Vaktim Olmasini Ozledim...
Ilk arkadas, hatta dost olduk, sonra ben onu rakip gordum , rekabet agir geldigi icin o kendini benden sakladi, ben o saklandikca kovaladim ve bugun ilginc bir noktaya geldik.hayatı deniyorum... oynuyorum, dağıtıyorum, topluyorum, sunuyorum, siliyorum, öğreniyorum, geziyorum... Hayatımın html versiyonu... Gerçek hayatımda olduğu gibi bir konusu, hedefi yok.. Sadece kalbimi dinliyorum, bakalım ne anlatmak istiyor..
Ilk arkadas, hatta dost olduk, sonra ben onu rakip gordum , rekabet agir geldigi icin o kendini benden sakladi, ben o saklandikca kovaladim ve bugun ilginc bir noktaya geldik.
Gönderen
Selin
0
yorum

Hayatta hedefledigim bazi seyleri, havadan cekilmis tatil koyu fotograflarina benzetiyorum. Tatil koylerinde oldugu gibi, uzaktan cekilmis resimdeki ihtisama sahip olmadigi ancak icine girince anliyorsun ama icinden cikmak Pazar gunu anahtari teslim edip evine donmek kadar hizli ve kolay olmuyor
Gönderen
Selin
0
yorum
Gönderen
Selin
0
yorum
Iki ay once, New York'ta A treninde yaklasik 1.15 dakikalik bir tren yolculugu yaptim. Belli bir durakta tren degistirdikten sonra girdigim vagonda, zenci -konusmasindan cok egitimli olmadigini anladigim- bir kadinin uc cocugu karsisina cekmis, delice bagirdigina sahit oldum. Kulagimda kulaklik olmasina ragmen sesini duyabildigim ve cocuklara bagirdigi icin kizdigimdan kulakligimi cikarttim, cocuklara bagirmamasi konusunda uyarmaya karar verdim. O arada, cocuklara bagirma sebebinin bakkaldan lolipop calmis olmalari oldugunu anladim ve cocuklara siddet gosterilmesine karsi olsam da, kadinin bagirmasini hakli buldum. Lolipop, altin veya para.. Calma eyleminin goz ardi edilemeyecek bir sey olmadigini dusundugum icin kadina ve cocuklara verdigi cezaya hak verdim.
Bir ay once, THY (Turk Hava Yollari) TK011 seferi ile yaklasik 10 saatlik bir yolculuk yaptim. Herhangi bir aktarmam olmadan direkt Istanbul'dan New York'a vardim. Ilk defa bir direkt ucusta valizim kargodan cikmadi, uzun bekleme sureci ve doldurdugum formlar sonucunda 4 gun sonra valiz evime ulastirildi. Icindeki esyalari cikartmaya basladigim zaman, icindeki taki torbasinin olmadigini fark ettim ve THY'nin yonlendirdigi sekilde formlari doldurdum ve icinde neler oldugunu belirttim, tazminat departmanina aktarildigini soylediler
Bundan sonrasi ciddi bir hirsizlik hikayesi cunku valizimdeki takilari bence Temel Kotil caldi, Nereden biliyorsun derseniz ekibine zenci kadinin uc cocuga verdigi disiplini veremedigi gordugum icin. Turk Hava Yollarinda bu tur olaylarin cok normal karsilandigina sahit oldugum, suc duyurusu yaptiniz mi sorularima kimse cevap vermedigi, ben suc duyurusu yapmak istedigimde Mulki Idare Amirligine basvurun dedikleri , basvurun dedikleri sitede Mulki Idare Amirinin guzel resmi ve ozgecmisi disinda pek bir bilgi olmadigi ve tazminat departmani bana hic bir zaman donmedigi icin.
Bu yaziyi, hirsizligin bir suc oldugunu THY'ye hatirlatmak icin yazdim cunku bu surecte anladim ki, THY sosyal medyadaki imajini, kurumdaki hirsizliktan ve kulturel bozukluktan daha onemsiyor.
Messi, Kobi Bryant ucaklarda top sektiredursun, THY'de hirsiz var ama buna goz yumulmasinin suc oldugunun farkinda olan kimse yok.
Gönderen
Selin
1 yorum
Rutini tenhada kistirasim, dolasma oglum buralarda diyesim var...
Kendisine gicik oluyorum, metrodan inip daha eve varmadan sokagin kosesi dikilmis pis pis siritiyor, o an gidip suratina bir tane patlamamak icin kendimi tutup, hadi Selin bugun baska bir sokaktan eve git diye kendimi ikna ediyorum, sonra bir bakiyorum evin kapisina gelmis.
Goz temasi kurmadan, daha once hic karsilasmamisiz gibi binaya girip, kapiyi yuzune kapiyorum, camdan bir bakiyorum asagida bekliyor.
Arkadaslarimi cagiriyorum, beni almaya geliyorlar. Bizimki mahallenin delikanlisi gibi, kapidan cikip arabaya binene kadar gozunu ustumden ayirmiyor, sonra hemen arkamdaki taksiye binip, bizi takip ediyor.
Sevdigim yerlerden birine gidiyorum, her sey tamam ama arkadan iki goz bizi izliyor. Izlenilmenin verdigi rahatsizlikla ne arkadasimin, ne sohbetin, ne yemenin, ne icmenin hakkini verebiliyorum ama orada degilmis gibi davraniyorum.
Arada bakmiyorken mekandan kacip, daha once hic gitmedigim bir yere gidiyorum; rahat bir nefes aliyorum. Mekan en sevdigim mekan olmasa da, birinin beni izlemesi derdine takilmadan guzel zaman geciyorum ama eve donuyorum; bizimki sokagin kosesinde sigarasini tutturuyor.
Bu bir suredir bu boyle gidiyor, ben de -kisa- bir suredir izimi kaybettirmeye calisiyorum...
O yuzden beni gormeye aliskin olmadiginiz kiyafetlerle, alternatif mekanlarda, saci basi degismis, degisik hobiler edinmis gorurseniz sasirmayin, sadece rutine gicigim, hatta itiraf etmek gerekirse kendisinden korkuyorum; o yuzden kaciyorum ve sanirim icten ice birinin cikip , dolasma oglumm bu kizin etrafinda demesini bekliyorum.
Gönderen
Selin
1 yorum
Gönderen
Selin
1 yorum
Gönderen
Selin
0
yorum
Kadin erkek iliskilerini bazen karin egzersizine benzetiyorum.
Ayni harekette hareketsizce bekledigin icin kaslarin calisiyor; yoruluyorsun, karnin aciyor, 60 saniye bir an once bitsin istiyorsun. Iliskilerde de kimi zaman sadece durman ve hic bir sey yapmaman gerekiyor, ayni yorgunlugu, karin acisini, hareketsiz kalmaktan rahatsizligi hissediyorsun.
Tek suphem, karin egzersizinde oldugunu gibi ayni yerde durmanin iliskiye yarayip yaramadigi...
Yariyorsa, 24 saatlik 2 set yaptim. Azimliyim, Halle Berry gibi olmadan birakmam
Gönderen
Selin
0
yorum
Gectigimiz senelerin -ozellikle son bir senenin- politik olaylari tarih kitaplarina nasil gececek cok merak ediyorum. Olanlari icindeki anlami ve hissi kaybetmeden tarihe dokebilmenin yolu yok bence. Okul kitaplari, tekrar tekrar secimleri kazanan AKP hukumeti ile Turkiye'de degisim basladi ; ulke laikligi ve demokrasiyi kaybetmenin ilk sinyallerini verdi mi diyecek mesela... O arada insanlarin nasil birlestigini, ayni zamanda kutuplastigini, vatandaslarin oylarina neler oldugunu anlatabilecek mi? Ya da zaten ulkenin geldigi nokta itibari ile bu bir zafer gibi mi aktarilacak? Gercekten tarih kitaplarina bu gunlerin nasil yansiyacagini hic goremiyorum.
Gönderen
Selin
0
yorum
Medyada surekli basina bir felaket gelen insanlarin tradejisini izleyip kendimize korkudan kalkanlar oruyoruz, gunluk hayatimizi yasarken biri cantamizi calar mi, kafamiza silah dayar mi, cekip iki el ates eder mi, polis bizi iceri alir mi, ucagimiz duser mi, otobus duragimizda patlama olur mu, etek giyersek taciz edilir miyiz, evimizi, arabamizi sigortalatmazsak cok daha fazla para kaybeder miyiz, bulasik makinemize Calgon koymazsak makinemiz bozulur mu, yerleri camasir suyuyla silmezsek bebegimiz bir hastaliga kapilir mi gibi farkli korkularla dolu.
Hepsi olabilir... (Hele ki Turkiye'de yasiyorsaniz)
Sadece atladigimiz bir sey var, bunlarin olma olasiligi, olmama olasiligina gore cok daha dusuk. Her gun basina bir felaket gelmeden gununu tamamlayan bir suru insan olmasina ragmen, trajik olaylarin yaydigi kacinma duygusu ve olumlu olaylarin varligini unutmamiz dolayisiyla korkuya esir yasiyoruz ve hatta korku ile yonetiliyoruz.
Korku ile yonetmeyi yonetici adina cok guclu bir taktik olarak goruyorum. Istatistiksel bilgim yok ama gozlemlerime dayanarak yeterince korkutulan insanin fazla sorgulamadan istenilen hareketi yerine getirdigini dusunuyorum. Korktugumuz zaman normalde tepki verecegimiz olaylara tepki veremiyoruz. Kriz cikacagindan korkan calisan, is yerinde maas artisi olmadan uzerine eklenen ek gorevleri kabulleniyor ; yazdigi yazinin karakolda bitecegini dusunen siradan bir vatandas twitter denen "beladan" uzak duruyor ; meyve, sebze yemezse kanser olacagini dusunen insan sevmese de meyve, sebze yiyiyor; belli urunleri kullanmazsa kizlari etkileyemeceginden endiselenen erkek butcesinin uzerinde urunler aliyor; guzel gorunmezse sevilmeyecegini dusunen kizlar kendini ac birakiyor; en pahali urunu almazsa cocugunun cildini tahris edecegini dusunenen anne kredi kartini odeyemeyecek olsa da harcama yapiyor; cocugu olmazsa kocasini evde tutamayacagindan endiselenen es, henuz hazir olmasa cocuk yapiyor.
Korkuyu denklemden cikartirsak, kim hazir olmadan cocuk yapar; kredi kartini odeyemecegini bilerek alisveris eder; kendini ac birakir; butcesini sarsacak urunler alir; sevmedigi bir yiyecegi yer; herhangi bir seyi yazmaktan cekinir; maas artisi olmadan ek gorevi kabul eder. Bence hic birimiz durduk yere bu saydiklarimi herhangi bir korku barindirmasak yapmayiz.
Bu ufak orneklere bakarak kararlarimizin, yaptiklarimizin altinda ogretilmis korkular yattigini dusunmemi herhalde kimse yadirgamaz. Bunu daha da net gormek isterseniz , izledigimiz filmlere, reklamlara, haberlere bir de bu gozle bakarsaniz ne demek istedigim ve korkunun kararlarimizi guclu sekilde etkileyebilen bir yonetim bicimi oldugu anlayacaksiniz.
Sonra belki siz de benim gibi kendi korkularinizi kendiniz secmek isteyeceksiniz. Kolay gibi geliyor ama gerekli gereksiz biriktirdigimiz o kadar cok korku var ki, kullanmadigin kiyafetleri bir iki saatini ayirip dolaptan ayiklamaya benzemiyor. Her bir korkuyu ustune bir kere daha giyip , bunu bir yerde giymem gerekir mi, giymezsem ne olur, hayatimda ne kadar yer kapliyor diye uzerinde tek tek dusunmeyi gerektiriyor.
Ben hala korku dolabinin onunde ayiklama modundayim. Size de benimle ayni yerlerdeyseniz kolay gelsin, korkunun temizligi kolay bitmiyor...
Gönderen
Selin
0
yorum

Seni kaybettigimize olan uzuntum, beraber gecirdigimiz zamanla ters orantili
Butun gun "ah be Yithsak" dedim.. Hasta olduguna inanmadigim gibi, seni kaybettigimize de inanmak istemedi bir yanim. Ilk yas tutamadim, daha cok hayal kirikligina ugradim, Sanki sen bir seyi yanlis yapmissin, ben de bu pozitif dusunce olayini basaramamisim...
Sanki hayat sen onu severken, arkandan is cevirdi...
"Runaway buddy" , Broome Bar... Hep hatirlayacagim...
Kendine bu sefer iyi bak...
Gönderen
Selin
0
yorum
Sanirim ilk dijital kameraya sahip oldugum zaman , hayata karsi sabirli olmanin gerekli oldugu fikrini yitirdim. Daha sahip oldugum ilk gun, "Naber analog, seni 36 poz beklememe gerek yok, dijital aninda goruntu" deyip nanik yapti bir tarafim hatta analog kamerayi hor gordu.
Hayatima diger giren e-posta, ICQ, MSN, cep telefonu, SMS, MMS,Yonja, Facebook, Skype, Twitter, Facetime gibi uygulamalar da bunlarin tuzu biberi oldu. Hayata karsi sabirli olmaya gerek yoktu. Ulkeler, zaman dilimleri, tanisikliklar, arkadasliklar, ogrenmek, paylasmak sen istedigin anda, senin oldugun yerde oluveren seylere donustu. Acikcasi sevdigi bir suru insandan uzakta olan bir insan olarak durumdan son derece keyif aldim. Uzakta olmak boyle cekilir hale geldi ve kendimi hep degisime sahit olan sansli bir jenerasyon olarak gordum.
Bunu ama aslinda analog kamera, mektup, posta gibisi yok, nerede eski gunlere baglamayacagim korkmayin. Bugun geldigim noktada hala her birini kullaniyor olmaktan cok mutluyum, hatta her yeni cikan uygulamada heyecanlaniyorum. Icten ice hayatimiza daha neler gelecek acaba diye tahmin yurutmekten kendimi alamiyorum.
Sikayetim daha yeni kaybettigimi fark ettigim sabretme fikri uzerine. Dunya teknolojiklestikce, hayatimin da "user friendly" bir arayuzden, sonraki butonuna basip onaylandigim zaman ilerleyecegini sanmaya basladim. Oysa ki, hayatin buyuk bir kismi hala el emegi mantigiyla calisiyor ve o hizda da ilerliyor. Iki ilmek atiyorsun, iki sira oruyorsun bazen bakiyorsun olmuyor, bir daha basliyorsun, bu sefer on ilmek atiyorsun, bir ters bir duz oruyorsun, belki tam istedigin olmuyor ama yine de olani kabul ediyorsun veya sokup bir daha basliyorsun. Bazen tum malzemeyi tencereye koyuyorsun, illa iki saat atesle kaldiktan sonra yenilebilir hale geliyor.
Diyecegim, hayatin bir deneme yanilma, ogrenme ve pisme suresi var ama biz bunun gerektirdigi sabri gostermeyi artik gerekli gormuyoruz. Sorun su ki, gerekli gormemiz , gerekmedigi anlamina gelmiyor. Hayati hala en az iki saat ocakta pisirmemiz, on degil belki yuz ilmegi bir ters bir duz ormemiz gerekiyor fakat artik bunu yapmamiz gerektiginde isyan ediyoruz, hayat bize kotu davraniyor saniyoruz. Aslinda yaniliyoruz cunku hayat hala analog, dijitallesen sadece bizleriz ve sabretme fikrinden yoksun ve emek harcamaktan biraz aciziz...
Gönderen
Selin
4
yorum
Turkiye'ye geldigimde , Amerika konsolosluguna yaptigim gunibirlik ziyaret sonrasinda kendilerine iki cift lafim var:
Gönderen
Selin
0
yorum
Bugun fark ettim ki, aslinda mutlu olmak,yaptiklarinla degil yapabileceklerinin olasilik dahilinde olmasi ile alakali...
Mevcut olasiliklar, isler, insanlar hayatindan cikinca, aslinda ilerde karsina cikabilecek firsatlari da kaybettin zannedip, hayal gucunu baltaladigin icin mutsuz oluyorsun.
Gönderen
Selin
0
yorum
Politikaci eslerinin bir cogunun gozunde hoslanmadigim bir isik ve ortak enerji var, televizyonda kendileri ile goz goze gelirken icten ice rahatsiz olusum, aslinda arkada calisan bir analiz sureci baslatmis olacak ki, dun televizyonda Obama'nin konusmasini dinlerken bir anda aydinlandim.

Bu bayanlar, kendilerine ait olmayan bir gucun ozguvenini yasiyorlar. O yuzden kocalarinin ifadesindeki yorgunlugun aksine, kendilerini sansli hissetmenin verdigi enerji ve yuzlerinde emek harcanmadan edinilmis basarinin yarattigi piyango kazanmis etkisi var. Bu Michelle'de de var, Emine'de de.. Yani tahminimce ulke bagimsiz bir durum.
Olur da hic bir bilimsel ve akademik degeri olmayan bu durumu ve yazdiklarimi sorgularsaniz. aktif siyaset yapan bir iki kadini kontrol grubu olarak kullanmanizi oneririm. Mesela Hillary Clinton, Emine Tarhan..
Ayrica simdiden soyleyeyim, sosyolog filan degilim. Yazdiklarimin hic bir kaynagi yok. Oyle aklima geldi yazdim, yani politikaci esiyseniz ve okuyorsaniz cok umursamayin. Michelle pek takmaz ama Emine gonul koyarsa diye aciklamak istedim.
Gönderen
Selin
0
yorum
New York'ta gercek ustu bir hafta gecirdik. Biz Turkiye'ye gitmedik, Turkiye ayagimiza geldi.
Gönderen
Selin
0
yorum
Bir bilge kisi hayat ne istersen sana onu veriyor temali bir cumle kurmussa, kendisine katiliyorum. Tam bu New York beni hic sasirtmiyor artik ama ben hala sasirmak istiyorum dedim ve sasirdim.
Gönderen
Selin
0
yorum
Gönderen
Selin
0
yorum
Bu büyümek acaip bir sey.. Anladigim kadariyla laf olsun diye herhangi bir sey yapamiyorsun...
Laf olsun diye bir şöyle çıkıp gezeyim bile desen, yaşın, aklın kapının önüne geçip ölümü çiğnemen lazim diye karşında dikiliyor.
Hadi çiğneyip gecsen, insan cignedigi yasin altina dusmuyor hatta sanki laf olsun diye yaptiklarin hayat hanesine +1 ekliyor.
Bu arti birler birikmesin diye o her seye bir deney, deneyim olarak baktigin “laf olsun” diye yasadigin gunleri geride birakiyorsun.Muzigi, mekani etrafindaki insanlari degistirdik ne oldu diye test etmek yerine, kontrol grubu olmayi tercih ediyorsun.
Bunu neden yaziyorum? Kendimi test etmek istedim bugun ve yaşım, aklım kapının önüne geçip “ölümü çiğnemen lazim” dedi. Ilk defa kendisinden bu kadar siddetli bir tepki gordum, saskinim, paylasmak istedim.
Gönderen
Selin
2
yorum
Yeni beni heyecanlandirsa da, eski beni hep guvende hissettirir. Eski dostlar, eski iliskiler, eski mahalleler, eski binalar, eski evler, eski kiyafetler, eski sarkilar hizli akan ve surekli degisen hayatta -degismedigi icin- dinlenmemi saglar. Tekrar kesfe gerek yoktur, paylasilmisligi, yasanilmisligi vardir. Yanindayken konusmak, melodisini ogrenmek durumunda, tuvalet neredeydi diye sormak veya ustune ne giysen diye dusunmek zorunda kalmazsin. Eski orada durdugu icin, konforlu hissettirdigi ve iyi bir opsiyon oldugu icin yeniyi kesfe cikmaya guc bulursun genelde...
Oysa her Turkiye'ye geldigimde (ki en az alti ayda bir geliyorum) biraz daha guvensiz hissediyorum kendimi. Eski yikiliyor, uzerine yenisi yapiliyor. Sehrin kismen yeni Etiler'inde surekli adi ve dekorasyonu degisen mekanlari saymiyorum bile. Yillarin Inci Pastahesi yikiliyor, Emek sinemasi yerine AVM yapilmasi tartisiliyor, Taksim meydanina yeni projeler getiriliyor, Kuleli Askeri Lisesi hotel oluyor, aile evimizin oldugu apartmanin oy coklugu ile tekrar insaa edilmesine karar veriliyor, milli bayramlarin kutlanisi degisiyor....
Bu degisime -kismen daha az- maruz kalan bir insan olarak bile kendimi huzursuz hissediyorum. Altimdan oturdugum koltugu, giydigim kiyafeti, kullandigim arabayi "artik eskidi bu" diye alacaklar gibi geliyor.
Gönderen
Selin
2
yorum