23 May 2008

TonlaKazan.com


Flash flash flash. Turkcell yıllardır olmasını istediğim reklam modelini hayata geçirdi. Bu reklam modelini tek benim düşünmediğimi ; o kadar da cin olmadığımı biliyorum ama görünce -sonunda- dedim ve tabi ki kıskandım da.. Neyi kıskandın derseniz bilmiyorum..Herhalde bu kadar hayata geçmesini istediğim bir projede toplu iğne ucu kadar katkım olmadığı için olabilir.

"Acaba nedir; nedir" seslerini duymam dolayısıyla hissiyatımı bir kenara bırakarak; bir soru-bir cevap yöntemi ile anlatıyorum:

Neyi tonla kazaniyoruz?
- Bedava dakikayı; kontörü

Nasıl bedava kazanıyoruz?
- Telefon hattımıza reklam alarak

Telefon hattına reklam almak nedir; lütfen açınız
- Telefon hattına reklam almak demek; arama geldiği süreçten; cevaplandığı süreç arasında markaların reklamlarının yayınlanıyor olması

Telefon hattımıza nasıl reklam alıyoruz?
- Tonlakazan.com veya wap.tonlakazan.com 'a kayıt olarak

Sadece kayıt olmak yetiyor mu?
- Tabi ki hayır

E baska ne lazım?
- Arandığınız zaman hangi reklam çıkacağına karar vermeniz lazım; bir de telefonları calar calmaz açmamanız lazım:)

Başka sorusu olan?

12 May 2008

Graffitti


Graffitti yapıyorummm..
La La laaaa

10 May 2008

Kendine Acemi

Cevap: "Bilmiyorum neden" Kendine acime olmak böyle bir şey..
Kendini dans pistinde ilk defa denemek gibi.. Elini kaldırmayı neden unuttun diye sorulasa; neden unuttun bulabilir misin?

03 May 2008

SivasSpor



Futbol'dan pek anlamıyorum; pek ilgimi de çekmiyor ama küçüklüğünden itibaren taraf olmak gerektiği beynimize işlendiğinden olsa gerek; Fenerbahçe'liyim. Fenerbahçe'li olmaktan çok da mutluyum ama bu sene Sivas Spor şampiyon olsun istiyorum!!

Şampiyon olsun çünkü, inancın, azmin, çalışmanın gücünün; paranın, şöhretin üzerinde bir değer olduğunu ispatlasın.. Bir de Oyak Bank reklamını haklı çıkartsın: İyiler mutlaka kazansın...

O yüzden bu hafta sonu tüm kalbim Sivasspor'la..

01 May 2008

Made of Japan


Made of Japan bir blog networkü olabilir ama emin de değilim.. Kafamda netleşmese de sevdim kendisini.. Sadece ayakkabı şeklindeki grafikle bile oynamak pek keyifli...

18 April 2008

No Pain; Just Gain

Her iş gezisinde döndüğümde; gördüklerimi ; dinledikleri anlatma isteği ile dolup taşarken ; gelen 3 basamaklı rakamlarla ifade edilen mailler; toplantılar; çalan telefonlar arasında kayboluyorum ama bu sefer kaybolmakla kalmadım hayatımın en kaotik haftasını da gecirdim..

Ve Cuma 23:53 itibariyle yazmaya başladığım bu yazı; sadece kendim için bir sey yapmak adına verilmiş bir mola ile hayata geciyor yani anlayacağınız kaos bitmedi; hala devam ediyor..

Bu arada kaçırılan doğum günleri; unutulan yemek rezervasyonları; söz verilen buluşmaların iptali de bu haftanın bir parçası oldu..

Kendimi final haftasında hissediyorum ama okul biteli dört seneden fazla oldu..

Söylenmeye ara verip; gezip gördüklerimden -nedense- en çok söylemek istediğim İspanyolların yemeğe lavanta koyması.. Çok acaip: Birincisi lavantanın yemeği yenilebilir parfüme dönüştürmesi dolayısıyla.. İkincisi benim en çok bunu anlatmak istemem dolayısıyla..

Ve uykuyu kaçırma yollarından kahve işe yaramazken; daha fazla dayanamayarak veda ediyorum.. Ve temennim 'no pain; no gain' in; bir gün 'no pain; just gain' şeklinde olması...

07 April 2008

SMS Reklamlarından Kurtuluş Günü


Özellikle Cuma günlerimin kabusu; hayatıma giren her markanın, firmanin, restraunt'ın; gece klubunun anısını yaşatan SMS reklamlarını engellemeyi öğrendim.. Öğrendiğimden beri de paylaşmak istiyorum ama bir türlü fırsat olmamıştı ama artık bunu bir sosyal sorumluluk bilinciyle ertelememem gerektiğini düşünmeye başladım:

İstemediğimiz reklam SMS'lerini bir daha almamak için; gelen SMS'i telefonunuzda forward veya ilet fonksiyonu ile 2780'e yönlendiriyorsunuz. Kısa süre sonra mesajı bir daha almayacağınıza dair onay geliyor..

Gerçi sadece Turkcell'de uygulandığını bildiğim engellemeyi; diğer operatörlerde nasıl yapabiliyorsunuz bilmiyorum.. Belki onu da baska bir bilen çıkar, bu vesileyle bizimle paylaşır:)

31 March 2008

Peşinden Kovalayan mı Var?


- Peşinden kovalayan mı var?
- Evet var: Zaman

diyesim geldi ama "hayat akıyor; tüh tüh yaşlanıyoruz" tadında değil...

Bu aralar hayatımın favori oyunu: kovalamaca - sadece onu anlatmak için..
Oyunda istediklerini aynı güne; aynı haftaya; aynı aya sığdırmak gibi bir biriyle iç içe geçmiş hedefler var ve aynı zamanda sürekli önüne çıkan engeller.. Pacman gibi basit bir oyun olmasına karşın, içine bir miktar strateji de katmanın gerekli olduğu bir yapısı var..

Mesela sabah arabada giderken kahvaltı ederek; oradan kazandığın zamanla kişisel maillerini kontrol edebiliyor; akşam yemeğini ofise söyleyip onun yerine çıkışta alışveriş edebiliyor; arabada telefonla banka işlerini halledip; oradan kazandığın zamanla spora gidebiliyor; To: ile mail atmak yerine BCC: ile atarak kazanılan zamanda bir projenin bir slaytını daha hazırlayabiliyor; uyumak yerine de blog'unu güncelleyebiliyorsun...

Herhangi bir şeyi atlama hakkın yok; her şeye yetişmelisin; hepsini bitirmelisin.. Yoksa bir üst "level"a geçemezsin..

18 March 2008

Ruha Iyı Gelen Yiyecekler


Oturduğum yerde kocaman bir Elle dergisi buldum; şu okurken kolunun yorulduklarından; yavaş yavaş sayfaları çevirmeye başladım.. Zaten sadece sayfaları çevrilsin diye yapılmış bir dergi.. Öyle içerik; röportaj; özgün haber arıyorsanız doğru yer değil orası değil ama haklarını yemeyelim; Ruha Iyi Gelen Yiyecekler yiyelim diye bir haber yapmışlar, aklımda tutmak isteyeceğim kadar hoşuma gitti ve aklımda tutamayacağıma karar verip dergiyi yırtma yöntemi ile haberi çaldım!! Ve direkt aktarıyorum:

Ruha Iyi Gelen Yiyecekler:

Genelde kızgın ve öfkeli bir insansanız, sizi daha da sinirlendirebilecek, uyarıcı niteliklere sahip çay ve kahve gibi içeceklerden uzak durun. Kırmızı ete dokunmayın.
Eğer genel olarak yalnız ve iç sıkıntılı bir tuh haliniz varsa, domates, patlıcan,biber, patates, karnabahar ve yumurta sizi rahatlatacaktır.
Güvensizlik ve bezginlik hissediyorsanız peyniri ve kırmızı eti unutun.

Bir süredir hiçbir şeyden memnun olmuyorsanız ve genel olarak keyifsizseniz soğan ve pırasayı tercih edin.
Karşılıksız bir aşk yaşıyorsanız, pirinç ve şekerden kaçının. Bu iki gıdanın melankoliyi azdırıp, romantik yaklaşımı ağırlaştırdığı biliniyor
Eğer özgüvene ihtiyacınız varsa turunçgillere başvurun
Heyecanlı ve stresli durumlarda, özellikle gerilim yaşanan önemli toplantılar ya da sınavlar öncesinde turunçgillere ağırlık vererek olumsuz durumunuzu hafifletebilirsiniz
Kereviz ve havuç, kaybolan hayallerin ve düş kırıklıklarının yaralarını sarmaya birebir.
Kuşku ve çekingenliğe karşı en iyi ilaç mercimek.
Çalışmaktan yıpranmaya karşı bezelye yiyin.
Üzerinizde endişeyi atmak, hata yapabileceğiniz saplantısını aklınızdan çıkartmak için marula güvenin.
Saldırganlığınızı kontrol altında tutmak için cevize başvurun
Her türlü isteği kamçılamak ve ihtirasları şahlandırmak için çikolata ilk adresiniz olmalı
Patlama durumundaysanız ve sinirden önünüzü göremiyorsanız makarna, ekmek, taze meyve ve sebze iyi gelir.
Kafanız karışıksa nane çiğneyin
Bergamot ve maydanozun depresyona karşı bir numaralı ilaç olduğunu unutmayın

***Dikkat dikkat yukarıda okuduklarınız Elle Mart 2008'den çalıntıdır: Sonra bu yazıyı bir yerden gözüm ısırıyor; Selin bizi kandırdın; kabul etmem:)

11 March 2008

PTT: "Posta Kutunuzu Nasıl Alırdınız?"


Türkiye'de şu ana kadar karşıma çıkan en demokratik şey budur desem çok abartmış olur muyum? Daha önce günlük hayatımda defalarca karşılaşacağım her hangi bir şeyle ilgili hiç fikrimin soruldu mu merak ediyorum... Hala bulamadım.. Sanırım sorulmadı...

PTT posta kutularını nasıl yapalım soruyor... Bence en üst soldaki gibi yapın.. Sizce nasıl yapsınlar???

09 March 2008

Ben Senin Bildiğin Kadınlardan Değilim


Fark ettiniz mi bilmiyorum ama gerçekten önemsenen ve toplum için önemli olan unsurların "günleri" olmuyor.. "Dünya Erkekler Günü" ; "Türkiye Futbol Günü" ; "Dünya Para Günü" ne kadar zihninizi tırmalıyorsa; önemini yitiren veya önemini sonradan kazanmış unsurların "günleri" zihinde o kadar hızlı yer buluyor. O sebeple zihnimde barış; dostluk; sanat günlerini gibi Kadınlar Günü de oldukça kolay yer buldu..

Yer buldu ama bulduğu yere oturmasına da bir yanım izin vermedi ve kendisi ayakta kaldı.. Ikna için verilen kırmızı güller; tebrikler; güzel mesajlar da sonuç yaratmadı çünkü bir günlük ağza bal çalma yerine, kadınlar gününü kutlamayacak kadar kadın olmanın rahat yaşanabildiği; kadınların etkin ve önemli olduğu bir dünyayı tercih ediyorum...

O sebeple, Dünya Kadınlar Gününü tek gecelik bir flört olarak görüyor ve "Ben senin bildiğin kadınlardan değilim" diyerek gururumu korumaya çalışıyorum...

07 March 2008

En Açık Yol Ona Sorulur!!!


Taksici bir arkadaş edinmeden de hangi yol açık; nerede yoğunluk var öğrenmek isterseniz Kopilot bu konuda servis vermeye başlamış.. Ya da servisiyle ilgili yeni reklam vermeye başlamış.. Hangisi bilemiyorum.. Çok merak ediyorsanız 10 saniyesine 2 SMS bedeli ödeyerek öğrenebilirsiniz..

Bir de yolda canı sıkılana, sohbet-muhabbet paketi çıkartırlarsa hem süper olur; hem de ofisten çıkıp yolda canı sıkıldığı için ajansı arayan müşterilerden de bizleri korur ..

24 February 2008

22 February 2008

Herkes Uyurken...

Türkiye'de herkes uyurken çalışan birileri var..

Atom mühendisi, bilim adamı, MIT ajanı filan olmalarını bekliyorsunuz ama değiller... Bunlar Reklam ve Medya Uzmanları

Hayatınızın ne kadar yoğun bir algısını kavradığını fark etmediğiniz reklamlar, TV'inize, Derginize, Radyonuza, Sokaktaki Panolara, Web sitelerine, MSN pencerenize düşene kadar , bir otomobil fabrikasının işleyişi kadar entregre bir süreçten geçiyor... Hem de Türkiye'de, az insanla çok iş yapmaya çalışarak...

Yeşil formaları giyen "Reklamveren" topu havaya atıyor, Kırmızı formaları giyen "Medya Uzmanları" topu yakalamaya çalışıyor..

Insan haklarının önemli olduğu ülkelerde, toplar 18:00 sularına kadar, oldukça yükseğe atılıyor; insan haklarının önemli olmadığı ülkelerde toplar her saatte ancak 1-2 metre havalanıyor..

Ve ben bugün kızgınım, topu gögüsüme atıp; tutamadın dedikleri için..

17 February 2008

Dinlemeyi Sevmeyen Dosta - Not



Burnunun dibindeyken, seni özledim diyememek ve bir günü daha yaşamayı ertelemek nedir biliyorum. Olmasını çok istediğin, olup olmayacağını öngörmeye enerjinin yetmediği, kalbinin sev dediği; mantığının dur dediği arada sıkışmış bir durum..

Belki de "arada sıkışmış" da doğru kelimeler değil çünkü bu hem sevip, hem de durarak yaşanan bir nevi dondurulmuş tüketim.. Ve aslında buzdolabi ile ocak arasında gidip gelirken tüketilmeden önce tükenen kendinsin..

O yüzden ya buzluk, ya ocak ama ikisinin arası değil...

Biliyorum cevap: Demesi kolay.. ve ben de katılıyorum; demesi kolay, bende olsam uygulayamazdım..

Sanırım şu an sadece başkasının duygularıyla yazı yazabiliyor muyum deneyerek Sezen Aksu'culuk oynuyorum.. En azından bu denemem için oku ama kendini dinle...

Sevgiler...

Kara Teslim



Istanbul kara teslim ve içim huzur dolu... Koşuşturmalı ve her şeye karşı tetikte hayatların, teslim olmaya da ihtiyacı varmış. Teslim oldum, evmin tadını çıkartıyorum; çok güzel bir his..

14 February 2008

Olan Olmuş


Olan olmuş, diyecek pek bir şey yok aslında: Ilk bakışta aşk...
Cidden ona karşı kalbimde bir yerde bir duygu oluştu..

Aşkıma onunla bir gece geçirmeyi bırak, azıcık yürümeyi bile teklif etmeyin, lakin bir miktar kıskanabilirim ama aşkımın familyasında akrabaları ile tanışmak isterseniz tıklayın...

Banksy



Basit ve anlamlı.. Devamını görmek Banksy.co.uk

11 February 2008

Valentine's Smoochie


Sevgililer günü ile ilgi hissiyatım budur. Embed linkini bulamadığım için videoyu ekleyemedim ama mutlaka izleyin!!!

10 February 2008

Estetik Yaptım


Değişikliğim geldi.. Kuaförüm pazar günü kapalı.. Bende blog'uma (makyaj diyemeyeceğim) estetik yaptım..
Önceki hali daha mı sıcaktı diye düşünüyorum ama değişikliğe o kadar ihtiyacım varmış ki, su anda umrumda değil.. Ama bu bembeyaz sayfa için buzzz diyorsanız; yorumlarınız itina ile incelenecek ve dikkate alınacaktır

Öküz Olmamak

Bekir Çoşkun'un Öküz Olmamak yazısını okudum az önce ve anlattığı video'yu izledim. Cidden muhteşem.. Insana hayatı değiştirme gücü veriyor.. Doğadan esinlenerek , politik bir strateji kurgulayabilirmiş insan, bugun bunu öğrendim.. Şimdi, ben de kalabalığımı arkama alıp; boynuzumu takip havaya atmak istiyorum bir iki kişiyi!!

24 January 2008

A.E.S Nedir? Teşhis | Tanı | Tedavi alttadır



Birazcık hastayım. Geçti zannnediyordum ama geçmemiş; belki de hiç bir zaman geçmeyecek. Bir hafta ; on gün kendini göstermese de; onbirinci gün nüksediyor.. Yalnız yaşayanlarda kendini gösteren A.E.S: Ailem Evde Sendromu olarak açıklanıyor.

A.E.D (Ailem Ev Dışında) durumunda iken ; özlemle çağrılan aile mensupları; eve katılımından bir süre sonra, yoğun bir mutluluk hissi ile sarıp sarmalanıp; iyi ki geldiler, la la la durumundan; aniden ters veya inişli çıkışlı bir ruh haline geçiyor. Dolapta bulunamayan kıyafetler; yerleri değiştirilen eşyalar; TV'den gelen dizi muzikleri veya LigTV sesleri; zamanlı zamansız "xx yer misin?" sorusu hastalığı tetikleyen unsurlar olarak değerlendiriliyor.

A.E.S geçiren hastalarda, etrafı yoksaymak için elektrik süpürgesi yapmak; uzun uzun saçlarını kurutmak; uzun uzun banyoda kalmak; gönüllü olarak fazladan mesai yapmak gibi ileri ve orta düzeyli anormallikler görülebiliyor.

A.E.Sendromunu gidermek için, A.E.D durumunda iken onları ne kadar özlediğinizi düşünmek; spor yapmak veya blog yazmak öneriliyor..

Bu durumda hastalığımı yarına atlatamazsam, sanırım spor yapmam gerekiyor..

22 January 2008

Dining in 2015


Bir plaza insanı olarak, hemen hemen her öğünü bir yandan calışırken, bir yandan yemek yemeğe uğraşarak geçiriyorum. Sanırım da bu yüzden, rastgele rastladığım resme takılıp kaldım. Fotografi gördüğüm blog'da buncağızlara "Dining in 2015" demişler ama bence "Dining since 2000" filan olmalılarmış...


Kaşık; Çatal ve Bıçak kalemlere ,tasarımsal olarak bayılmakla beraber, kalemliğimin içinde olacaklarını düşünerek, temizliklerinden şüphe duydum ama yine de onları sevmeme olmadı. Zaten hiç kullanılamayacak bile olsa, o kadar çok şey anlatıyor ki; tasarımın fonksiyonelliğini umursamıyor insan..

17 January 2008

Pudra Car


İçinden inmekten en çok utanacağım arabayı buldum! Pudra Car!!!



Pudra Car, kadınlara özel araç kiralama şirketiymiş. Kadınlara özel olması dolayısıyla pembe boyanmış BMW filosuna sahip! Garip rengi; siyah camları; beyaz kapı kolları ve beyaz cantları ile Pimp My Ride'daki araçlar da dahil olmak üzere, gördüğüm en kıro görüntü..

Bu kıro görüntüyü trafikte ilk gördüğümde, içinde Lerzan Mutlu veya benzer bir karakter olduğuna o kadar emindim ki ve kendimi teyit etmek için önümdeki araca çarpma riskini göze alarak ilerledim ama içini görecek kadar yaklaşamadım. Allahtan arkasına pudra car yazmışlardı da, Google sağolsun; aradım bulduk

Neden böyle bir araç kiralayacağımla ilgili sitede verilen açıklamadan da hiiiç tatmin olmadım; beni hiç yakalamadı.. "Neden Pudra Car?" anlayan veya ilgisini çeken varsa, neden ilgisini çekti bana da anlatsın nolur..

07 January 2008

Etys.com // El Yapımı Site


Tamam biraz abarttım; tabi ki el yapımı site değil; zaten o nasıl olur aklımda almıyor ama bu sitede; sitenin kendisi dışında her şey el yapımı sanırım. El yapımı dendiği zaman genelde zihnimde uyanan "kermes ürünleri" algımı tamamen değiştirecek güzellikte ürünler var. Türkiye'den eklenen ürünler bile Türkiye'de herhangi bir sitede gördüğüm ürünler değil; çok orjinaller. Dünyanın her yerinden gönderilmiş bir sürü var. Bak bak bitmiyor.. Ilk bol vakitiniz oldugunda www.etys.com 'a mutlaka göz atın!

WagS


Herkese şeker gülümsemeler atarken; bazı dişilere de diş bilemekten kendimizi alamıyoruz: -karşımızdakinin suçuna, sevimsizliğine; soğukluğuna; güzelliğine..vs vs göre- saçlarını çekmek; yüzünü boyamak; yumruk atmak; topuğunu kırmak;üzerine araba sürmek; itmek; vurmak; devirmek gibi vahşi güdülerimiz uyanabiliyor.. Pek etrafımda kimse bu güdülerle hareket etmese de; bunu güdüyü içimizde taşıdığımızı hepimiz biliyoruz ve bunu da artık blog'umdan resmi olarak itiraf ediyorum...çünkü bu güdünün banner'ını yapmışlar.. Hem de cok başarılı olmuş!!
Aynı formattaki banner'lar için Double Click'in beyan ettiği %9.50'de tıklanma ortalamasını; %45 tıklanma ile ezmiş geçmişler ve cidden hak etmişler!
Lütfen; Wag diğer Wag'ı yakarken; üzerine araba sürerken ve öbürünü iterken görebileceğiniz banner'ları izleyin..
Umarım benim kadar eğlenirsiniz..

Özel Not: Benim gibi daha önceden WAG nedir bilmeyenlere yapılan açıklama: That’s the Wives And Girlfriends of England’s footballer’s for those of you who don’t read Hello or OK magazine

29 December 2007

Mutlu Yillar



Bu yil agacin altina astigim dileklerde radikal bir degisiklik oldu... Onceki senelerde istedigim her seyi hala istemekle beraber, ayni zamanda kolay olsun istiyorum..

Yillardir zor seylere olan ilgim dolayisiyla bana bunu sunmaya aliskin olan Noel Baba, bir sure catida affallayacak ve yanlis yere geldi sanacak sanirim

O yuzden Sevgili Nobel Baba, ustune basarak soyluyorum: Kolay gelecek ask, para, basari, saglik, huzur ve mutluluk istiyorum..

Herkese mutlu yillar!!

14 December 2007

Honda - Hate Something

Honda'nın gördüğüm en güzel reklam filmi sanırım.. İzlediğimden beri sürekli mutlu bir ifade ile "Hate Something, Change Something" diye mırıldanıyorum..

07 December 2007

Puzzle


Bütün puzzle tamamdır ama bir parça kayıptır.. Parça acaba nerededir? Kalp bu spekülasyonla çarpar durur; beyin onu durdur.. Kalp her kartonu o parça sanar; beyin yine bulamadın diye dalga geçer.. Kalp bulduğu kare kartonun köşeleri yuvarlasam buraya oturur der; beyin 2500 parçayı yerine oturttun bir parçayı da biraz daha ara, doğrusunu bul der.. Kalp mutsuz olur, beyin ciddiye alır.. Kalp bir ümit arar; beyin parçası eksik puzzle'ı kabullenir..
İşte Google'ı olmayan duygu dünyası bu şekilde aradıklarını bulamamak ve çelişki üzerinde yaşamak üzerine kuruludur..
Blog'u olan duygu dünyası, herkese seslenir.. Eksik parça aranıyor..
Blog'u olan beyin isyan eder.. Bu post'u sakın yayınlama..

29 November 2007

HP Personiva - Meşhur Oldum

Ben bir reklam oyuncusu oldum!!! Çiçekleri karavanın kapısına bırakın; Louboutin siparişlerimi aldırın; kuru temizlemeden siyah elbisem gelsin; jetimi hazırlatın; yemeği Paris'de yiyeceğim...

28 November 2007

Couture Elbisede Son Nokta: Style Shake


Internette renkleri değişen, tasarlanan çok şey gördüm ama hiç couture elbise tasarlamamıştım.. Hepsinden zevkli!!! Gerçekten almak istiyorsun!! US ve Western Europe shipping now available yazısı ile satınalma sürecine bakmadım bile ama çok keyifli bir site yapmışlar.. Genelde online'da yapılan güzel iş fikirlerini kıskanan biri olarak, kendimi denedim ama o kadar aklımın ucundan geçmeyecek bir e-ticaret fikri ki, sanırım kıskanamadım çünkü zaten aklıma gelse de -beni aşardı- yapmazdım..
Ama hem bu kadar kolay tasarlamaya ve değişiklik yapmaya bayıldım; hem de ayıp oluyor baskısı yaşamadan her rengi ve her modeli deneme suretiyle şımardım..
Bence hemen siz de şımarın!!

06 November 2007

Umudunu Geri Kazandığı Anda


Umudunu geri kazandığı anda kalbi tekrar konuşuyor insanın... Gözlerini açıyor, kirpikleri ağır ağır kalkan bir edayla yerinden oynuyor ve yeni doğmuş bir bebek gibi izliyor etrafını..

Kısık ve görmek istemeyerek bakan grileşmiş ruh halini çıkartıyor; makineye atıyor; Beyaz programda, 90 derecede yıkıyor... Tertemiz çıkan kostümü tekrar giyeceğini bilerek ama bir daha giymeyeceğini düşünerek askıya asıyor..

Ve gün geliyor, umudun üzerine sıçrayan bir çamurla tekrar üzerini değiştirmeye ihtiyaç duyuyor insan ve onun da kirleneceğini bile bile giyiyor tertemiz kostümünü ve tekrar sıçrayabilecek çamurun güvensizliği ve kostüm yedeksizliği ile yavaş yavaş susuyor kalbi..

Bu durumda kirlenmek cidden Omo'nun dediği gibi güzel midir? Sanırım bir çok kostüm seni hayata bağlamıyorsa değildir..

05 November 2007

Şimdi Haberler: Microsoft vs Google

Savaş Başlıyor! Kazanan Google mı Olacak Facebook mu?
FACEBOOK'A 240 MİLYON DOLAR

Dünyaca ünlü yazılım şirketi Microsoft, geçtiğimiz hafta 240 milyon dolar karşılığında, Facebook hisselerinin yüzde 1,6'sını satın almıştı. Bu satınalmayla Facebook'un piyasa değerinin 15 milyar dolar olduğu tescillenmişti. Bu satınalma sonucu devredışı kalan ve 'B' planını devreye sokan Google, yeni iş ortaklarıyla işbirliği yaparak, sosyalleşme siteleri alanında Facebook'tan öne geçmek için hamle yaptı.

FACEBOOK'A KARŞI BİR ORDU ÇIKIYOR

Facebook hisselerini Microsoft'a kaptıran Google, birçok şirketle işbirliği yaparak OpenSocial adlı bir sosyalleşme ağı kuruyor. Facebook'a karşı kıyasıya rekabet edecek olan OpenSocial adlı sosyal ağ sitesi, Orkut, Salesforce, LinkedIn, Ning, Hi5, Plaxo, Friendster, Viadeo ve Oracle hizmetlerinin bir çatı altında toplanmasından oluşacak ve Google üyelik hesapları üzerinden çalışacak. Çok sayıda hizmeti bir çatıda topladığı için, sosyal ağ alanında büyük bir devrim olarak kabul edilen OpenSocial'in detayları bugün açıklanacak.

KİMİN GÜCÜ NE KADAR?

BİRİNCİ CEPHE

Facebook 15 milyar dolar

Microsoft 274.3 milyar dolar

İKİNCİ CEPHE

Google 187 milyar dolar (Orkut dahil)

Salesforce 5.5 milyar dolar

LinkedIn 200 milyon dolar

Ning 214 milyon dolar

Hi5 102 milyon dolar

Friendster 53 milyon dolar

Vaideo 15 milyar dolar

Oracle 100 milyar dolar

30 October 2007

29 Ekim Kutlamaları


Geçen sene 29 Ekim'de televizyonda kutlamaları canlı gösteren programların yok denecek kadar az olması sonucunda bir yazı yazmıştım fakat yayınlamamışım.. Yayınlamayı ve aradaki farkı şimdi değerlendirmeyi çok isterdim...

O gün, eskiden 29 Ekim'lerde akşamları babamın beni alıp kutlamalara götürdüğü ve bunların herkesin katıldığı coşkulu kutlamalar olduğunu ve şimdi ise bundan eser olmadığını; 29 Ekim'in işe gitmemek dışında kalbe dokunan bir his yaratmadığını yazmıştım... Bir yıl geçti.. Sabah uyandım, televizyonu açtım, aynı anda hem Ankara; hem Istanbul; hem Tunceli; hem Anıtkabir, her yerdeydim... Akşam hem Bağdat Caddesi; hem Ortaköy; hem Kordon; hem Boğazdayım.. Boğaz'daki havai fişek gösterisi, yıllar önce videosunu izleyip, gerçek olamayacağını düşünecek kadar çok şaşırdığım -sanırım Singapur'daki- bir havai fişek gösterisini hatırlattı..

Gözlerim dolu dolu izledim bir çok anını ama kafamda sorular var: Insanoğlu elindekini kaybetme korkusu olmadan sevgisini gösteremiyor mu; bazı askerler şehit olmasa duygular bu kadar kabarmayacak mıydı; önceki seneleri cansız soluk bir geçişle sunan medyanın, bu seneyi şölene dönüştürmesindeki tutum farkı isteneni sunma gayreti miydi yoksa birilerinin strateji değiştirmesi mi?

Yönlendirmek veya ima etmek için sormuyorum, gerçekten bilmiyorum...

15 October 2007

JUICY COUTURE Günlük



Dünyanın en kokoş günlüğünü buldum..

Çantamdan çıkartmaya bile utanabilirim ama yine de şu üstteki altın rengi olan benim olsun istiyorum.. Çeyizlere konan ve kullanılmayan tüylü terlikler gibi bir sey veya ilkokulda aldığımız kocaman ayıcıklı silgili ama elde durmayan kalemler gibi..

Beynimin estetik tarafı; fonksiyonunun üzerine bastı; hatta nanik yaptı geçti.. Frapan, rüküş bir estetik sinir ucu ile aldatılan fonksiyon hücreleri duruma çok bozuk; onda ne buldum anlamıyor ama bir gün eve döneceğimden emin beni bekliyor..

Facebook


Facebook'la ilgili bir yazı yazmamak için uzun süredir gerçekleştirdiğim direnişi bugün sonlandırıyorum çünkü babam Facebook'a üye oldu!!!
Babam 99 yılından beri bir internet kullanıcısı, fırsat buldukça internette vakit geçirir; üye olduğu forumlar ve takip ettiği siteler vardır ancak bu zamana kadar hiç ortak bir yerde karşılaşmamıştık... Ta ki ilk defa bir tartışma programında adını duyduğu Facebook ile her okuduğu gazetede ilgili, bir köşe yazısı veya minik notlar görene kadar..
İlk, bizleri güldürme amaçlı söylenen "Ben de Facebook'a üye olayım" espirisi ile gerçekleşen girişimin sadece espiri olmadığını sezdiğim süreden beri babamın Facebook'a üye olmasına kendimi hazırlamaya çalışıyordum ama bu espri ile üyelik arasında bir gün olması dolayısıyla da pek hazırlıklı yakalanmadım ; gerçekten affalladım ve babamın bekleyen requesti ile bakışıyorum.
Arkadaşlarımla çıktığım bir tatile babamın da geliyor olması gibi bir his.. Bir yandan da aklın bir oyunu.. Ben olsam cocugumun community sayfasına sahte bir request yollayıp, hayatında neler olup bittiğini izlerdim diye düşünürken, babam gerçeğini yolladı(gerçi bunu hayatlarımızı takip için yapmadığına eminim) ; aynı zamanda da babamın online trend'leri takip ediyor olması çok da hoşuma gittiği için Facebook'un karmaşık uygulamalarında takılıp düşmemesi için ona destek bile oldum ama hala şaşkınım..
Şimdi izninizle buradan ayrılıyor; request confirmation bölümünde "How are you related" sorusuna "is my parent" diyor ve buna ben bile inanamıyorum..

04 October 2007

Tarife Yumurtlayan Tavuk


İlk gördüğümde kahverengi olması dolayısıyla ilk anda hep çikolata reklamı sandığım Tarife Yumurtlayan Tavuk, cidden tarife yumurtladı ve sonunda Turkcell olduğunu kavramımı sağladı; hem de beni çok güldürerek.. Size uygun tarifeyi biliyorsanız da, sırf tavuk'un yumurtlaması için mutlaka denemelisiniz!

22 September 2007

The Cool Hunter | Istanbul


İşte size işe bir süre ara verip kafanızı dağıtmak istediğinizde çok keyif alacağınız bir site: TheCoolHunter.com.tr

Siteye ilk girdiğimde yazıları Türkçe olduğunu, Ortaköy'den çekilmiş Istanbul resmini fark edene kadar algılayamadım. Neden olduğunu bilmiyorum ama tasarım ve yaratıcı uygulamalarla ilgili siteler, genelde yabancı uyruklu oluyor.. O sebeple siteyi görünce çok sevindim "Yaşasın reklam verecek şahane bir yer diye" ; tam bunları derken siteden bilgi isteklerime kimsenin dönmemesi üzerine hevesim kursağımda kalmış olsa da, sitenin hakkını yememek lazım.. Oldukca keyifli bir site..

Sitede reklamlar bölümünden, İlk yardım biliyor musunuz? ; Guys pray for rain ve Ebay reklamları favorilerim, bakmanızı şiddetle öneririm!!

Nur Yol Duası



Lütfen biri bu bir photoshop aldatması desin. AMIN.

13 September 2007

Eşitlik

Daha önceki bir yazımda bahsettiğim Eşitlik filmi sonunda bitti.. Sadece izlemek yeterli..

Tuvalu


Bir an önce gidilmesi gerekenler listesi diye bir listem yoktu ama aniden oldu.

Listede sıralama şu şekilde:
1 - Tuvalu
2 - Henüz yok çünkü daha önce böyle bir panik yaşamamıştım.

Pasifik'teki ada global ısınma nedeniyle 30-50 yıl arasında bir sürede yok olma tehlikesi içerisindeymiş ama o kadar güzel görünüyor ki, yok olmamalı..

Yok olursa , dünyadan böyle bir güzelliğin silinmesi dışında, mutsuz insan sayısının 10.000 kişi artması da kaçınılmaz olacak. Orada yaşayan insanların başka bir yerde yaşayabileceklerini; egsoz dumanına, gürültüye ve karaya alışabileceklerini sanmıyorum..

05 September 2007

Meyve Çiçeği - FruitandtheCity


Daha önce yazdığım kadınlara hediye alma kılavuzu yazısına ek olarak aramıza katılan yeni bir hediye var: Meyve Çiçeği..
Bugün ofiste bir arkadaşımızın doğum günü için gelen sevgili çiçek oldukça lezizdi- hatta bütün ofisi de tepesinde toplamayı da başardı
Ayrıca resimlerinde olduğundan çok daha güzel görünüyor! İlk fırsatta hediye olarak alınması gereken bir ürün, Fruit and The City'den sipariş verebilirsiniz ilgililere duyurulur!!

03 September 2007

Strawberrynet


Kozmetik alışverişi konusunda hep takdir ettiğim ama bir türlü alışveriş etmek kısmet olmayan Strawberrynet'den sonunda alışveriş ettim. Inanılmaz çok çeşit ürün var ve ücretsiz shipping olmasına rağmen Pazar günü sipariş ettiğim ürünler, 1 hafta sonra Pazartesi günü elimdeydi. Özellikle sizde Melis'in bahsettiği gibi kozmetik alışverişi esnasında, satış elemanlarının bilgisizliklerinden; tavırlarından rahatsızsanız mutlaka Strawberrynet.com 'dan alışveriş yapmalısınız
Ayrıca fiyatlar gerçekten oldukça ekonomik ve Kerastase şampuandan, Anna Sui cilt bakım ürünlerine; Michael Kors parfümden , Bobbi Brown makyaj malzemelerine her şey var..
Tek dezavantaj, sitenin ne almak istediğini bilenler için tasarlanmış olması: Ürünlerle ilgili detaylı açıklama veya ihtiyaç duyduğun soruna cevaben ürün sorgulaması yok ama zaten kullandığım ürünleri cok değiştirmediğim için benim için sorun olmadı..
En az bir saatinizi ayırabileceğiniz bir aralıkta, detaylıca göz atmanızı tavsiye ediyorum!

21 August 2007

Mektup Arkadaşlığı


Ondan ona atlayarak kontrolsüzce düşünürken, bir anda artık çook çok silikleşmiş bir şey hatırladım: Mektup arkadaşlığı

Eskiden aldığımız dergilerin arkasında birbiriyle mektup arkadaşı olmak isteyenler için bir sayfa olurdu. Hayal meyal hatırlıyorum, kişilerin kendilerini kısaca tanıttıkları ufak bir paragraf olur ve hemen altında adresleri yer alırdı. Benim de bir iki denemem olmuştu; birincisi mektup postalanmadan önce vazgeçilmiş bir deneme (9 yaşlarında); ikincisi Ingilizce öğretmenimizin Ingilizcemizi geliştirmek için yaptığı mektup arkadaşlığı çöp çatanlığı üzerine yazılmış bir mektup (12 yaşlarında). Bana yazan Brezilya'lı kızın tüm aile sorunlarını anlatıp, sonra bana sonsuz detaylı soru sorması sonucunda -o zamanda hızlı özelime girilmesine tepki duyuyordum demek ki- arkası gelmeyen bir deneme..

Şimdi düşününce tanımadığın birine yazdığın bir mektup olduğu için, paylaşım isteğinden öte yazma isteğiydi gibi geliyor bana ve bu sebeple de blog yazma ile de benzeştiklerini düşünüyorum.. İlk başta kendi yazma ihtiyacını gidermek için başladığın blogging sonra paylaşıma dönüşse de, temelinde istediklerini anlatma ihtiyacını barındırıyor; tıpkı internetsiz dönemin mektup arkadaşlığı gibi..

Teknoloji yeni yaratımlar ortaya atıyor olsa da, insan ve ihtiyaçları değişmiyor.
Biz ise her şey değişiyor zannederken belki de sadece at arabasından inip, motorlu araçlara geçiyoruz ve bu hızı ve konforu bir icat zannederken aslında tarih dijital versiyonlarda tekerrür ediyor..

20 August 2007

Moda Vakko'dur


Çok eski bir kumaş parçası buldum evde.. Annemin eski bir kıyafetinin, sökülen bir parçasıymış.. Kendisini kafama bant yapıp çıkarttığım esnada arkasında Moda Vakko'dur yazısını gördüm.. Gördüm ve mest oldum.. Hemen anneme sakın bu parçayı atma, bana ver dedim.. Sanki bir müzayede parçasına sahip olmanın çok yakınındaymışım gibi hissetim.. Eski , özenli ve yaşanmışığı olan ufak bir parça; daha önemlisi Vakko'nun pazarlama iletişimin bana göre eski bir kalıntısı..
Benim göremediğim bir dönem olan 1978'den kalmış; o döneme ait dokunarak gözlemleyebildiğim tek pazarlama unsuru...
Ve aynı zamanda benim dönemimin Vakko'sunun da devam eden, istikrarlı söylemi: Moda Vakko'dur

İstanbul Modern - Ağustos |SıfırYedi|

Bugün yaklaşık 3 saatimi İstanbul Modern'de geçirdim..
İstanbul Modern bambaşka bir dünya.. Bir nevi ruh beslenmesi ve sesini kullanmaya korktuğun bir terapi..



Benim terapim Andreas Gursky ile başladı. Sergilenen Andreas Gursky fotoğrafları, göz bozacak kadar büyük ve detaylı; aynı zamanda da önünde kalakalacağınız kadar ihtişamlıydı.. Zaten daha fotoğrafları görmeden kuratörü Thomas Weski tarafından yazılan tanıtımda bile duraklıyorsunuz: Hatta ben son paragrafı çok beğendiğim için fotoğraf çekme yasağını bile deldim. Tamam ayıp ettim ama o fotoğrafı çekmesem, asla "Gerçekliğin ancak biri onu yarattığında yakalanabileceğine inanan sanatçı, gerçekliğin belgesi gibi görünenin, aslında gerçeklik görünüşü taşıyan bir kurmacadan ibaret olduğunun altını çiziyor" lafını hatırlamayacaktım.


Andreas Gursky fotoğraflarına bakarken, sergiyi kesin görmeli dediğim ve 26 Ağustos'a kadar Istanbul'a gelme şansı olmayan çok sevdiğim bir iki kişi için de resim çekmek istedim ancak bu konuda çok ileri gitmedim ama sergideki favorilerim olmasa da bazı fotografları internette buldum. Göz atmak için bir tık yeterli..

Andreas Gursky sergisi biter bitmez ayaklarınızın sizi götürdüğü ikinci fotoğraf sergisi de Ahmet Polat'a aitti.. Gursky'den sonra fazla gerçekci geliyordu insana ama son derece etkileyiciydi. Yakaladığı yüzler, ifadeler çok başarılıydı. Davetlerde yakaladığı değişik ifadelerden, deprem döneminde çektiği duyguları karışık bakışlara kadar değişik bir yelpazede fotoğrafları vardı..

Düşleri Düşlemek Video Programları da oldukça değişik kurgulu ve "ne yaratıcı insanlar" dedirten türdendi ama ilk iki sergi yanında favorilerim içine giremedi.

Blogger'ın Notu: Bu post'ta bahsettiğim tüm sergiler 26 Ağustos'da bittiği için herhangi biri ilginizi çekiyorsa, bu hafta gitmelisiniz.

16 August 2007

TreasureDough Princess Loot


Treasure Dough oynayacak yaşta olmak istiyorum.. Zaten küçükken oyun hamurlarını çok severdim, bir de içinden yüzük bilezik bulacak olsam ne kadar çıldırırdım tahmin edebiliyorum..
Ayrıca o pembe mıncıklanası Dough bölümü de çok güzel görünüyor, parçalar halinde sağa sola fırlatmalık! Hemen kuzenime alıp, bende oynamak istiyorum!!

10 August 2007

Maslak'ta Duygu Çalkantısı


Bugün her gün olduğu gibi havalı plazamızdan yorgun argın çıktım, her zaman olduğu gibi arabama doğru yürümeye koyuldum. O arada ufak bir erkek çocuğu - tahminen 4-5 yaşında- yanıma doğru gelmeye başladı. Şehrin bünyeye kattığı paranoya sebebiyle çantamı sıkı tutuyor muyum kontrol ettim; o esnada daha da yaklaştı; elinde su tabancası, yırtık kotu ve bağcıkları açık ayakkabılarıyla çizdiği haylaz çocuk profiline yakışacak bir hareketlilik sergiledi. Bende gayri ihtiyari "napıyorsun bana mı saldıracaksın" dedim. Çok doğal bir şekilde "hayır seni koruyorum" dedi. Sonra önüme geçip arabama gidene kadar beni "korudu". Hatta en son arabaya çalıştırdıktan sonra "çıkabilirsin serbest" bile dedi ve ben ufacık çocuktan bile tedirgin olduğum için kendimden utandım.
Bu olayın bende yarattığı etki devam ederken, ana yola bağlanan ve henüz kimsenin bilmediği kestirme yola doğru ilerlerdim ve aniden önüme koşan kalabalık çıktı. Ne onlar benimle keşişmeyi bekliyordu, ne de ben onlarla kesişmeyi bekliyordum.. Zar zor durdum ve içlerinden biri hiç hızını kesmedi ve devam etti. Hem de koltuk değnekleriyle koşuyordu; dikkatli bakınca tek bacağının olmadığını fark ettim. O durumu arkadaşlarıyla koşmasına o kadar engel değildi ve o kadar doğaldı ki anlatamam. Ben kavşağa gelene kadar koşarak yolu geçeceğinden çok emin şekilde hiç duraksamadan koşmaya devam etti; hem de yüzünde muhteşem bir gülümsemeyle ve ben ağlamaya başladım ama üzüldüğüm için değil; onunla çok gurur duyduğum için.. Kendini o kadar eşit ve her şeye yetebilir hissediyordu ki, onunla ve etrafında ona böyle hissetmesi için güç veren insanlarla gurur duydum.
İsole plaza yaşamımda, herkesin yaşamını aynı zannederken bir anda yoğun bir duygu çalkantısı yaşadım ve bu sebeple normalde günlük tipinde yazılar pek yazamasam da bunu yazmak için gayret sarf etmedim: Ellerim işi bitirdi..
Ayrıca arkadaşlarımın engelliler için hazırladığı fakat henüz yayınlanmaya başlamayan, kısa bir film olan "Eşitlik"'te ne kadar doğru bir mesaj verdiklerini bir kez daha anlamış oldum. Paylaşma şansım olursa en kısa sürede onu da ekleyeceğim..

07 August 2007

Yahoo Widget


Geçen haftaki Business Week'te internette yeni generasyon uygulamaların Widget'lar üzerinde döneceğini söyleyen makaleden sonra Google barına "widget" yazıp bakınmaya koyuldum.
İlk olarak Yahoo widgets çıktı karşıma, zaten onları incelemekten diğer servislerin widget'larına bakma şansım olmadı..
işte ilk indirdiğim Widget: Yahoo! Notepad!
Not alırken kağıt kalemden kurtulmayı sağlayabilecek ve en önemlisi de kağıt israfını önleyecek bir uygulama.. Hem de oldukça sevimli..
Yahoo! Notepad indirmek için tıklayın

02 August 2007

Dobişko:Sensin Beta


Yemek yemeyi pek seven biri değilim ama neresi güzel; nerede ne yenir bilmek hoşuma gidiyor ama şehir rehberi diye tabir edilen sitelerden de böö geldi diyebilirim. Size de böö geldiyse, işte iştah açan yepyeni bir site: Dobişko... Buradaki mekanların tanımları üyeler tarafında giriliyor, üyeler tarafından etiketleniyor ve oylanıyor
Tabi ki, en sevdiğim mekan Cafe des Cafes'nin girişini hemen yaptım:)
Afiyet olsun!

Önemli itiraf: Logonun altındaki "Sensin Beta" lafına o kadar çok güldüm ki, aslında siteyi o yüzden bile sevmiş olabilirim:)

21 July 2007

MyHeritage.com



Myheritage.com 'daki Face Recognition 'a göre benim benzediğim ünlüler bunlarmış. Hiç birine benzer hissetmesemde, Eva Longoria benzer olmayı isterdim sanırım. Sizde deneyin haberleriniz bekliyorum!

18 July 2007

StudioNommo


Oldum olası duvar kağıtlarından ve duvara yapılan özel uygulamalardan hoşlanan biri olarak cok eski post'larımdan birinde WhatisBlick'den bahsetmiştim. Özellikle o yazıyı okuyup WhatisBlik'i beğendiyseniz, şimdide StudioNommo'ya bayılacaksınız. StudioNommo tasarım duvar kağıtları sunmakla beraber, sizin için özel çalışmalar da gerçekleştiryor. Ayrıca sanırım şu ana kadar "aa ne güzel" dediğim uygulamalardan ilk Tük çalışma! Tasarım ve dekorasyon konusunda meraklıysanız mutlaka websitesini ziyaret etmelisiniz.

En Sevdiğim Restaurant: Minnies




Henüz Minnies'de hiç yemek yememiş olsam da, artık orası en sevdiğimi restaurant! Tam benlik: Tam sevdiğim gibi minik sandviçler, minik porsiyonlar, minik içecekler; minik mideli insanların da her şeyi tadabilmesi; dolaplarından yemekleri bitirmeden atmak zorunda kalmamaları için! Amerika'da bile sadece Chicago'da dükkanlarının olması gibi ufak bir sorun var ama yaygınlaşacaklarına dair içimde umut var:) Türkiye'ye de bekleriz Minnies...

08 July 2007

Angelique Kendine Gel!


Sevgili Angelique,

Lütfen kendine gel.. Seni hala seviyor olmak istiyorum ama bu yaz 10. gelişim ve yine eğlenemeden geri dönüyorum. Çok güzelsin, güzelliğine kapılıyor insan, hemde geçmiş yılların çok eğlenmişliği insanın ayaklarını Ortaköy'e sürüklüyor ama dün akşam yine sıkılarak döndüm. Bizim bir Crystal'ımız vardı, sen neden ona özendin anlamıyorum... Lütfen müzikleri değiştir ve servisini düzelt!

05 July 2007

Radikal Gazetesi - Demokrasi



Muhteşem!

02 July 2007

Old School Çapkın


Bence artık hayatımızda yeni bir konsept var: Old School Çapkın

Old School Çapkın ne derseniz; bu bir tutum aslında.. Old School derken de, demode demek istemiyorum sadece çapkınlık konusunda tutucu olmak belki de.. Çapkınlık klişeleriyle yaşamak..

Mesela old school çapkın neler yapar?
- Reina'ya gider
- Yanındaki kızın dikkat çekmesini ister
- Yeterince dikkat çekmişse -yani yan gözle bakılmışsa- olay çıkarır
- Garsonların masanın etrafında dört dönmesinde hoşlanır
- Bir ters, bir düz haroşa mesajlar atar
- Etkinlendiğini çaktırmaz
- Masada içkilerin uçmasını ister ve yanındakı kızların sarhoş olması bir başarıdır
- Asla hesap ödetmez
- Kesin işinde çok başarılıdır!
- Genelde cesur bir giyim tarzı yoktur, olsa da bu mutlaka bir markanın guard'ında olur
- Beceriksiz veya başarısız olduğu konulardan bahseden iç sesinin bile sesini susturur
- İlk tanıştığı gün suni bir samimiyetle dokunmatik bir hareket yapar

Kimseyi eleştirmiyorum, tüü kaka demiyorum- bu sadece bir gözlem; hala sivri burun ayakkabılar, bol paça kotlar,göbeği açıkta bırakacak t-shirtler giyen, ufak çantalar takan kadınlar olduğu gibi, bahsettiğim old school çapkınlardan hoşlanan kadınlar da var.. Bana ise bu durum, hem kadın hem adam için kendini geliştirmemiş ve biraz geriden gelen bir durum hissi veriyor!