Vanminut
Bayıldım.. Vanminut.com 'dan satın alabilirsiniz :)
hayatı deniyorum... oynuyorum, dağıtıyorum, topluyorum, sunuyorum, siliyorum, öğreniyorum, geziyorum... Hayatımın html versiyonu... Gerçek hayatımda olduğu gibi bir konusu, hedefi yok.. Sadece kalbimi dinliyorum, bakalım ne anlatmak istiyor..

Kelimeleri 00:00'a kadar yetiştirmek istedim ama ne kadar özenirsen o kadar yetişmiyor.. Kelimelerin, benim için ne kadar özel olduğunu anlatmasını istedikce, ne yazsam eksik kalıyor..
O yüzden hisleri boşverip, neler olduğunu anlatmaya karar verdim:
- Bugün seninle ilk tanıştığımız gün...
- Sanırım tanışma sebebimiz , 5 yaşında bilinçsiz bir çocuğun ailesine kardeş istediği üzerine yaptığı baskı...
- Tanışıklığımızın ilk aylarından itibaren, benimle oyun oynamayacağın gerçeği ile yüz yüze gelmiş bir abla...
- Daha sonra oyunlarımı bozan, tüm şekerleri benden önce bitiren, Barbie'lerimi değişik yerlere saklayan, sık sık kaybolduğu veya uyuyakaldığı için ablası tarafından her yerde aranan ; paralel telefondan konuşmalarımı dinleyen bir baş belası...
- Zaman ve koşullara göre, çeşitli yöntemlerle intikam alan bir abla....
... diye giderken... nasıl oldu bir anda en yakın arkadaşım oldun ben de bilmiyorum..
Başkasının kardeşi olsan çok kıskanırdım; iyi ki benimsin; iyi ki benimlesin; iyi ki doğdun...
Tanışma yıldönümümüz kutlu olsun..
Seni ne kadar çok sevdiğimi biliyorsun..
Gönderen
Selin
0
yorum

"Belki akşam Antalya'ya giderim" gibi cümlelerime alışık ahalimin, hayatımın plansızlığına şaşırmalarıyla dalga geçercesine, 1 gün içinde pasaportumu yenilettirip; uçağımın kalkış saatine 10 saat kala vizemi alıp ve mini bir kaçamak yaptım..
Insan plan yapmak zorunda değil; sadece kısa yolları bilmesi yeterli.. Bir tanıyan ile, emniyette gerekli insanlar çay içilince işler hızlanıyor; vizeci (belki adı bu değildir ama ben öyle diyorum) artık bir endüstri.. Hatta performans bazlı fiyatlandırıyorlar: Diğerlerinden pahalı ama kesin alır; eli çabuktur; 2 günde kesin alır gibi değerlendirmeler var.. ve bir bakıyorsun tekerlekler havalanmış; o arada zaten uykuya dalınmış ve uyandığında gelinmiş..
Yediklerim, içtiklerimle beraber, gezip gördüklerimi de (belki şimdilik) kendime saklıyorum.. Sadece ilk defa, vintage kıyafetler aldığımı ve üzerindeki garip (ve belki de psikolojik) kokuyu giderdikten sonra giyerken çok mutlu olacağımı söylemek istiyorum..
Gönderen
Selin
2
yorum

Takıntılı olduğum şeylerden biri de, özellikle reklam metinlerinde Türkçe'nin bozulması.. Yoğunca kamuya dağıtılan bir reklamda "yiycem" lafının kullanılmasını hem zararlı buluyorum, hem de reklamın algısı beyinin hangi noktasına denk geliyorsa tüylerim diken diken oluyor; dava açmak, kazanmak, ders verme isteğiyle dolup taşıyorum.. Bunun bir denetimi olsun.. Bu duyguya ne gerek var..
Gönderen
Selin
0
yorum
Karla ilgili sevdiğim, kadercilik.. Neyle yola çıkıyorsan çık, planlar, istekler fiziksel olasılıklarla sınırlı.. Olabilecekler ve olamayacaklar ; gidilebilecek ve gidilemeyecekler var.. Kontrolünü yavaşca senden alan kremalı pasta.. Bugün rose şarapla Bebek planlarken, kırmızı şarapla yetinip, kremalı pasta manzarasına karşı oturduk.. Ve mutsuz, tepkili değilim.. Istediklerim için şartları zorlasam da, kendimi teslim edebildigim zamanlardan biri..
Gönderen
Selin
0
yorum

Çığlıklara karşılık uzatılan emzik, su, mama, bez yoklaması, ateşi, teri sonucunda hala susmayan, bağırdıkça bağıran bebekler ile aynı ruh halini taşıyorum.. Tek farkı bağıran benim, kendini yoklayan benim ve kendini anlamayan benim..
Gönderen
Selin
0
yorum
Geçen senenin izninden 4 gün reca ederek "tam zamanında" olacağını tahmin ettiğim tatile, aile üyeleri ile beraber dün çıktık.. Nereye gidiyorsunuz sorularını uzunca süre cevaplayamadıktan sonra annemin yönetime el koyması ve termal tatil istemesi ile Bursa'nın içine ilk defa tatil amaçlı gelmiş olduk...
Çok sıkılacağımı tahmin ettiğim tatilin ilk günü hiç beklediğim gibi geçmedi.. Ulu camii ve eski çarşıyı gezmeye başlayalım fikri ile, turistik gezi başladı..
Gezinin başlaması ile her şeyi incelemeye koyulan ben, insanlarda bir doğallık ve samimiyet olduğu keşfetmiştim ki, en az 70 yaşında olan yaşlı teyzenin elinde cep radyosunu alıp avluda kendi kendine müzik dinlediğini görünce yüzümde kocamaaan bir gülümseme belirdi
Teyze ile vedalaşıp, ipekçiler çarşına yöneldik. Çarşıda, otantik şeyler bulmaya calısırken aslında hint ve çin mallarının ne kadar her yeri istila ettiğini de fark etmiş olduk.. Neredeyse tüm dükkanlarda aynı seyler var, bir kısmı hint ürünlerinin fiyat avantajına rağmen Bursa ipek'ini hala satmaya gayretli.. Ve o kadar güzel kumaşlar, çok eski kesimlerde gömleklere dönüştürülmüş olması dolayısıyla askılarda bekliyor; muhtemelen daha çok da bekler.. Ben ise, belki bir gün terzide bir sey diktirecek sabrı bulurum diye düşünerek, bir kaç metre güzel ipek kumaşlar aldım ve bir süre de olsa kendimi 10 yıl öncesine ait hissettim..

Çarşının içerisinde bulduğumuz "Kahveci" , dükkanda bulunan eski Türk kahvesi fincanları ile sunduğu kahve ile bizi mest etti.. Avluda kahveler içildi, fallar kapatıldı.. Tadı damakta kalarak kalkıldı..
Bir süre sonra son yıllarda en iştahla yediğim köfte ile tanıştım. Ulu Camiinin tam karşısındaki Ömür Köftecisi, köfte; biber sosu; piyaz; yoğurt; ekmek; mekan ve servisten tam not alarak gerçekten kalbimde taht kurdu..
Hiç beklemediğim halde, gerçekten çok etkilendim.. Yarın yüz yıldır, yöresel kıyafetlerini koruyarak yaşayan bir köye uğramayı planladık ama uyanınca ne isteyeceğimize göre tekrar gözden geçireceğiz..
Yani şimdi bende bilmiyorum, uyumaya hazırlanıyorum: Bakalım yarın neler olacak?
Gönderen
Selin
3
yorum

FriendFeed'in hayatımıza girmesi ile neler olacak cidden merak ediyorum.. Şimdilik elimi korkar alıştırdım, ne Facebook; ne de blog update'lerimin friendfeed'de görünmesini istemedim ama hayatı değiştiren sitelerden biri olacak ve sosyal çevrende haberdar olmadığın bir şey kalAmayacak gibi geliyor..
E tabi aynı zamanda benim gibi saklayıcı insanları ilk etapta korkuttuğunu söylemeye gerek yoktur herhalde..
Bakalım saklayıcılar alışacak; paylaşımcılar yeni insanları da FriendFeed'e sürükleyecek mi.. Bekliyoruz ve görüyoruz:)
Gönderen
Selin
1 yorum
ilk denemelerim genelde beklediğim zaman oluveriyor.. Daha öncede turkcell wap portalını hatmetmem, havaalanında rötarlı uçaktan karşılamaya çalıştığım misafiri beklerken hayata geçmişti.. Şimdi bu post bir arkadaşımı beklerken bir otele sığınmış lobide beklerken hayata geçiyor.. Daha beklersem neler olur acaba?
Gönderen
Selin
1 yorum

Değiştirmek istediğim bir seyler olsa gerek ki, kısa bir süre önce hiç bir etki altında kalmadan; kendi rızanızla, bu makasın, saçınızı kesmesine, "Evet" diyor musunuz sorusuna "Evettttt" diye bağıran bir çığlıkla yanıtladım.. Hemen çocuk yapalım dermişcesine de , "Bence rengini de değiştirelim" diye heyecanlı bir talepte de bulundum.. (Tabi bu tutumdan korkacak her erkek gibi, kuaförümde korktu ve saçımı boyamadı (ciddiyim...)) Sonuç olarak evlilik oldu; saçlar artık omuzda ama çocuk için kuaförümüzün hazır hissetmesini bekliyoruz..
Neyse asıl konu şu ki, bu değişlik iki hafta beni oyaladı ancak bugun son kullanma tarihiymişcesine bir anda yeni bir değişiklik ihtiyacı pörtledi... Saçla ilgili yapılacak değişiklik kalmadı; öyle evin duvarı, masası, lambası pek ilgi çekmiyor.. Daha ziyade safariye gitmek; gizli bir görevde çalışmak; ajan olmak gibi çoook kökten değişikliklere ilgi duyuyorum..
Hadi hayırlısı...
Gönderen
Selin
0
yorum

Bir süredir Manolo Blahnik'lere olan ilgi kaybını çıkarıp; bugünle toplayıp, beşle çarpın.. Özetle yine aşık oldum; hepsini istiyorum...
Gönderen
Selin
0
yorum

Haftasonu yapılan Ankara çıkarması ile özlediğim bir sürü kişiyi; hem de kalabalık bir aile olma hissini içime çekip, gıdım gıdım nefes vererek kendime karama döndüm ama doyamadan..
Kuzenlerim; anneannemin yemekleri; yemek sonrası kahveleri; teyzemin kekleri; kardeşimin uykulu suratı; dayımın samimi sohbeti; Uludağ kebapçısı; Karum'da alışveriş; Tunalı'da yürüyüş; eski kuaför ziyareti; kuzenimin doğum günü yemeği; anaokul- üniversite arkadaşları; Cafe des Cafes'ye merhaba; Aspava'da gece mideyi şişirmece ve yeni gözdem Hok's da iki gece ancak bu kadar sürede yapılırdı ve yapıldı..
Cuma akşamı habersizce gittiğim kuzenimin doğum günü yemeğinde vermesini beklediğim tepki yerine "merhaba" demesi dolayısıyla, istediğim tepkiyi elde edene kadar ısrarla süpriz yapma deliliğine tutulmam an meselesi:)
Uludağ kebapcısının hala aynı lezzeti her seferinde tutturması ve aynı personeli korumasının, Ankara'ya gidilince insanı evde hissettirdiğine karar verdim bu sefer..
Bunların dışında, Ankara'da bir nevi Lucca veya Kitchennette görevi yapan Hok's Ankara'ya çok yakışmış ve Ankara'lılara "şekil" yapmadan eğlenme fırsatını sunmuş.. Kimsenin kimseyle bulaşmadığı; herkesin kendi eğlencesinin derdinde olduğu son derece keyifli bir yer olmuş.. Hatta o kadar keyifli olmuş ki, "Tadı damağımda kaldı" yazan bir notu yazıp panoya asmadan edemedim.. Duvarda görürseniz bilin ki, ben yazdım:)
Yapımda emeği geçen herkese teşekkürler...
Gönderen
Selin
1 yorum

Filmler hakkında yazmaktan çok hoşlanmıyorum aslında, bir de gündemi meşgul etmişse, bir de ben eklenmek istemiyorum genel olarak... Ama bu yaptığım bir film eleştirisi; beğenisi değil benim için, o yüzden varsayın ki Issız Adam dememişiz adına; hepimizin ortak bir arkadaşı varmış Alper ve Ada
Aslında cidden hepimizin ortak arkadaşları varmış; adı Alper yerine Ahmet'miş, Ada yerine Ayşe'miş; oymuş buymuş.. Ama özünde hepimizin hayatı sarsılmış; Ada'ların bile enerji katamadığı, hayatı anlamlandıramadığı virüslü bünyeler varmış. Ada'lar; yeni bir yöntem ile hayat kurtaracak doktor edasında, önlüklerini giyip hevesle Alper'leri masaya yatırmış ama dirençli hastanın doktor ayağına gitse de, iyileşmezmiş.. Alper'ler iyileşmemiş; Ada'lar çıkmış hasta yakınlarına çok üzgünüm demiş; meslektaşları ile efkarlanmış.. Bu hikaye burada noktalarınken, her saniye bir yenisinin başlaması ve benzerinin noktalanması ile sürüp gitmiş..
O yüzden bu hikaye, bu yüzyılda hiç bitmemiş...
Gönderen
Selin
4
yorum
Bu aralar en sevdiğim reklam Vodafone 3G reklamı.. Sürekli izlemek istiyorum!
Gönderen
Selin
2
yorum
Istanbul'a taşındığımdan beri tiyatroya gidemiyorum cümlesini kurmamla ; peş peşe iki oyuna gitmem bir oldu.. Keşke daha önce o lafı söyleseydim; bir sürü oyun kaçırmasaydım..
İlk olarak ; bir iş ortağımız BKM'de oynanan Çok Güzel Hareketler Bunlar'a davetiye gönderdi.. O gün; o iş yoğunluğunda; her seyi 45 dakika kala bitirip sonra Maslak trafiği kabusunu da atlatıp nasıl yetiştik bilmiyorum.. Oyuna gelince; izleyicilerle bütünleşen, konuşulan, yorum yapılan, interaktif bir izle; eğlen; unut gösterisi.. Güzel zaman geçirip eve gülümseyerek dönmelik..
Bugünde aslında başkası için alınan ama kendisinin işi cıktığı için gidemediği Ali Poyrazoğlu'nun İçimdeki Timsah oyununa gittim.. Oyun ara verilmeden; 2 saatten uzun süren, tek kişilik bir oyun olmasına rağmen; Ali Payrozoğlu'nun ses tonu ve anlatma kabiliyeti ile benim dikkatimin bile dağılmamasını sağladı.. Bu oyunda İzle; Düşün; Düşün şeklindeydi bence ama şimdi düşündüm ve beni düşündürenleri eksik anlatacağımdan korkarak burada anlatmamaya karar verdim..
Ama uzunca süredir gidemediğim tiyatro ihtiyacım gitti mi derseniz; gitmedi aynen duruyor çünkü hala sahne, dekor, detayları ile bir hayalin canlandırıldığı bir oyunu göremedim.. Sanırım tiyatro benim için, samimiyet ve interaktif bir ortamdan ziyade masalsı bir anlatımı ifade ediyor.. O ifadeyi bulmak için de, sanırım önümüzdeki haftalarda çaba göstereceğim
Gönderen
Selin
0
yorum
Duygu dünyamda kazayla birine vurdum ve öldü..
Ama zaten uzunca bir süre önce ölmesi gerekliydi..
Katil miyim, kahraman mıyım doğru ile yanlışın karıştığı garip bir ruh hali..
Dünya normlarında suçlu iken; kişisel dünyamda oldukça haklıyım.. Ama hayat ne dünya normları ile dönüyor; ne de kişisel dünyan hayata hükmediyor. O yüzden nereye, nasıl koyacağımı bilemediğim bir duyguyu, acilen ülkesine dönmesini hayal ederek bu gece evimde misafir ediyorum..
Gönderen
Selin
1 yorum

Coca Cola Zero'nun düzenlediği James Bond Quantum of Solace gösterimi ile bu gece çok keyifli zaman geçirdim.. Aslında sadece filmden olduğunu söyleyemeyeceğim; ambiyans; organizasyon; çıkışta verilen çantaya oturtulan Coca Cola Zero; içerideki kalabalık çok keyifliydi..
Filme gelince, önceki James Bond serilerinden farklıydı.. Aksiyon yönü ağır basıyordu.. Sevgili Bond'un kullandığı küçüklüğümden beri birini benim icat edeceğimi hayal ettiğim gadget'lardan pek (belki hiç) yoktu.. Asıl en ilginci Bond pek çapkınlık yapmamasıydı.. O sebeple film bittiğinde, alışılandan farklı bir tad bıraktı diye cok detaya girmeden özetleyebilirim..
Sinemada izlenir mi derseniz ; gerçekliğini sorgulayan insanlardan değilseniz; bence evet, izlenir..
Bond James Bond :)
Gönderen
Selin
0
yorum

Ne zamandır ara verdiğim sosyal, manevi ve sanal hayatıma geri döndüğüm ilk gün, adapte olmakta zorlanmadım dersem yalan söylemiş olurum.. Sanki ilk defa arkadaşlarımla buluşmuş, sanki ilk defa yeni birleriyle tanışmış; sanki ilk defa bir blog yazısı yazıyor gibiy(im)dim..
20.00 sularında hayata karışmak beni , Minority Report'ta sudan çıkan kahinin şapşallaştığı sahnede gibi hissettirdi ama bisiklete binmek gibi; kısa sürede hatırlayıp , kısa sürede uygulamaya geçebiliyorsun.. Sadece biraz hamlaşmış oluyorsun, eskisini yaşamaya çalışırken yaşam kasların acıyor fakat aldırmıyor; "practice makes it better" diyip, kendini hayata katma egzersizlerini zorlayıp; eve gelince sıcak duşunu alıp üzerine kas gevşeticini sürüp yatıyorsun..
Gönderen
Selin
0
yorum

Ve bir sabah uyandığında, bilgisayarına gelen bir Facebook grup daveti ile yıkılırsın.. Hayatına giren "özel" insanlardan birinin vefat ettiği yazmaktadır.. Inanmazsın; sabah sabah San Francisco'da yaşayan tüm arkadaşlarını ararsın.. Şaka zannedersin.. İyice gerçek zannettiğini fark edince şaka yaptık diyeceklerdir ama demezler.. Onlar demedikçe başkalarını ararsın.. Onlar da, farklı cevaplar vermez ve ne hissedeceğini bilmediğin bir boşluk kaplar içini..
Üzüntü ama öldüğü için değil; daha çok yaşamayı hak ettiği için; sıkıntı ama hayatı eğlenceli kılan birinden mahrum kalındığı için; sorgulama, yaşadıkların için değil yaşayamadıkların için... Ertelediğim geziye sonra gidemeyeceğim için değil; gitsem ona sarılamayacağım için..
Umarım bulunduğun yerde hala öyle güzel gülümsüyorsundur.. Ya da olanlara bakıp muzip muzip gülüyorsan; artık inandım ; şaka yaptık diyin..
Inanmakta güçlük çeksem de, sanırım bu gerçek..
Love Ward
Gönderen
Selin
1 yorum
Bu tatil döneminde hayatı kaçırdığımı biliyorum.. Yerine geri koyamayacağın belkide tek şey olan zamanı; olmasını istediğim yerine, olması gerekenle değerlendirdiğimin farkındayım..
Gerçekten bayramda çalışmak gerekli miydi bilmiyorum ama sorumluluk duygusu bazı insanda baskın oluyor.. Top gelince yana çekilemiyor, koşup kucaklıyor; Pazartesi olması gereken yere bırakıyor.. (Topu tuttuğu için, yandaki salıncağa binemediğini bile bile) Doğruluğunu tartışmıyorum sadece olanı anlatıyorum...
Ve bu "olan" içerisinde, insan hızlı bir değişim gösteriyor veya değişmeye yüz tutmuş noktaları bir anda çiçek açıyor olsa gerek ki, şu bir kaç günde, hayatta atmak ve tutmak istediklerim bir anda net cümlelere dönüştü.
Mesela hayatımda düşünmeden konuşan; detaysız; üstünkörü insanlar istemiyorum: Aynı işi yapmamıza rağmen, "işkolik olmuşsun sen" derken, yapacak daha keyifli bir programım olmadığı için mi çalışıyorum düşünemeyecek kadar detaysızlığı kavrayamıyorum..
İkincisi, mutsuzluğunu dile getirirken aslında, mutlu olacaklarının peşinden gitmeyi denemeyen insanlara tahammül edemiyorum..
Üçüncüsü ise, mutsuz hikayeler duymak istemiyorum... Ayrılan sevgililer, aldatılan aşıklar, korkak erkekler, yalancı arkadaşlar, çalınan eşyalar, atılan iftiralar... Belki de uçak kazaları gibi, olma ihtimali daha düşük ama olunca magazinel değeri yüksek olduğu için kendinden bahsettiren ve kartopu etkisiyle etrafı da zehirleyen hikayelerin hayatıma girişini engellemek istiyorum
Bunları yazarken de, ben mutsuz olmam; hemen çözüm bulurum, hiç bir detayı atlamam çok derin bir insanımdır; herkese hep mutlu hikayeler sunarım diyecek bir yerde de durmuyorum.. Şikayetlerimin hepsi bir gün bende olabilirim; eleştirmiyorum; aslında bir nevi ne düşündüğümü kendime anlatıyorum.. Sizde bundan nasibinizi alıyorsunuz... Hoşnut değilseniz, daha detaysız yazılarda görüşmek üzere..
Gönderen
Selin
2
yorum

Tatile gitmelerin en sevmediğim yanı olan valiz hazırlama için, şahane bir servis bulunmuştur. Tatile gideceklerin veya dolabın önünde neler götürsem diye kalakalanların kullanması şiddetle tavsiye edilir.
Gönderen
Selin
0
yorum

Fruit and the City ile hayatımıza giren Meyve Çiçekleri artık başka şirketlerce de satılmaya başlanmış..
Her ne kadar girişimciliği sonuna kadar takdir etsem de; benzeştirilen ürünlerinde pek başarılı göründüğünü söylemeden edemeyeceğim. Mesela Fruit and Chocolate, ürünleri oldukça başarılı görünüyor, gönderilecek ürünlere kurabiye; resim; balon eklenebiliyor. Ayrıca web sitesi ile de rakiplerinin önünde bir deneyim sunuyor. Kendi ürün paketlerini yaratabiliyor ve özel günlerin hatırlatılmasını sağlayabiliyorsun..
Ne diyelim.. İyi olan kazansın :)
Gönderen
Selin
1 yorum
Bir süredir uzak kaldığım blog'uma ne yazabilirim; nerede kalmıştım; nereden geri yakalarım hissiyatı ile blogger.com yazdım ve enter'a bastım.. Nasılsa açınca gerisi gelir dedim ve gerisi olan biteni anlatmaya başladı.. Olan biten derken; magazinel bir yaklaşımla değil tabi..
Hayatta bazı aksaklıklar hayatında her duruma yansıdığını düşünen bir bünye olarak; evde yaşatmaya çalıştığım çiçekle konuya girmek istiyorum. Üç yıl önce ev hediyesi olarak gelen sevgili çiçek ile evliliğimizi kurtarmaya çalışıyor gibiyiz.. Bol su veriyorum olmuyor; az su veriyorum olmuyor; havalandırıyorum; toprağını, saksını değiştiriyorum olmuyor.. Sanırım kendisine daha iyi bakacak bir aile bulması için kendisi ile yollarımızı ayıracağız.. Yoksa ona zarar verdiğim fikriyle ben azap çekeceğim..
Ayrıca hayat ile ilgili kesin bir ters düşmem söz konusu: kaçtığım her şeyin dibinde buluyorum kendimi.. Trafikse trafik; terslikse terslik; tartışmaysa tartışma; kazaysa kaza; hastalıksa hastalık; bayramda çalışmaksa çalışmak...
"Kaçtığın için, kendine çekiyorsun"cevabından haberdarım ama bazen o döngüye girince salıncakta hızlanmış duramıyormuşsun gibi bir hal alıyor.. Bende bu yazı ile salıncaktan atlamış olduğunu umuyorum...
Gönderen
Selin
1 yorum
Eksisözlük'e Cumhuriyet Gazetesi ile bir şey yazsam "Neden web sitesi yok diye hayıflandığım gazete" yazardım.. Ama artık hayıflanmıyorum; vatana millete hayırlı olsun.. www.cumhuriyet.com.tr açılmıştır
Gönderen
Selin
0
yorum

Bugünün konsepti havayolu şirketleri ile olan kötü anılarım değildi halbuki ama şu ana kadar OnurAir ile hiç vaktinde uçamamış bir insan olarak, şu anda isyan ediyorum..
Az önce 10.30'da kalkması gereken uçağı bekleme salonunda beklerken, 10.33'de uçağın 45 dakika gecikmeli, sonra da uçağın 1 saat gecikmeli olmasının açıklanmasıyla saldırganlaşmış bir insanım...
Bugün hayata geçireceğim tüm işlerin organizasyonunu alt üst etmenin, dayanılmaz hafifliği ile uçağa bindiğimiz zaman "kusura bakmayın; operasyonel nedenlerden geç kalktık" gibi basit bir açıklama içinden sıyrılacaklar..
Benim yaşanan bu gecikmelerden olan mağduriyetimi bildirebileceğim; bunun telafisini isteyeceğim bir yer yok mu? Nasıl ticaret bu?
Normalde, bilet rezervasyonu geç iptal ettiğimde maddi açıdan cezalandırılırken, beni geç bilgilendiren; zaman ve enerji; iş kaybına sebep olan şirketi ben neden cezalandıramıyorum.. Anlamıyorum..
Anlayacağınız çok kızgınım.. Saygısız ; özensiz; acemi ve turkish buluyorum
Not: Neden OnurAir kullanıyorsun derseniz, uçak saatleri başka da bir nedeni yok..
Gönderen
Selin
1 yorum

Hani online bankacılık; online satış şirket masraflarını düşürür ya...
Düşürür ama , eğer online gerçekleştirdiğiniz rezervasyonlara ancak bir saat tanır; call center'la gerçekleştirdiğiniz rezervasyonları 1 gün sonraya kadar tutarsanız ; sizin masraflar nedense bir türlüü düşmez..
Gönderen
Selin
0
yorum
Tema Vakfının kampanyasına sonuna kadar katılıyorum.. Lütfen sizde katılın!!!
Daha önce "Green Marketing" konusunda çok yüzeysel hareket ettiklerini düşündüğüm markalar konusunda da; bu duyuruyu yeşilci herhangi bir marka tarafından değil, bir arkadaşımdan öğrenmemle yanılmadığını görüyorum
Gönderen
Selin
0
yorum

Gördüğüm en harika şeylerden biri sanırım Smartpen.. Bir kaç yıl içinde, belki de çok sıradan gelecek olsa da, şu an için herkesle paylaşma ve kullanma isteği içindeyim..
Smartpen, not tuttuğunuz esnada konuşulanları kayıt ediyor. Daha sonra yazının üzerine geldiğiniz zaman, o esnada anlatılanlara geri dönüyor, notlarınızı bilgisayara akatarabiliyor, notlarınız içerisinde arama yapmanızı sağlıyor..
Web sitesindeki video'yu izlemenizi şiddetle öneririm + ilginiz hala uyanıksa ABC'deki haberleri izleyebilirsiniz.

Dijital iletişimin engellenemezliğini anlamayan gelenekçi kurumlara cevaben yapılmış en güzel kampanyaydı sanırım bu.. Zargan'a girerken; "nee kapatılmış mı" diye şaşırdığım ama işin acıklısı bunu gerçek zannedebilecek kadar site kapatılma durumlarına aşina bir kafa buldum karşımda..
1 saat kala da olsa, destek olmak isteyerek selinzz'de de bu sansürü uyguladım..
Umarım , bu geceye kadar mesaj gerekli yerlere ulaşır.. Çok konuşulur; kafaları kurcalar...

Mutluluğu bazen içinde tutmak gerekiyor.
Nefes gibi; hızlı tüketirsen sudan çabuk çıkmak zorunda kalıyorsun...
Gönderen
Selin
0
yorum
Etiketler: aklımdan geçenler

Ben mi Chickipedia'yı yeni fark ettim ; yoksa hedef kitle olmadığım için mi bana ulaşmadı bilemiyorum ama ilk başta adından oldukça kadınsal içeriği olduğunu düşündüğüm, yanılmadığım ama aldandığım site..
Bayan ziyaretçiler için hayal kırıklığı; baylar içinse derya deniz..
Gönderen
Selin
0
yorum


Bu aralar tek eğlencem Dünya Olimpiyatları.. Aynı anda başka bir şey yapmadan TV seyrebildiğim nadir dönemlerden birini yaşıyorum, her sporcunun kazanınca ve kaybedince neler hissettiğini anlamaya çalışıyorum..
Kazananların yüzündeki ifadeyi gördükçe , bende yüzücü olabilirdim; bende bunu başarabilirdim diye "keşke" ruh haline girip, kafamda kendime bambaşka bir hayat çiziyorum: Sabah 4:00 uyanıp antremana gidip, 22:00'da sonlanan... Normalde daha neler diyeceğim bu günlük program bile, o anki mutluluk ve o ifade için şu an "yapılabilir" geliyor.. 
Mesela şu anda Michael Phelps olmayı, Eksrim'de kazandıktan sonra deliler gibi çığlık atan Maria Valentina Vezzali gibi içimden gele gele çığlık atmayı, Dünya rekoru kırıp Stephanie Rice gibi elimi kolumu nereye koyacağımı bilememeyi; kazanıp ağlayan bir çok sporcu gibi sevinçten ağlamayı ne kadar çoook isterdim anlatam
Bunlarında ötesinde, ülkemin spor konusunda -bari- başarılı olmasını; bir bakanımızdan sporculara sitem etmek yerine, futboldan, güreşten başka sporların da olduğu fark etmesini; neden gençleri teşvik edemediğini düşünmesini ; bununla ilgili kamu oyunun oluşmadığını; böyle büyük bir spor olayına rağmen neden hala Türk spor sitelerinde futbol manşetlerinin yer aldığını düşünmesini isterdim.
Gönderen
Selin
0
yorum
Levent'te ara sokakta doktorumun muayenehanesini bulmaya çalışıyorken - her zaman olduğu gibi- bir yandan da telefonla konuşuyordum.. Ve bir anda yanından geçtiğim çöp kutusundan bir adam çıkıp saksafon çalmaya başladı ve "Vodafone Arayana Dinlet" dedi ve geri içeri girdi.. Sokakta o an benden başka kimse olmaması dolayısıyla kendimi deli sanmak, doktora siz kalbimi , kolumu boşverin sanırım delirdim deme planları; beni uyandırın diye çığlık atma isteği ile dolup taştım..
Neyse doktora bundan bahsetmemek için kendimi zor tutarak muayene oldum ama tabiki Google'lamaktan ve araştırmaktan kendimi alamadım!! (Neden bahsetmedin derseniz, cidden delirdim sanar diye korktum)
Google'layınca da bu video'yu buldum.. Yakında benim de hoplayışımı ve aptal aptal etrafa bakışımı bir video paylaşım sitesinde görürseniz şaşırmayın! Dalga da geçmeyin!!
Gönderen
Selin
2
yorum

igoogle'da -en azından benim gördüğüm- ilk Türk Theme eklendi..
Boğaz köprüsü manzaralı theme, dinamik bir yapıda.. Online oldugunuz saate göre köprü manzarası , daha doğrusu ışığı değişiyor..
Yoksa siz hala igoogle kullanmaya başlamadınız mı!!
Gönderen
Selin
0
yorum

Kapatılmasını en anlamsız bulduğum site olan Youtube açıldı açılacak diye beklerken yerini başka bir siteyle dolduramamam, onu çok özlemem dolayısıyla dünyaya yaydığm enerji karşıma Youtube'a -Türkiye'de engelli olsa da- girebileceğim kolay bir yöntemi karşıma çıkardı.
Hemen paylaşıyorum: Youtube'a www.vtunnel.com 'dan girilebiliyor... Önünüze bir sürü pop-up atlasa da sorun değil.. Çok sevindim.. Hatta yuppiii!!!

Uzun süredir gördüğüm ve sahip olduğum en entresan şeyi paylaşmak istiyorum: BioGlobe.. Kendisi Nasa teknolojisi ile suni ortamda oluşturulmuş bir eko sistem...
Bu şekilde anlatınca hiç bir sey anlaşılmıyor ama Türkçesi şu: evimde yusyuvarlak bir cam fanus var, bu fanusun içinde 5 tane karides yaşıyor ancak fanusun herhangi bir yerinden yem verebilme imkanı yok ama yem vermeye gerek de yok çünkü suyun içindeki eko sistem karidesciklerime gerekli besini sağlıyor.
Karidesciklerim gerekli besini, suyun içindeki bir yosundan alıyor ancak aslında yosunun kendisini yemiyor,içindeki bir tabakayı ve yosunun üzerindeki bakterileri yiyerek besleniyor. Bu eko sistemi sağlamak için, günde 10 saat karanlıkta kalmaları gerekiyor ancak ben 10 saatten uzun sürede bırakıyorum -bir şey olmuyor-
Ancak gelin görün ki, bu eko sistemden bir yandan da korkuyorum.. Mesela artık şehir dışından dönünce, evin kapısının zorlanmış olması; içeriye hırsız girmiş olması gibi korkularımın yerini; dönüşte cam fanusun kırılmış olması, fanustan çıkan karideslerin insan boyunu geçmesi gibi korkular aldı.
Yine de hayatımda edindiğim hayvanlardan en zahmetsizi ve en estetiği olduğunu söyleyebilirim.. Değişik fanuslara ve hayvancıklara BioGlobe kataloglarından bakabilirsiniz..

Düğün üstüne düğün yazar oldum ama ısrarla devam etmek durumundayım çünkü 12. düğünde bir ilk yaşadım ve gelin çiçeğini tuttum..
Gelinin çiçek atma merasimi esnasında çoğu zaman isteksiz ve otomatik olarak tutamayacağım noktalarda duran ben, olaya bu sefer sporcu bir ruhla yaklaşmış olabilirim çünkü merasim öncesinde, çiçek tutma teknikleri anlatarak bizi eğlendiren arkadaşımı gülerek dinlemiş ve o esnada kafamda canlandırmış olabilirim - hatta olabilirim değil; kabul ediyorum kafamda canlandırdım ama sadece spordan kalan bir alışkanlıkla (bunda da ciddiyim:)
Ama aynı zamanda gelinin en yakın arkadası ve hatta nikah şahidinin yanında durmamanın da, çiçeğin kucağıma düşmesinde etkili olabileceğini düşünsem de, teorik bilgiyi pratik'e geçirme konusundaki başarı egomu daha çok tatmin ettiği için bu konunun pek üzerinde durmuyorum..
Şimdi şunu merak ediyorum: Bu çiceği tutma konusu bir gün evleneceksin mi demek; kısa sürede evleneceksin mi demek; aniden evleneceksin mi demek; bu bir uyarı blog'unda evlilikle ilgili atar tutar oldun; yazdıklarını bir kere daha oku mu demek yoksa düğün konusundaki katılım ve katkıların dolayısıyla seni mezun ettik, bu da bizim diploma verme şeklimiz mi demek.. Öyleyse artık diplomalı bir düğün katılımcısıyım, iyi haberlerinizi beklerim; haberiniz olsun..
Gönderen
Selin
2
yorum

Bu yaz gittiğim 10. düğüne , gücüm yeterse Salı günü 11.sini ekleyeceğim.. O sebeple altta yazacaklarımı anlatmak için, yeterli birikime sahip olduğumu; düğün; davetiye, gelinlik; organizyon, müzik konusunda karşılaştırma, analiz ve puanlama yapabilecek kadar uzmanlaştığımı rahatça söyleyebilirim...
Bu uzmanlığı bir kenara bırakırsam, gezdiğim düğünler sonucunda gelin ve damadın gözlerinden; hareketlerinden; konuşmalarından evliliklerini kategorize etme yeteniğine de ulaştım.. Şu an oluşan temel iki kategori sevgiyle evlenenler ve evlenmek bir kural olduğu için evlenenler.. 
Şu anda, sevgiyle evlenenler duyduğum saygı kadar; evlenmek bir kural olduğu için evlenenlere hayret ; acıma ; üzülme duyguları ve hayatı gösterme isteği ile doluyum...
Hiç beklenmeyen insanların bile düştüğü bu yanılgı, belki de sadece tanımlanan "evlenme yaşında" yenilir yutunur bir ilişki yaşamanın ve/veya/bu sebeple ona aşk duyduğunu düşünmenin sonucu..
Özellikle (başıma gelmemesi için) büyük laflar etmeyeceğim.. Sadece bu yanılgının hayatın geri kalanında neler sunacağını merak etmeye devam edeceğim.. Insan oğlu -mış gibi yaptığı şeyi bir süre sonra gerçek sanar mı? İçten içe, başka bir yerlerde daha aşk, sevgi dolu bir şeylerin olduğunu bilir mi? Bunu bilirse kendini bastırarak mı yaşar , yoksa aktif veya pasif arayış devam eder mi?
Umarım bu soruların cevabını sonsuza dek öğrenemem..
Gönderen
Selin
10
yorum

Sevgili Jiklet,
Blog'daki güzel içeriği, sanal dünyadan koparmış. Elle tutulur, gözle görülür dünyaya aktarmış; mantığa bürümüş, isim koymuş: Bloknot + Blog = Blog.Not doğmuş..
Bence çok da güzel olmuş... Üstüne üstlük, beni onurlandırmış, ilk kopyalarından birini bana yollamış, Jiklet sevgimi pekiştirmiş..
Teşekkürler:)
igoogle temalarında D&G tarafından eklenen leoparlı tasarımı görünce hemen ekledim, bir sevindim.. Hep igoogle'ı açasım, ona bakasım geliyor.. Bayıldıgım halde giyip giyip çıkarttıgım leopar desenini, sonunda rahat rahat kullanabilecek olmanın sevinci herhalde.. Bir yandan da kendime de gülüyorum: Ne kadar kolay tav oluyorum diye.. Ama belki ben değil, insanoğlu böyle bir şey.. Kendini görünce seviniyor, sahipleniyor, bağlanıyor.. Yaşasın igoogle :)
Yaz; güneş; tatil; uçak ; hotel diye ilerken butik hoteller gözüme ilişti.. Baktım süzdüm; okudum, gitmek istediklerimin listesini oluşturdum.. Tabiki bir yaza veya bir seneye sığdıracak kadar indirgeyemedim..
İşte bana göre en gidilesi butik hoteller:
* A'jia Hotel /Istanbul
* Lush Hotel /Istanbul
* Hünnap Han / Adatepe Köyü
* Alahan Hotel / Çeşme - Alaçatı
* Tash Mahal / Çeşme - Alaçatı
* Sailors Otel / Çeşme - Alaçatı
* Taş Otel / Çeşme - Alaçatı
* Kırkınca Evleri / Şirince
* Villa Kılıç Hotel / Bodrum
* Sazlık China House / Antalya - Adrasan
* Villa Tamara / Antalya - Kaş
* Gamirasu / Nevşehir - Ürgüp
* Sacred House / Nevşehir - Ürgüp
Gönderen
Selin
3
yorum
Etiketler: öneri-yorum

Sex and the City, The Movie çıkışında içimde yazma isteği olacağını tahmin etmiştim.. Her diziyi izlerken de Carrie'e son derece özenip, hayatımı o şekilde kazanmayı diliyorum.. Yazarak.. Sanki hiç bir şey yapmıyormuşsun gibi..
Tüm stress'in, kendini iyi ifade edebilmek ve özünde kendin olabilmek
Ve gerçek anlamıyla tüm stress'in, kendini iyi ifade edebilmek ve özünde kendin olabilmek.. Tecrübe etmediğim bir rahatlık ve tecrübe etmediğim bir stress olsa gerek..
Filmi merak ediyorsanız, "güzel" demekle yetinmeliyim şimdilik
Gitmeli ; görmeli ve özellikle de kıyafetlere de bayılmalısınız
Gönderen
Selin
0
yorum
Etiketler: aklımdan geçenler, gördüm

Ne zamandır kalbimi dinleyemiyorum çünkü yanında hep bir müzik çalıyor..
Bugün ilk defa müzik sustu ve kalbim, sesinin çıkacağından emin olmadan kendi kendine mırıldandığı esnada sesinin duyulduğunu fark etti.. Ellere emretti ve kendini satırlara yazdırdı..
Yalnız kaldığında; gerçekten yalnız olmayı özlemişti.. Ne zamandır baş başa zaman geçiremediği ev sahibi ile hasret giderdi.. Sahibini özleyen köpekler gibi, kuruğunu sallaya sallaya, en kıvrak numaralarını gösterdi.. Ev sahibi onu özlesin ve ona vakit ayırsın diye tüm cilvesini yaptı ve kazandı...
Ev sahibi, kalbin boynuna elini attı.. Uzun uzun tüylerini okşadı, içi huzurla doldu ve yanında öylece uyuyakaldı..
Gönderen
Selin
3
yorum
Etiketler: aklımdan geçenler
Flash flash flash. Turkcell yıllardır olmasını istediğim reklam modelini hayata geçirdi. Bu reklam modelini tek benim düşünmediğimi ; o kadar da cin olmadığımı biliyorum ama görünce -sonunda- dedim ve tabi ki kıskandım da.. Neyi kıskandın derseniz bilmiyorum..Herhalde bu kadar hayata geçmesini istediğim bir projede toplu iğne ucu kadar katkım olmadığı için olabilir.
"Acaba nedir; nedir" seslerini duymam dolayısıyla hissiyatımı bir kenara bırakarak; bir soru-bir cevap yöntemi ile anlatıyorum:
Neyi tonla kazaniyoruz?
- Bedava dakikayı; kontörü
Nasıl bedava kazanıyoruz?
- Telefon hattımıza reklam alarak
Telefon hattına reklam almak nedir; lütfen açınız
- Telefon hattına reklam almak demek; arama geldiği süreçten; cevaplandığı süreç arasında markaların reklamlarının yayınlanıyor olması
Telefon hattımıza nasıl reklam alıyoruz?
- Tonlakazan.com veya wap.tonlakazan.com 'a kayıt olarak
Sadece kayıt olmak yetiyor mu?
- Tabi ki hayır
E baska ne lazım?
- Arandığınız zaman hangi reklam çıkacağına karar vermeniz lazım; bir de telefonları calar calmaz açmamanız lazım:)
Başka sorusu olan?
Cevap: "Bilmiyorum neden" Kendine acime olmak böyle bir şey..
Kendini dans pistinde ilk defa denemek gibi.. Elini kaldırmayı neden unuttun diye sorulasa; neden unuttun bulabilir misin?
Gönderen
Selin
1 yorum
Etiketler: aklımdan geçenler

Futbol'dan pek anlamıyorum; pek ilgimi de çekmiyor ama küçüklüğünden itibaren taraf olmak gerektiği beynimize işlendiğinden olsa gerek; Fenerbahçe'liyim. Fenerbahçe'li olmaktan çok da mutluyum ama bu sene Sivas Spor şampiyon olsun istiyorum!!
Şampiyon olsun çünkü, inancın, azmin, çalışmanın gücünün; paranın, şöhretin üzerinde bir değer olduğunu ispatlasın.. Bir de Oyak Bank reklamını haklı çıkartsın: İyiler mutlaka kazansın...
O yüzden bu hafta sonu tüm kalbim Sivasspor'la..
Gönderen
Selin
6
yorum
Etiketler: aklımdan geçenler
Made of Japan bir blog networkü olabilir ama emin de değilim.. Kafamda netleşmese de sevdim kendisini.. Sadece ayakkabı şeklindeki grafikle bile oynamak pek keyifli...
Her iş gezisinde döndüğümde; gördüklerimi ; dinledikleri anlatma isteği ile dolup taşarken ; gelen 3 basamaklı rakamlarla ifade edilen mailler; toplantılar; çalan telefonlar arasında kayboluyorum ama bu sefer kaybolmakla kalmadım hayatımın en kaotik haftasını da gecirdim..
Ve Cuma 23:53 itibariyle yazmaya başladığım bu yazı; sadece kendim için bir sey yapmak adına verilmiş bir mola ile hayata geciyor yani anlayacağınız kaos bitmedi; hala devam ediyor..
Bu arada kaçırılan doğum günleri; unutulan yemek rezervasyonları; söz verilen buluşmaların iptali de bu haftanın bir parçası oldu..
Kendimi final haftasında hissediyorum ama okul biteli dört seneden fazla oldu..
Söylenmeye ara verip; gezip gördüklerimden -nedense- en çok söylemek istediğim İspanyolların yemeğe lavanta koyması.. Çok acaip: Birincisi lavantanın yemeği yenilebilir parfüme dönüştürmesi dolayısıyla.. İkincisi benim en çok bunu anlatmak istemem dolayısıyla..
Ve uykuyu kaçırma yollarından kahve işe yaramazken; daha fazla dayanamayarak veda ediyorum.. Ve temennim 'no pain; no gain' in; bir gün 'no pain; just gain' şeklinde olması...
Gönderen
Selin
0
yorum
Etiketler: aklımdan geçenler, gezdim, gördüm

Özellikle Cuma günlerimin kabusu; hayatıma giren her markanın, firmanin, restraunt'ın; gece klubunun anısını yaşatan SMS reklamlarını engellemeyi öğrendim.. Öğrendiğimden beri de paylaşmak istiyorum ama bir türlü fırsat olmamıştı ama artık bunu bir sosyal sorumluluk bilinciyle ertelememem gerektiğini düşünmeye başladım:
İstemediğimiz reklam SMS'lerini bir daha almamak için; gelen SMS'i telefonunuzda forward veya ilet fonksiyonu ile 2780'e yönlendiriyorsunuz. Kısa süre sonra mesajı bir daha almayacağınıza dair onay geliyor..
Gerçi sadece Turkcell'de uygulandığını bildiğim engellemeyi; diğer operatörlerde nasıl yapabiliyorsunuz bilmiyorum.. Belki onu da baska bir bilen çıkar, bu vesileyle bizimle paylaşır:)