuz, bari geri kalan gundemi adam gibi yansitin diyorum icimden. 

Eminim kaynaginizin olmamasi, pazarda bunlarin tutmasi gibi bir suru sebebiniz var ama buna diyecek bir kac cift lafim var. Bu isi okumus, okurken basarisini kanitlamis insanlari ise alin, kendini ispatlamak icin yazmayi deneyenlere sans verin (tahminimce amatorlerden ticari sorununuzu giderecek kalitede, hakkiyla tiklatacak icerik gelecektir) , klise duyulacak ama yaraticiliginizi kullanin. Insan cok kolay ogrenen, cabuk alisan ve cabuk duyarsizlasan bir yaratik, meraki somurmek kisa sure sonra metro cikisindaki dilenciye duydugumuz kadar kaygi / merak uyandiracak ve son olarak bir bilene danisin. Eminim birileri size siteniz icin nasil dusuk maliyetli icerik kaynagi olusturulur ve daha cok para nasil kazanilir yardimci olacaktir. Kimse olamiyorsa -soz- ben oturup sizinle dusunecegim, siz yeterki daha fazla merakimizi somurmeyin... 

10 July 2014

Balta Döner, Sap Döner

Biz dunyalilar, birinden hoslaninca zekamizin bir kismini kaybediyoruz. Orneklemim kendim ve arkadaslarimla sinirli ama neredeyse yuzde yuz eminim. Bunye hoslanma fikrine teslim olunca kalp gidip beynin kafasina sopayla vuruyor.

Sersemlemis beyin, olaylari bir araya getiremiyor ; ciglik atmak istiyor sesi cikmiyor ; eski dosttan dusman olmaz diye feryatlar ediyor ama kalp o arada bagimsizligini ilan etmis, bayragini dalgalandiriyor.

Sonra bir bakmissin, egriye dogru demissin, iki kere ikiye bes, olmaza olur, ota gulmussun, cicege sevinmissin, sarkiya aglamissin, arkadasini darlamissin, isi boslamissin...

Neyse ki, beyin vazgecen, yere yigilinca oyundan cekilen bir organ degil... Ne kadar sert vurursan vur, bir yolunu bulup yonetimi geri ele geciriyor, hadi onu beceremediyse ic savas cikartiyor.

Bu ic savastan kimi zaman karsimizdakine kizgin ve kalbimiz kirik ayriliyoruz ya, aslinda hoslandigimiz insan degil, beynimiz kalbimizi kiriyor. Daha onceki darbenin intikamini isler sogumusken aliyor.

O yuzden, siz siz olun birinden hoslaninca beyninize sopa ile vurmayin. "Balta döner, sap döner, gün gelir hesap döner" sozunde megerse bunu demek istemisler...

13 April 2014

Kadin Erkek Iliskisi & Karin Egzersizi

Kadin erkek iliskilerini bazen karin egzersizine benzetiyorum.

Ayni harekette hareketsizce bekledigin icin kaslarin calisiyor; yoruluyorsun, karnin aciyor, 60 saniye bir an once bitsin istiyorsun. Iliskilerde de kimi zaman sadece durman ve hic bir sey yapmaman gerekiyor, ayni yorgunlugu, karin acisini, hareketsiz kalmaktan rahatsizligi hissediyorsun.

Tek suphem, karin egzersizinde oldugunu gibi ayni yerde durmanin iliskiye yarayip yaramadigi...

Yariyorsa, 24 saatlik 2 set yaptim. Azimliyim, Halle Berry gibi olmadan birakmam

07 April 2014

DNS Degistirebilen Agustos Bocegi

Gectigimiz senelerin -ozellikle son bir senenin- politik olaylari tarih kitaplarina nasil gececek cok merak ediyorum. Olanlari icindeki anlami ve hissi kaybetmeden tarihe dokebilmenin yolu yok bence. Okul kitaplari, tekrar tekrar secimleri kazanan AKP hukumeti ile Turkiye'de degisim basladi ; ulke laikligi ve demokrasiyi kaybetmenin ilk sinyallerini verdi mi diyecek mesela... O arada insanlarin nasil birlestigini, ayni zamanda kutuplastigini, vatandaslarin oylarina neler oldugunu anlatabilecek mi? Ya da zaten ulkenin geldigi nokta itibari ile bu bir zafer gibi mi aktarilacak? Gercekten tarih kitaplarina bu gunlerin nasil yansiyacagini hic goremiyorum.

Tek gorebildigim, Turkler ic isleri ile ilgilenirken bir Agustos bocegi hikayesi yasandiginin tarihe gececegi. Turkiye'de zit kutuplar bir biri ile didisirken, diger ulkelerin yeni gezegenlere uydu gonderisi, ruzgardan ve gunesten enerji uretisi, giyilebilir teknolijiler gelistirisleri, 3D yazicilarla kiyafet uretisleri, yeni nesil web sitelerinin nasil hayata gecirdikleri, reklam satin almasinin artik programlanmis algoritmalarla yaptiklari, daha hizli ucan ucaklar icat edisleri kitaplarin bir parcasi olacak.

Biz onlar konusulurken, o ara biz birimizle didisiyorduk, ayrica trafoya kedi kacmisti , butun ulke bununla ugrastik , sonra hep beraber DNS'i degistirmeyi ve VPN kullanmayi ogrendik, o yuzden bir kalem yenilik yapamadik diyecegiz. Tabi dunya bizi hakli gorup, ulkemize izin kagidi yazacak. Boylece dahil olamadigimiz herhangi bir gelismeden sorumlu olmayacagiz ama emin olun o gune gelince olmak isteyecegiz. Gelismeler bizde Avrupa Birligi etkisi yapacak. Bizi de alin diye tutturacagiz ama icini dolduracak donanimimiz olmayacak

O yuzden ulkenin gundemi bizi boylesine yutarken aslinda DNS degistirebilen Agustos bocegi olmaktan cok daha fazlasini basarmak zorundayiz. Mumkun olabilir mi bilmiyorum ama Pazartesi ise gidince, iki haber az okuyup kendi alanimizda ne yapabiliriz diye dusunsek sanki ulke icin daha faydali olur.

Oradan konusmasi kolay derseniz -muhtemelen- haklisiniz, sadece gordugumu ve kendi dusundugumu soyluyorum. Hak vermeme hakkina sahipsiniz ama bir yanda da yanlis anlasilmaya cok elverisli bir yazi, eger tepki duyduysaniz ikinci bir sans verip tekrar goz atarsaniz sevinirim.

Iyi Haftalar!

17 February 2014

Korkutma Bir Yonetim Bicimi

Medyada surekli basina bir felaket gelen insanlarin tradejisini izleyip kendimize korkudan kalkanlar oruyoruz, gunluk hayatimizi yasarken biri cantamizi calar mi, kafamiza silah dayar mi, cekip iki el ates eder mi, polis bizi iceri alir mi, ucagimiz duser mi, otobus duragimizda patlama olur mu, etek giyersek taciz edilir miyiz, evimizi, arabamizi sigortalatmazsak cok daha fazla para kaybeder miyiz, bulasik makinemize Calgon koymazsak makinemiz bozulur mu, yerleri camasir suyuyla silmezsek bebegimiz bir hastaliga kapilir mi gibi farkli korkularla dolu.

Hepsi olabilir... (Hele ki Turkiye'de yasiyorsaniz)

Sadece atladigimiz bir sey var, bunlarin olma olasiligi, olmama olasiligina gore cok daha dusuk. Her gun basina bir felaket gelmeden gununu tamamlayan bir suru insan olmasina ragmen, trajik olaylarin yaydigi kacinma duygusu ve olumlu olaylarin varligini unutmamiz dolayisiyla korkuya esir yasiyoruz ve hatta korku ile yonetiliyoruz.

Korku ile yonetmeyi yonetici adina cok guclu bir taktik olarak goruyorum. Istatistiksel bilgim yok ama gozlemlerime dayanarak yeterince korkutulan insanin fazla sorgulamadan istenilen hareketi yerine getirdigini dusunuyorum. Korktugumuz zaman normalde tepki verecegimiz olaylara tepki veremiyoruz. Kriz cikacagindan korkan calisan, is yerinde maas artisi olmadan uzerine eklenen ek gorevleri kabulleniyor ; yazdigi yazinin karakolda bitecegini dusunen siradan bir vatandas twitter denen "beladan" uzak duruyor ; meyve, sebze yemezse kanser olacagini dusunen insan sevmese de meyve, sebze yiyiyor;  belli urunleri kullanmazsa kizlari etkileyemeceginden endiselenen erkek butcesinin uzerinde urunler aliyor; guzel gorunmezse sevilmeyecegini dusunen kizlar kendini ac birakiyor; en pahali urunu almazsa cocugunun cildini tahris edecegini dusunenen anne kredi kartini odeyemeyecek olsa da harcama yapiyor; cocugu olmazsa kocasini evde tutamayacagindan endiselenen es, henuz hazir olmasa cocuk yapiyor.

Korkuyu denklemden cikartirsak, kim hazir olmadan cocuk yapar; kredi kartini odeyemecegini bilerek alisveris eder; kendini ac birakir; butcesini sarsacak urunler alir; sevmedigi bir yiyecegi yer; herhangi bir seyi yazmaktan cekinir; maas artisi olmadan ek gorevi kabul eder. Bence hic birimiz durduk yere bu saydiklarimi herhangi bir korku barindirmasak yapmayiz.

Bu ufak orneklere bakarak kararlarimizin, yaptiklarimizin altinda ogretilmis korkular yattigini dusunmemi herhalde kimse yadirgamaz. Bunu daha da net gormek isterseniz , izledigimiz filmlere, reklamlara, haberlere  bir de bu gozle bakarsaniz ne demek istedigim ve korkunun kararlarimizi guclu sekilde etkileyebilen bir yonetim bicimi oldugu anlayacaksiniz.

Sonra belki siz de benim gibi kendi korkularinizi kendiniz secmek isteyeceksiniz. Kolay gibi geliyor ama gerekli gereksiz biriktirdigimiz o kadar cok korku var ki, kullanmadigin kiyafetleri bir iki saatini ayirip dolaptan ayiklamaya benzemiyor. Her bir korkuyu ustune bir kere daha giyip , bunu bir yerde giymem gerekir mi, giymezsem  ne olur,  hayatimda ne kadar yer kapliyor diye uzerinde tek tek dusunmeyi gerektiriyor.

Ben hala korku dolabinin onunde ayiklama modundayim. Size de benimle ayni yerlerdeyseniz kolay gelsin, korkunun temizligi kolay bitmiyor...

13 December 2013

Ah be Yithsak


Seni kaybettigimize olan uzuntum, beraber gecirdigimiz zamanla ters orantili

Butun gun "ah be Yithsak" dedim.. Hasta olduguna inanmadigim gibi, seni kaybettigimize de inanmak istemedi bir yanim. Ilk yas tutamadim, daha cok hayal kirikligina ugradim, Sanki sen bir seyi yanlis yapmissin, ben de bu pozitif dusunce olayini basaramamisim...

Sanki hayat sen onu severken, arkandan is cevirdi...

"Runaway buddy" , Broome Bar... Hep hatirlayacagim...

Kendine bu sefer iyi bak...

10 December 2013

Hayat Hala Analog

Sanirim ilk dijital kameraya sahip oldugum zaman , hayata karsi sabirli olmanin gerekli oldugu fikrini yitirdim. Daha sahip oldugum ilk gun, "Naber analog, seni 36 poz beklememe gerek yok, dijital aninda goruntu" deyip nanik yapti bir tarafim hatta analog kamerayi hor gordu.

Hayatima diger giren e-posta, ICQ, MSN, cep telefonu, SMS, MMS,Yonja, Facebook, Skype, Twitter, Facetime gibi uygulamalar da bunlarin tuzu biberi oldu. Hayata karsi sabirli olmaya gerek yoktu. Ulkeler, zaman dilimleri, tanisikliklar, arkadasliklar, ogrenmek, paylasmak sen istedigin anda, senin oldugun yerde oluveren seylere donustu. Acikcasi sevdigi bir suru insandan uzakta olan bir insan olarak durumdan son derece keyif aldim. Uzakta olmak boyle cekilir hale geldi ve kendimi hep degisime sahit olan sansli bir jenerasyon olarak gordum.

Bunu ama aslinda analog kamera, mektup, posta gibisi yok, nerede eski gunlere baglamayacagim korkmayin. Bugun geldigim noktada hala her birini kullaniyor olmaktan cok mutluyum, hatta her yeni cikan uygulamada heyecanlaniyorum. Icten ice hayatimiza daha neler gelecek acaba diye tahmin yurutmekten kendimi alamiyorum.

Sikayetim daha yeni kaybettigimi fark ettigim sabretme fikri uzerine. Dunya teknolojiklestikce, hayatimin da "user friendly" bir arayuzden, sonraki butonuna basip onaylandigim zaman ilerleyecegini sanmaya basladim. Oysa ki, hayatin buyuk bir kismi hala el emegi mantigiyla calisiyor ve o hizda da ilerliyor. Iki ilmek atiyorsun, iki sira oruyorsun bazen bakiyorsun olmuyor, bir daha basliyorsun, bu sefer on ilmek atiyorsun, bir ters bir duz oruyorsun, belki tam istedigin olmuyor ama yine de olani kabul ediyorsun veya sokup bir daha basliyorsun. Bazen tum malzemeyi tencereye koyuyorsun, illa iki saat atesle kaldiktan sonra yenilebilir hale geliyor.

Diyecegim, hayatin bir deneme yanilma, ogrenme ve pisme suresi var ama biz bunun gerektirdigi sabri gostermeyi artik gerekli gormuyoruz. Sorun su ki, gerekli gormemiz , gerekmedigi anlamina gelmiyor. Hayati hala en az iki saat ocakta pisirmemiz, on degil belki yuz ilmegi bir ters bir duz ormemiz gerekiyor fakat artik bunu yapmamiz gerektiginde isyan ediyoruz, hayat bize kotu davraniyor saniyoruz. Aslinda yaniliyoruz cunku hayat hala analog, dijitallesen sadece bizleriz ve sabretme fikrinden yoksun ve emek harcamaktan biraz aciziz...

09 December 2013

Amerikan Konsolosluguna

Turkiye'ye geldigimde , Amerika konsolosluguna yaptigim gunibirlik ziyaret sonrasinda kendilerine iki cift lafim var:


Yil 2013, insanlarin neredeyse ikiser telefonlari, tabletleri, bilgisayarlari var. Iceriye teknolojik cihaz almamayi, alinmiyorsa da iceride bulundugun sure zarfinda esyalari saklayacak bir yer saglamamanizi pek anlayamiyorum. [Cep telefonumu nereye birakayim diye sorunca, karsidaki kahveye sorun diyorsunuz, insan kendini vergi dairesinde hissediyor, vize derdini unutuyor, uzerine bir rahatlik geliyor) 

Simdi bir anda benden duyup sasirmayin ama topraklarimizda asimile olmussunuz. Kural getirip , cozum getirmeme ulkemizin en sahiplendigi ilkelerden biridir. Bu ilkeye paralel olarak, telefonu yasak edip, cozumu karsidaki kahveye, bufeye birakmissiniz, ki bu sizleri bizden biri yapmis. 

Artik ayri gayrimiz olmadigina gore, karsidaki kahvede okeye, mahalledeki dugunde de hayala bekleriz... 

Saglicakla kalin.

21 November 2013

Beyin Ici Siddet

Bugun fark ettim ki, aslinda mutlu olmak,yaptiklarinla degil yapabileceklerinin olasilik dahilinde olmasi ile alakali...


Mevcut olasiliklar, isler, insanlar hayatindan cikinca, aslinda ilerde karsina cikabilecek firsatlari da kaybettin zannedip, hayal gucunu baltaladigin icin mutsuz oluyorsun. 

Yoksa hayat degismiyor, hayal gucune iskence ediyorsun hepsi bu. Hayal gucu kafasini kaldirip, "Aaa biliyor musun aslinda sunu yapabilirsin" dediginde. AMA gelip hayal gucunun kafasina kocaman bir tahta ile vuruyor. 

Yere yigilip sersemleyen hayal gucu tam kendini toparlayip yerden kalkmaya calisirken ; AMA kalkarsa yine konusacak diye bir de karnina tekme atiyorsun. Aslinda konusurken iyi gelse de, guzel guzel konusup yarattigi heyecanin sonra hayal kirikligi donmesinden korkuyorsun. Sonra yine vuruyorsun.

Nereden biliyorsunuz derseniz, tahmin edeceginiz uzere hayal gucumun benden cok cekmisligi var. (Beyin Ici Siddet diye bir olusum olsa, muhtemelen beni hayal gucumden uzak tutarlardi.)

AMA bugun bu bilge yaziyi yazmamin sebebi hayal gucume karsi mutlu yenilgimi kutlamak. Iki gun once bir firsati kacirdigimi dusundugum sirada, baska bir firsat cikar , cikmaz diye kendimle tartisirken hayal gucu kafama vurup "her sey cok guzel olacak" diyip beni susturdu, "hayir olmayacak, o firsati kacirdim" demeye calisirken cumlemi tamamlayamadan karnima tekme atti, yigildim kaldim.Yerde debelenirken, hayal gucum beynimi ele gecirdi, her seyin cok guzel olacagina icerideki herkesi inandirdi. Su anda topluca sefil olacagimiza, bir senliktir gidiyor. Hani o esnada beni ararsaniz bulamayacaksiniz. Artik hayal gucume not birakin, iletirse size geri donerim.

17 November 2013

Kendine Ait Olmayan Gucun Ozguveni


Politikaci eslerinin bir cogunun gozunde hoslanmadigim bir isik ve ortak enerji var, televizyonda kendileri ile goz goze gelirken icten ice rahatsiz olusum, aslinda arkada calisan bir analiz sureci baslatmis olacak ki, dun televizyonda Obama'nin konusmasini dinlerken bir anda aydinlandim.

Bu bayanlar, kendilerine ait olmayan bir gucun ozguvenini yasiyorlar. O yuzden kocalarinin ifadesindeki yorgunlugun aksine, kendilerini sansli hissetmenin verdigi enerji ve yuzlerinde emek harcanmadan edinilmis basarinin yarattigi piyango kazanmis etkisi var. Bu Michelle'de de var, Emine'de de.. Yani tahminimce ulke bagimsiz bir durum.

Olur da hic bir bilimsel ve akademik degeri olmayan bu durumu ve yazdiklarimi sorgularsaniz. aktif siyaset yapan bir iki kadini kontrol grubu olarak kullanmanizi oneririm. Mesela Hillary Clinton, Emine Tarhan..

Ayrica simdiden soyleyeyim, sosyolog filan degilim. Yazdiklarimin hic bir kaynagi yok. Oyle aklima geldi yazdim, yani politikaci esiyseniz ve okuyorsaniz cok umursamayin. Michelle pek takmaz ama Emine gonul koyarsa diye aciklamak istedim.



22 October 2013

Tek Tek Gelin... Sevgiler, New York

New York'ta gercek ustu bir hafta gecirdik. Biz Turkiye'ye gitmedik, Turkiye ayagimiza geldi.


3 yildir burada yasiyorum ama ayni anda bu kadar tanidigim insanin New York'ta oldugu bir zaman daha gecirmedim. Hatta buralarda oldugunu bilip, goremedigim ; duyup, arayamadigim insanlar bile oldu. (Istemedigim degil, tek kisi olarak yetisemedigimden)

Tabi sadece benim arkadaslarimla kalmadigi icin, gun icinde sokakta, metroda, restaurantta, barda, alisveriste, bakkalda, tuvalette en az birkac Turk'le karsilasmak gunun kacinilmaz bir parcasi oldu.

Karsilastigim Turk'ler, bana bir kuple her seyden azicik tattirdi...

Yaninda aile olmasini, yakin arkadas cesitliliginin ne de guzel oldugunu, Turkiye'den gelen tatlinin, bademin, cevizin tadinin bir baska oldugunu, 5 Turk kiz yan yana gelirse mutlaka bir iliski sorununa kriz masasi olusturuldugunu (valla kulak misafiri oldum, bilerek dinlemedim), Turk kizin kriz masasi esnasinda hala sac-kiyafet-ayakkabi-canta dortlusunun analizini yapacak kadar kabiliyetli oldugunu ve bunun yani sira sadece bakislariyla karsindaki insana "ne giyiyorum acaba" guvensizligini tattirabildigini, Turk'lerin tanimadigi Turkleri gorunce kimi -cogu- zaman gormemezlikten geldigini, tanidigi Turk'leri gorunce ise bolunerek cogaldigini, erkeklerin yuklu hesaplari odedigini, kizlarin sonra icki, tatli ismarladigini, yeni seylere uyumumuzun Bugatti hizinda oldugunu, Apple urunlerinin ne kadar cok sevildigini, gittigimiz yerdeki iyi gece mekanlarini ne kadar kolay ogrendigimizi ve gece iyi mekana gitmenin aslinda eglenmeden cok statu oldugunu, bunun yani sira yazmaya usendigim bir suru seyi daha bir haftada tattim. 

Dun itibariyle Turk'ler bir anda New York semalarindan Istanbul, Ankara, Izmir semalarina suzuldu. Ayiptir soylemesi aptal oldum. 

Neyse bu aptallik uzun suredir icinde bulundugum siradanlikta, gozlem kabiliyetimi tetikledi ve yazma istegimi bana geri verdi. 

Hazir yaziyorken soyleyeyim, tanisalim tanismayalim hepinizi seviyorum, yine gelin ama tek ricam tek tek gelin...