Showing posts with label aklımdan geçenler. Show all posts
Showing posts with label aklımdan geçenler. Show all posts

08 February 2010

Çanta olsam kadın çantası olmak istemezdim...


Kadın çantasının, markasından, tarzından kim olduğu bellidir, görülür görülmez etiketlenir.. Kimse acaba içinden tırnak makası çıkar mı diye düşünmez ilk bakışta... Özel bir durumun peşinde olanlar merak eder ancak çantanın içindekileri.. Başı ağrıyordur, o koca çantada acaba bir Appranax bulunur mudur... Sahibine göre içinde her şey bulunabilir, ince bir olasılk hatta permütasyon, kombinasyon hesabı ile hazırlanmıştır.

Erkek çantaları daha nettir, içinde evrak mı, laptop mu vardır ya da kendisi seyahatte midir ilk bakışta bellidir.. İçindekiler konuşur, şekli şemali sadece içindekilerle ilgili fikir verir.. Sahibine göre değişse de, büyük süprizlere gebe değildir, basit bir arz-talep hesabıyla hazırlanmıştır.

Kadın çantasının ağzı açıldı mı kişiliği düşer yere; kitap, ruj, ilaç, bilet, mendil, Orkid, kalem, takı, toka, cetvel, defter, krem, şemsiye.. Lazım olacak ve lazım olabilecek şeyler dökülür içinden

Erkek çantasının ağzı açıldı mı gündemi düşer sadece, o günün ihtiyaçlarından daha fazlasını taşımaz yanında

O yüzden çanta olsam, kadın çantası olmak istemezdim.. Hayatın sadece beklediklerini taşımak varken, olasılıklarını yüklenmeye ne gerek var

20 August 2008

Aklımdan Geçenler


Mutluluğu bazen içinde tutmak gerekiyor.

Nefes gibi; hızlı tüketirsen sudan çabuk çıkmak zorunda kalıyorsun...

05 June 2008

Sex and the City


Sex and the City, The Movie çıkışında içimde yazma isteği olacağını tahmin etmiştim.. Her diziyi izlerken de Carrie'e son derece özenip, hayatımı o şekilde kazanmayı diliyorum.. Yazarak.. Sanki hiç bir şey yapmıyormuşsun gibi..

Tüm stress'in, kendini iyi ifade edebilmek ve özünde kendin olabilmek
Ve gerçek anlamıyla tüm stress'in, kendini iyi ifade edebilmek ve özünde kendin olabilmek.. Tecrübe etmediğim bir rahatlık ve tecrübe etmediğim bir stress olsa gerek..

Filmi merak ediyorsanız, "güzel" demekle yetinmeliyim şimdilik
Gitmeli ; görmeli ve özellikle de kıyafetlere de bayılmalısınız

02 June 2008

Müzik Çalıyor


Ne zamandır kalbimi dinleyemiyorum çünkü yanında hep bir müzik çalıyor..
Bugün ilk defa müzik sustu ve kalbim, sesinin çıkacağından emin olmadan kendi kendine mırıldandığı esnada sesinin duyulduğunu fark etti.. Ellere emretti ve kendini satırlara yazdırdı..

Yalnız kaldığında; gerçekten yalnız olmayı özlemişti.. Ne zamandır baş başa zaman geçiremediği ev sahibi ile hasret giderdi.. Sahibini özleyen köpekler gibi, kuruğunu sallaya sallaya, en kıvrak numaralarını gösterdi.. Ev sahibi onu özlesin ve ona vakit ayırsın diye tüm cilvesini yaptı ve kazandı...

Ev sahibi, kalbin boynuna elini attı.. Uzun uzun tüylerini okşadı, içi huzurla doldu ve yanında öylece uyuyakaldı..

10 May 2008

Kendine Acemi

Cevap: "Bilmiyorum neden" Kendine acime olmak böyle bir şey..
Kendini dans pistinde ilk defa denemek gibi.. Elini kaldırmayı neden unuttun diye sorulasa; neden unuttun bulabilir misin?

03 May 2008

SivasSpor



Futbol'dan pek anlamıyorum; pek ilgimi de çekmiyor ama küçüklüğünden itibaren taraf olmak gerektiği beynimize işlendiğinden olsa gerek; Fenerbahçe'liyim. Fenerbahçe'li olmaktan çok da mutluyum ama bu sene Sivas Spor şampiyon olsun istiyorum!!

Şampiyon olsun çünkü, inancın, azmin, çalışmanın gücünün; paranın, şöhretin üzerinde bir değer olduğunu ispatlasın.. Bir de Oyak Bank reklamını haklı çıkartsın: İyiler mutlaka kazansın...

O yüzden bu hafta sonu tüm kalbim Sivasspor'la..

18 April 2008

No Pain; Just Gain

Her iş gezisinde döndüğümde; gördüklerimi ; dinledikleri anlatma isteği ile dolup taşarken ; gelen 3 basamaklı rakamlarla ifade edilen mailler; toplantılar; çalan telefonlar arasında kayboluyorum ama bu sefer kaybolmakla kalmadım hayatımın en kaotik haftasını da gecirdim..

Ve Cuma 23:53 itibariyle yazmaya başladığım bu yazı; sadece kendim için bir sey yapmak adına verilmiş bir mola ile hayata geciyor yani anlayacağınız kaos bitmedi; hala devam ediyor..

Bu arada kaçırılan doğum günleri; unutulan yemek rezervasyonları; söz verilen buluşmaların iptali de bu haftanın bir parçası oldu..

Kendimi final haftasında hissediyorum ama okul biteli dört seneden fazla oldu..

Söylenmeye ara verip; gezip gördüklerimden -nedense- en çok söylemek istediğim İspanyolların yemeğe lavanta koyması.. Çok acaip: Birincisi lavantanın yemeği yenilebilir parfüme dönüştürmesi dolayısıyla.. İkincisi benim en çok bunu anlatmak istemem dolayısıyla..

Ve uykuyu kaçırma yollarından kahve işe yaramazken; daha fazla dayanamayarak veda ediyorum.. Ve temennim 'no pain; no gain' in; bir gün 'no pain; just gain' şeklinde olması...

31 March 2008

Peşinden Kovalayan mı Var?


- Peşinden kovalayan mı var?
- Evet var: Zaman

diyesim geldi ama "hayat akıyor; tüh tüh yaşlanıyoruz" tadında değil...

Bu aralar hayatımın favori oyunu: kovalamaca - sadece onu anlatmak için..
Oyunda istediklerini aynı güne; aynı haftaya; aynı aya sığdırmak gibi bir biriyle iç içe geçmiş hedefler var ve aynı zamanda sürekli önüne çıkan engeller.. Pacman gibi basit bir oyun olmasına karşın, içine bir miktar strateji de katmanın gerekli olduğu bir yapısı var..

Mesela sabah arabada giderken kahvaltı ederek; oradan kazandığın zamanla kişisel maillerini kontrol edebiliyor; akşam yemeğini ofise söyleyip onun yerine çıkışta alışveriş edebiliyor; arabada telefonla banka işlerini halledip; oradan kazandığın zamanla spora gidebiliyor; To: ile mail atmak yerine BCC: ile atarak kazanılan zamanda bir projenin bir slaytını daha hazırlayabiliyor; uyumak yerine de blog'unu güncelleyebiliyorsun...

Herhangi bir şeyi atlama hakkın yok; her şeye yetişmelisin; hepsini bitirmelisin.. Yoksa bir üst "level"a geçemezsin..

09 March 2008

Ben Senin Bildiğin Kadınlardan Değilim


Fark ettiniz mi bilmiyorum ama gerçekten önemsenen ve toplum için önemli olan unsurların "günleri" olmuyor.. "Dünya Erkekler Günü" ; "Türkiye Futbol Günü" ; "Dünya Para Günü" ne kadar zihninizi tırmalıyorsa; önemini yitiren veya önemini sonradan kazanmış unsurların "günleri" zihinde o kadar hızlı yer buluyor. O sebeple zihnimde barış; dostluk; sanat günlerini gibi Kadınlar Günü de oldukça kolay yer buldu..

Yer buldu ama bulduğu yere oturmasına da bir yanım izin vermedi ve kendisi ayakta kaldı.. Ikna için verilen kırmızı güller; tebrikler; güzel mesajlar da sonuç yaratmadı çünkü bir günlük ağza bal çalma yerine, kadınlar gününü kutlamayacak kadar kadın olmanın rahat yaşanabildiği; kadınların etkin ve önemli olduğu bir dünyayı tercih ediyorum...

O sebeple, Dünya Kadınlar Gününü tek gecelik bir flört olarak görüyor ve "Ben senin bildiğin kadınlardan değilim" diyerek gururumu korumaya çalışıyorum...

17 February 2008

Dinlemeyi Sevmeyen Dosta - Not



Burnunun dibindeyken, seni özledim diyememek ve bir günü daha yaşamayı ertelemek nedir biliyorum. Olmasını çok istediğin, olup olmayacağını öngörmeye enerjinin yetmediği, kalbinin sev dediği; mantığının dur dediği arada sıkışmış bir durum..

Belki de "arada sıkışmış" da doğru kelimeler değil çünkü bu hem sevip, hem de durarak yaşanan bir nevi dondurulmuş tüketim.. Ve aslında buzdolabi ile ocak arasında gidip gelirken tüketilmeden önce tükenen kendinsin..

O yüzden ya buzluk, ya ocak ama ikisinin arası değil...

Biliyorum cevap: Demesi kolay.. ve ben de katılıyorum; demesi kolay, bende olsam uygulayamazdım..

Sanırım şu an sadece başkasının duygularıyla yazı yazabiliyor muyum deneyerek Sezen Aksu'culuk oynuyorum.. En azından bu denemem için oku ama kendini dinle...

Sevgiler...

24 January 2008

A.E.S Nedir? Teşhis | Tanı | Tedavi alttadır



Birazcık hastayım. Geçti zannnediyordum ama geçmemiş; belki de hiç bir zaman geçmeyecek. Bir hafta ; on gün kendini göstermese de; onbirinci gün nüksediyor.. Yalnız yaşayanlarda kendini gösteren A.E.S: Ailem Evde Sendromu olarak açıklanıyor.

A.E.D (Ailem Ev Dışında) durumunda iken ; özlemle çağrılan aile mensupları; eve katılımından bir süre sonra, yoğun bir mutluluk hissi ile sarıp sarmalanıp; iyi ki geldiler, la la la durumundan; aniden ters veya inişli çıkışlı bir ruh haline geçiyor. Dolapta bulunamayan kıyafetler; yerleri değiştirilen eşyalar; TV'den gelen dizi muzikleri veya LigTV sesleri; zamanlı zamansız "xx yer misin?" sorusu hastalığı tetikleyen unsurlar olarak değerlendiriliyor.

A.E.S geçiren hastalarda, etrafı yoksaymak için elektrik süpürgesi yapmak; uzun uzun saçlarını kurutmak; uzun uzun banyoda kalmak; gönüllü olarak fazladan mesai yapmak gibi ileri ve orta düzeyli anormallikler görülebiliyor.

A.E.Sendromunu gidermek için, A.E.D durumunda iken onları ne kadar özlediğinizi düşünmek; spor yapmak veya blog yazmak öneriliyor..

Bu durumda hastalığımı yarına atlatamazsam, sanırım spor yapmam gerekiyor..

22 January 2008

Dining in 2015


Bir plaza insanı olarak, hemen hemen her öğünü bir yandan calışırken, bir yandan yemek yemeğe uğraşarak geçiriyorum. Sanırım da bu yüzden, rastgele rastladığım resme takılıp kaldım. Fotografi gördüğüm blog'da buncağızlara "Dining in 2015" demişler ama bence "Dining since 2000" filan olmalılarmış...


Kaşık; Çatal ve Bıçak kalemlere ,tasarımsal olarak bayılmakla beraber, kalemliğimin içinde olacaklarını düşünerek, temizliklerinden şüphe duydum ama yine de onları sevmeme olmadı. Zaten hiç kullanılamayacak bile olsa, o kadar çok şey anlatıyor ki; tasarımın fonksiyonelliğini umursamıyor insan..

29 December 2007

Mutlu Yillar



Bu yil agacin altina astigim dileklerde radikal bir degisiklik oldu... Onceki senelerde istedigim her seyi hala istemekle beraber, ayni zamanda kolay olsun istiyorum..

Yillardir zor seylere olan ilgim dolayisiyla bana bunu sunmaya aliskin olan Noel Baba, bir sure catida affallayacak ve yanlis yere geldi sanacak sanirim

O yuzden Sevgili Nobel Baba, ustune basarak soyluyorum: Kolay gelecek ask, para, basari, saglik, huzur ve mutluluk istiyorum..

Herkese mutlu yillar!!

07 December 2007

Puzzle


Bütün puzzle tamamdır ama bir parça kayıptır.. Parça acaba nerededir? Kalp bu spekülasyonla çarpar durur; beyin onu durdur.. Kalp her kartonu o parça sanar; beyin yine bulamadın diye dalga geçer.. Kalp bulduğu kare kartonun köşeleri yuvarlasam buraya oturur der; beyin 2500 parçayı yerine oturttun bir parçayı da biraz daha ara, doğrusunu bul der.. Kalp mutsuz olur, beyin ciddiye alır.. Kalp bir ümit arar; beyin parçası eksik puzzle'ı kabullenir..
İşte Google'ı olmayan duygu dünyası bu şekilde aradıklarını bulamamak ve çelişki üzerinde yaşamak üzerine kuruludur..
Blog'u olan duygu dünyası, herkese seslenir.. Eksik parça aranıyor..
Blog'u olan beyin isyan eder.. Bu post'u sakın yayınlama..

06 November 2007

Umudunu Geri Kazandığı Anda


Umudunu geri kazandığı anda kalbi tekrar konuşuyor insanın... Gözlerini açıyor, kirpikleri ağır ağır kalkan bir edayla yerinden oynuyor ve yeni doğmuş bir bebek gibi izliyor etrafını..

Kısık ve görmek istemeyerek bakan grileşmiş ruh halini çıkartıyor; makineye atıyor; Beyaz programda, 90 derecede yıkıyor... Tertemiz çıkan kostümü tekrar giyeceğini bilerek ama bir daha giymeyeceğini düşünerek askıya asıyor..

Ve gün geliyor, umudun üzerine sıçrayan bir çamurla tekrar üzerini değiştirmeye ihtiyaç duyuyor insan ve onun da kirleneceğini bile bile giyiyor tertemiz kostümünü ve tekrar sıçrayabilecek çamurun güvensizliği ve kostüm yedeksizliği ile yavaş yavaş susuyor kalbi..

Bu durumda kirlenmek cidden Omo'nun dediği gibi güzel midir? Sanırım bir çok kostüm seni hayata bağlamıyorsa değildir..

30 October 2007

29 Ekim Kutlamaları


Geçen sene 29 Ekim'de televizyonda kutlamaları canlı gösteren programların yok denecek kadar az olması sonucunda bir yazı yazmıştım fakat yayınlamamışım.. Yayınlamayı ve aradaki farkı şimdi değerlendirmeyi çok isterdim...

O gün, eskiden 29 Ekim'lerde akşamları babamın beni alıp kutlamalara götürdüğü ve bunların herkesin katıldığı coşkulu kutlamalar olduğunu ve şimdi ise bundan eser olmadığını; 29 Ekim'in işe gitmemek dışında kalbe dokunan bir his yaratmadığını yazmıştım... Bir yıl geçti.. Sabah uyandım, televizyonu açtım, aynı anda hem Ankara; hem Istanbul; hem Tunceli; hem Anıtkabir, her yerdeydim... Akşam hem Bağdat Caddesi; hem Ortaköy; hem Kordon; hem Boğazdayım.. Boğaz'daki havai fişek gösterisi, yıllar önce videosunu izleyip, gerçek olamayacağını düşünecek kadar çok şaşırdığım -sanırım Singapur'daki- bir havai fişek gösterisini hatırlattı..

Gözlerim dolu dolu izledim bir çok anını ama kafamda sorular var: Insanoğlu elindekini kaybetme korkusu olmadan sevgisini gösteremiyor mu; bazı askerler şehit olmasa duygular bu kadar kabarmayacak mıydı; önceki seneleri cansız soluk bir geçişle sunan medyanın, bu seneyi şölene dönüştürmesindeki tutum farkı isteneni sunma gayreti miydi yoksa birilerinin strateji değiştirmesi mi?

Yönlendirmek veya ima etmek için sormuyorum, gerçekten bilmiyorum...