30 August 2012

New York'tan Bir Yildiz

New York'tan bir yildiz daha kaydi...


Aslinda evlenen arkadaslarim icin kurdugum bir cumledir. Bana artik ayni ligde top oynamiyormusuz gibi gelir evlendiklerinde.. Bu New York'ta kayan yildizlar biraz daha farkli... Ayni ligde, farkli ulkelerde top oynuyoruz.

Baska ulkeye transfer olan arkadasimin arkasinda bugun hislerim havada ucustu, yere yapisti, yuvarlandi, tokatladi, iki vurdu, patladi, akti.. Sanki hayatimin nesesinde bugun itibariyle bir dusus oldu, burada sanki yapayalniz kaldim. O yuzden gorerek gule gule diyemedim cunku kabul edemedim... Sanki geri gelecek gibi davranmak geldi icimden.. Oyle de yaptim ama bugun isten cikinca telefonumda adiyla bakisip, gercekle yuzlestim ve her seyi son ana saklama huyumla bugun karsilastik, halini hatrini sordum. Uzuntuyu , endiseyi , ozlemi de son ana saklayip ucagin memlekete indigi saate denk getirdim. O memlekete vardiginda, hislerin tumune minik bir davet verdim. Ilk ofisime sonra evime geldiler.. Hep beraber yedik, ictik, serefine kadeh kaldirdik...

Burada cok az insanla aile, arkadas oluyor insan.. Iste onlardan biri bugun New York semalarindan ve benim New York hayatimdan suzuldu..

Seni cok ozleyecegim! Sen kendi biliyorsun


29 August 2012

Sessiz Disko

Yemin ederim aklima gelmisti… Herkese kablosuz kulaklik alip , sessiz sedasiz parti yapalim demistim! New York'a tatile gelen arkadasimin otel odasini sinif atlattiklari zaman, keske odada parti versek ama gurultu yapamayiz ikilemi sonrasinda fikir ihtiyactan dogmus ama altyapi eksikligine takilmisti.


Bir kac hafta once Gawker'dan gelen davetiyle anladim ki, bu aklima gelen kablosuz kulaklikla parti yapma fikri, onlarin da aklina gelmis ve hic bir engele takilmamis, hatta tesvik gormus. Boylece Sessiz Disko fikri davetiyelere basilmis, mekan olarak da New York Halk Kutuphanesi secilmis. (Mekan & konsept uyumu 10 puan) 

Zor bir uygulama,  zor bir mekan secimi olmasi dolayisiyla, aksamaya akmaya kokmaya elverisli bu gecede, aksayan tek bir sey goremedim. Cok emek harcanmis ve emekler bosa gitmemis. Uzun suredir en cok eglendigim geceyi gecirdim. Ozellikle kulakliklarda iki kanal oldugu icin, Amerikali is arkadaslarimin hiphop muzik sevgisine ragmen , ayni mekanda eglenebilmemiz muhtesemdi. 

Cok cok cok eglendim, milyon tane resim ve video cektim. Geceyi hafizaya ve telefonuma kazidim. Ayrica eve donunce fark ettim ki, bu olayin adini yanlis koymuslar. Sessiz degil, muziksiz disko. Simdi izleyince anlayacaksiniz. 




Gitme sansiniz olursa kacirmayin derim...

12 August 2012

Suraya Yaziyorum: Internet Feodalizmi

Daldan dala atlama yontemi ile aklima gelen, su an absurd bulabileceginiz ama ileride gercege donusecegine inandigim seyler var. Bunlari " Demedi demeyin.. Suraya yaziyorum " serisi olarak yazmaya karar verdim. Hazirsaniz hemen basliyorum.  ( Simdi isinma yapmadan direkt  baslayacaksiniz; teknoloji, internet, sosyal medya konularinda antremansizsaniz , lutfen salonu terk edin veya kalin yarin kas gevsetici alirsiniz ) 


Internet olusumlarini, ozellikle sosyal medyayi gecmiste hukum surmus feodal rejimlere benzetiyorum. Topraga ve insanlari yonetecek guce sahip olan Lord'lar yerine yazilim gucu ve insanlari bir araya getirme ongorusu olan kisilere kendimizi teslim ediyoruz. Bazilarimiz zamanin aristokratlari gibi feodal rejim icin calisiyoruz, bazimiz sadece Lord'un topragini eken bicen is gucu olarak var oluyoruz. Gunumuze uyarlarsak, internet feodalizmini reklam, medya, pazarlama, yazilim, tasarim islerinde calisan insanlari aristokratlara ; sadece kullanici olarak internetteki platformlara kullanicilari Ortacag'da karin tokluguna calisan is gucune benzetebiliriz. Birileri sadece zamanin gereksinimlerini, yonetmeyi daha iyi bildigi icin bir sinif yukarida olurken, aslinda is gucunun var olmasi dolayisiyla guclenebiliyorlar, para kazanabiliyorlar. 

Teorim, internet feodalizminin sonunun Ortacag feoldalizminden farkli olmayacagi yonunde. Bence internet olusumlari yavas da olsa liberallesecek cunku zaman icinde yazilim, tasarim bilgisi tabana yayilacak. Internet kullanicilari karin tokluguna calismak = platformu kullanmak yerine, biraz daha fazla efor harcayarak kendi platformlarini kurabilecek guce erisecekler. Durum boyle olunca, kullanicilar topraklari terk etmesin diye internet Lord'lari kullanicilarin nasil yonetilmek istedigine kulak asmak durumunda kalacak. Iste sanirim o zaman, F8 gibi  konferanslar oncesinde, bir cok farkli kullanici gruplarin oyuna basvurulacak, degisikliklerde referandum yapilacak, sivil toplum orgutleri yasalarin sekillenmesinde soz sahibi olacak, kullanici haklarini savunan gruplar, internet platformlarini yonetecek kurullarin icinde yer alacak veya secilmesinde fikir beyan edecek.

Internet liberallesecek fakat liberallesirken devletlesecek ve kismen yavaslayacak...   Simdilik liberallesmenin tarafinda miyim, yoksa karsisinda miyim cok emin degilim ama internet aristokrasinin ve Lord'larin egemenliginin azalacagini goruyorum.  

Demedi demeyin.. Suraya yaziyorum

09 August 2012

National Geographic Kafasi


Hayatta oldu bittige gelen seyler vardir ya, sadece oldugunu fark eder, giris ve gelismeden National Geographic olmazsa haberdar olmazsin.. Agaclar cicek acar, kelebek kozadan cikar, goller buz tutar, baliklar yumurtlar ve biz sadece olani goruruz, gelisiminden haberdar olmayiz…

Bugune kadar hayatimda bak bak bak degisiyorum, bak basenlerden kilo almaya basladim, bak o goz altlari  su topluyor, bak git gide daha duygusal bir insan oluyorum demedim. Genelde olan oldu ve ben fark ettim. Kilo aldim, goz altlarim sisti, 19 Mayis toreni izlerken agladim…

Simdi isler bir degisti! Sanki o National Geographic kamerasini beynime yerlestirmisler gibi.. Degisiyorum ve degistigimi fark ediyorum. Kelebegin kanat cirpmasinin tum detaylarini yakalamak gibi.“Aslinda boyle yapardi ama simdi boyle yapiyor” seklinde sanki baskasini incelermisim gibi kendimi izliyorum. 

Her sey cok yavas ve cok net... Sanki yeni bir teknoloji gelistirmisler, izledigin belgeselin icinde dolanabiliyorsun, ayni zamanda konu kahramani da olabilliyorsun gibi.. 

Bir yandan 30 yasina basinca insanlara boyle seyler oluyor mu diye arastiriyorum ama dogru anahtar kelimelerle arayabildigimden emin degilim. Google'in bile akli karisik bu konuda: Arama: 30 yasinda hayati baska gormek Sonuc: Ruyada eski sevgiliyi gormek | Arama: Kafada macro kamera Sonuc: Tripod kafalari  

Hani bu yazi nereye gidiyor derseniz, elimdeki malzemeyle nereye baglanir cok emin degilim. Seyircisinin kim oldugu belli olmayan bir belgeselin kahramani olusum, kadinlari seyirciye dogru tanitma sorumlulugu, kafamda macro kamera, Google'in ilginc yonlendirmeleri... 

Sistemine alisik olmadigi iki sey ekledik akli karisti demesinler diye cok caktirmiyorum ama bir aklim karisik... Konuyu bir sonuca baglayabilen varsa gelsin beni bulsun, kendisi belgeselimden Almanya'daki akrabalarina selam soyleme sansi vaad ediyorum. 

Hadi esen kalin...  

10 June 2012

Babalar Gununuz Kutlu Olsun!

Iki evladi kayirmamak gibi iki veliyi de birbirinden ayirmamak gerekiyor... Birine blog'unun satirlarini actiysan oburu de cirkin ordek yavrusu degil ki hissettiklerini e-posta ile gonderesin...

Yoksa su anda bir kendini tekrarlama, den den'le duygularin uzerinden gecme kaygisi yasiyorum... Sanirim bundandir ki, babalar gunu hep anneler gununden daha ciliz gecer. Cilizligin sebebi babalarda degil, iki ozel gunun yakin tarihlerde olmasidir ancak yakin zamanda en azinda Turkiye'de hukumetin bu kanayan yarayi gorup, babalar gunun tarihi degistirecegine dair inancim sonsuz... Yine de bu degisimi yakin zamanda gerceklestirmezlerse diye ben onlemimi alip yazimi yaziyorum...

Yine yazmaya calisirken, anlatilmasi zor bir girdabin icindeyim... Mevzu biraz daha kolay olsaydi, Baba'cigim sen benim icin... diye baslar, yazinin gidishatina gore gelisir ve temiz bir sonuca baglanirdi... Oysa simdi her satirda kendimi ve babami polaroid resim karelerinde goruyorum. Her kare bende ve hayatimda bir yere ilistirilmis. Iste ucundan biraz bunlari herkese aciyorum.

Sevgili arkadasim, sacini kestirdigin zaman bana nasil oldugunu sormustun ve ben hic begenmedigim icin yalan soyleyemeyip bir 10 saniye kadar olum sessizligine burunmustum ya, o ben degildim, babamdi... Babalar gunun kutlu olsun!

Sevgili potansiyel erkek arkadasim, o utusuz gomlek ve paspal kiyafetle yemege geldikten sonra araba kullanirken bende yarattigin huzursuzluk dolayisiyla "acaba" derken olaya noktayi koyup bir daha gorusmemeye karar veren babamdi... Babalar gunun kutlu olsun!

Sevgili is arkadaslarim, o excel'e ilk baktigim anda kenarda kalmis cizgiye ve birbirinden farkli boyutlardaki fontlara gozu takilip degistirilmesini talep eden babamdi... Babalar gununuz kutlu olsun!

Sevgili dostlarim, cok yogun is gunlerinden sonra hala disari cikip sizinle takilmaya enerjisi olan babamdi...
Babalar gununuz kutlu olsun!

Sevgili Baba'cigim, 6 yasinda saclarimi cocuk gibi yapmayin diyen, 10 yasinda tek basina Singapur'dan donerken boynuna UM karti taktirmayan, 16 yasina kadar her gun 5 km yuzen, 17 yasinda mimarlik yerine siyaset okumayi tercih eden, 21 yasinda San Francisco'ya, 28 yasinda New York'a yerlesmeye karar veren bendim yani sendin...

Babalar gunun kutlu olsun!  


13 May 2012

Yeryuzunde En Uzun Suredir Tanidigim Insana…


Ilk tanistigimiz gunden kimyasi iyi tutan ; yillar icinde kusse de barisan, yanginda ilk kurtarilacak ve acil durumda ilk kirilacak kisiye…

Eski bir dostluk bizimkisi… Bundan tam iki hafta sonra 30 yillik dostulugumuzu devirecegiz…

Sirf seni seviyorum demek cok sikistirilmis ve anlamsiz geldigi icin, bugun bir tur sanat icra edebilmek istiyorum… Bak bu resimlerin hepsini senin icin yaptim demek mesela…

Ucamayi ,isinlanmayi bulmak istiyorum…

Gurbet mahallesinde arabaya atlayip ulasamamanin verdigi dezavantaji, kendini anlatmadaki avantaja donusturmek istiyorum… O yuzden gunlerdir yazip siliyorum

Yaninda olsam bak bunu sana aldim, anneler gunun kutlu olsun demekten daha cok efor harcamak istiyorum ve sanirim ediyorum da… Su yaziyi yazmak icin sarf ettigim cabayla, bir kitabin en azindan girisini veya gelismesini veya sonucunu yazardim… Bilirdim neye baglanacagini , aklimdan cikip satirlara dokuluverirdi…

Oysa, senin icin yazmak o kadar karmasik ki, icinden birini secsen oburune ayip olacak deneyimlerle dolu…
Baslayamiyorsun, basladigini bitiremiyorsun…

Anneligine, cocukluguna, gucune, sevgine, kalbine, gulusune, cilginligina, ozverine, fedakarligina, daimi mutluluguna neye deginecegini bilemiyorsun… Her biri, bir hikayenin icinde gizli , icinden cikarip alabilene kendini anlatan gizli kodlarla dolu…

Kodlari kiracak olursak, benim icin gizli kahramansin… Dur demedigin icin, yapamazsin demedigin icin, destegin icin, olani kabul ettigin icin, sen oldugun icin…

Illahi ki hap haline getireceksek, sanirim anneler gunun kutlu olsun demek en yerinde tanim olur… ama bir adim oteye gidersek, iyi ki varsin! Ipligi uzun tutsam da, kumasi kisa kestirmisim… Uzaktayim ama hep yanindayim… 


10 May 2012

Kadina Siddet | Politik Siddet


Universitede kadin ve politika diye bir ders almistim…

Kadinlara uygulanan siddetin sadece vurmak veya fiziksel olarak zarar vermeyi kapsamadigi;  onurunu kirici, kucuk dusurucu ; kendisini aptal hissettiren tum hareketlerin de “Duygusal Siddet” tanimina girdigini anlatiyordu… Bu siddete maruz kalan kadinlar, his olarak gucsuzlestirildikleri icin kendini koruma icgudulerini bile kullanamaz ve aciz hale gelirlermis. Yoksa sana vurana refleks olarak vurma durumu kari /koca arasinda da gerceklesirmis (ama siddete maruz kalan kadinlarda bu refleks yok oluyormus)

Simdi bunu niye anlattim… Feminist , kadin haklari gibi bir seye baglamayacagim… Insan dinamikleri kadin /erkek farki olmadan ayni.. Guc /Gucsuzluk dengesi de..

Son yillarda olanlara bakinca, demoktratik, laik Turkiye’yi siddete maruz kalmis kadina benzetiyorum…Artik sacmaliga , degisime, uzerine atilan camura duyarsiz… Alttan alan, gucsuz ve ezilmis..

Oyle olmasa, sebebi belirsiz tutuklama, medyadaki degisim, 19 Mayis’da pasta kesilmesi  gibi degisik formlarda karsisina cikan “politik siddete” refleks olarak bir tokat atardi ve atmaliydi…   

25 April 2012

Erkmek Kuyruğu | İnönü | Uzay Calismalari

Kadin erkek iliskilerindeki arz talep dengesini, savaş sonrası İnönü donemine benzetiyorum...


Eskiden ekmek almak icin kuyruga giriyorduk diye anlatan babaannemle tekrar konusma şansim olsa, o da bir sey mi simdi erkek icin kuyruga giriliyor diye anlatmak istiyorum.


Kuyrukta bekleyip, tam sira ona geldiginde erkmek kalmadigi icin gozu yasli eve donen kiz arkadasima da , erkmek bulamiyorsan pasta ye canim yersen diyerek derde derman olmayan bir aciklamayla olayin gerçekliğinden kopma eğilimindeyim... 


Bu hususta derde derman olamamami, beceri noksanlığından ziyade sorunun ana kaynağini bulamamama bağliyorum.. Hani İnönü doneminde diş sıkma politikasi uyguladik, dış borcu kapattik da; Dünya'nin ne tur bir borcu vardı da, bu çağda erkmek icin sira beklemeyi gerektirdi orayi yakalayamadim...  

Maalesef ben yakalayamadim diye bu konuya hocam ben o gun hastaydim, dersi kacirdim muamelesi yapamiyoruz. O yuzden bu konuya elimizdeki bilgiyle, Al Gore'un iklim değisimi konusuna yaklasimi gibi yaklasmayi oneriyorum. Sorunu tanimlayalim , yapilmasi gerekenlerini listeyelim ve gerekenler yapilmazsa ortaya çikacak sonuçlari halkta korku olusturacak şekilde siralayalim.


Sorun: 
- Erkmek arzinin talepten duşuk seviyede oluşu


Yapilmasi Gerekenler:
- Yerde buldugumuz erkmekleri ufleyip, başimiza koyup tekrar degerlendirmek
- Marketlerdeki dilimli, paketli, hamuruna sentetik karişmiş gidalari erkmekten saymak
- Diğer gezegenlerden erkmek ithal etmek
- Diğer gezegenlere -mumkunse cezali maçlara- topluca kadin ihraç ederek dengeyi saglamak


Sonuclarini halkta korku yaratacak sekilde siralama konusunda biraz eksik kalmis olacağim ama bunu da bir sonraki Amerika secimlerinde -eğer konuyu çozmezsek islami evlilik dengesi (4 kadin 1 erkek) tum dunyaya yayilacak-  seklinde sunmak uzere politikacilara birakiyorum. Siz oradan yurursunuz... 


PS: Uzay calismalarina devam... 

10 April 2012

Ayakkabi & Araba | Prada & Cadillac


Kucuklugumden beri bulutlari hayvanlara ; kopekleri insanlara ; ayakkabilari arabalara benzetme konusunda icten gelen bir yetenekle yasayip gidiyorum.  Hani beraber yasiyoruz diye sanmayin ki, kendisiyle oyle gezip, tozup, egleniyoruz. Durumumuz daha cok evlilikten bayginlik gecirmis yasli cift seklinde. Biribirimizin farkindayiz ama pek konusmuyoruz ; evde buyuk, cogu zaman birbirimizi gormeden  haftalar aylar bile geciriyoruz.









Gecmise gidersek bu  yetenekle aramizdaki sogukluga, araba & ayakkabi benzetmelerime istedigim  alkisi alamayisim sebep olmustur  ve annemin sonunda dayanamayip “valla ben pek benzetemedim”  demesiyle de inceldigi yerden kopmustur diye dusunuyorum.

Simdi bir kac ay once, biz yine kendisiyle moda dergilerine bakarken goz goze geldik, Prada bahar koleksiyonu ve Cadillac arabalar birbirne cok benziyor degil  mi dedim kendisine, yillar sonra orada olduguna dair bir sinyal aldigi icin gulumsedi sonra da basiyla onayladi… Ooo sonrasi sohbet muhabbet. Neyse size buldugumuz resimlerini buraya koyuyorum. 



Nasil? Cok benzemiyor mu? Olur da benzetemezseniz; sanirim Prada’da Cadillac’tan esinlenmis , o yuzden caktirmayin , hem benim hevesimi kirmayin, aramizi da bozmayin.. 

20 February 2012

Bekarliga Veda




Bekarliga veda partilerini , agustos bocegi hikayesine benzetiyorum. Yillarca bekarsin, bekarken yapman gerekenleri neden son gune sakliyorsun!


02 January 2012

Mutlu Yillar



Bitisler beni bazen korkutuyor.  O yuzden evimde sonu birakilmis parfumler , bitirilmemis kitaplar , tuketilmemis bir seyler mutlaka bulunur. Mesela bitmesine yakin, bir iki damla daha kullanamam parfumu, bitirse yeni aldigim parfum ayni tilsimi vermez gibi gelir..    Bu yilda oyle bir yil.. Son gununu gecirmeye korkuyorum.. Bitince aynisi olmayacagi kesin bir yila adim atiyorum.. Bugunun sonunu dolapta saklayip, dolu dolu bir yil gecirmeye ihtiyaç duyunca dolaptan cikarip kulak arkasina fislayasim geliyor..

Malesef yillar parfum kolayliginda saklanmiyor.. Birazdan bu yilin son gununu, bitene kadar üstüne dokup 2012 ile tanisacagim.. 'Umarim bu yil' diye baslayacak cok sey var tabi ki ama bir yandan da 'iyi ki' ile aram cok iyi su anda..

'iyi ki' lerimin bir parcasi herkese cok cok tesekkur ederim!

Mutlu Yillar!!

08 November 2011

Gurbet Mahallesinde

Internetteki haritalarin olcegini degistirip bir anda mahalleye girip, sonra bir anda sehrin ustune cikma hissi beni hep garip hissetmistir.

Ayni yer, olcegine gore bambaska bir goruntu, renk olusturken biz ayni kaliyoruz; sadece yolculuk tadindaki bir buyume ve kuculmeye sahit oluyormusuz gibi…

Oysa ki, sanirim bu olcek degisimi esnasinda biz de degisiyoruz. Turkiye’yi mahallesinde yasarken sevdiklerimle ; buyuk olcekle bakip ulkemin disina cikinca ozlediklerim arasinda fark var. Ozlem esnasinda ilk kurtulacaklar listemde, sevdigimi bilmedigim veya Turkiye’deyken ozel bir sevgi beslemedigim muzikler, yemekler, mekanlar ve hatta insanlar var.

Insan bir anda kendisini Turkiye'den gelen Falim sakizi cignerken ; nereden bildigini bilmedigi bir sarkida gozleri dolarken ; cok da yakindan tanimadigi -ve bir kere bile ozel olarak bulusmadigi- bir insani ozlerken bulabiliyor.

Iste Gurbet mahallesinde isler boyle. Olcegi degistiriyorsun, icindeki kimse su yuzune cikiyor.

Vintage Erkek

Biz Cuneyt Arkin'li, Kadir Inanir'li Turk filmleriyle buyumus bir jenerasyonuz. Erkegi, kadinin kaygilarini azaltacak, endiselerini unutturacak, zorluklardan cekip cikartacak, onu mutlu olmasi icin elinden geleni yapacak, tutup kolundan goturecek bir karakter olarak genelledik kafamizda.

Sonra bu kafamizda genellen erkek imajini, feminizm, kadin haklari gibi akimlar ve komsu iliskilerde yasananlar dolayisiyla baltalayip sekillendirdikten sonra esit, adil bir noktaya dogru yol almaya basladik... "Ahhh ne sahane" buraya kadar ama ongoremedigimiz bir kisa devre yasandi...

Ayni filmi izleyerek buyuyen bu erkekler, rolunu kaybedince kendilerini nereye koyacaklarini bilemediler (sanirim). Ya bu sebepten, ya da cocuklugumuzda bolgeye yayilan radyasyon dolayisiyla, bir baktik erkekler kiz olmus. Korkak, urkek, kirilgan, cekingen... Adim atmaktan cekinen, iliskiden korkan , evlenmekten tirsan, ailesiyle tanistirmaya ve ailesiyle tanismaya cesareti olmayan erkekler sarmis dort bir yani.

Durum boyle olunca, Cuneyt Arkin , Kadir Inanir rolunu ustlenen kadinlar, gerekli kaslari gelissin diye kendilerini spor salonlarinda bulmus. Cesaret, guc, bagimsizlik, ozguven kaslari uzerinde bolca antreman yapmislar. Bugun gelinen noktada ise, "caksa yapistiracak" kadinlar, zarif kiyafetleri ve nadir bedenleri ile erkekleri gercekten korkutuyor sanirim.

Iste bundandir ki, her yerde bir vintage store var artik... Korkan erkeklerden arinip erkek gibi erkegi arama seruveninde, bir vintage erkek birakan olursa diye...


24 August 2011

New York'da Metrekareye Dusen Turk Sayisi



New York'da metrekareye dusen Turk sayisi, metrekareye dusen Amerikali sayisini gecmek uzere diye bir Zaytung haberi okusam cok yerinde olur.

Gercek degil ama bayramlarda New York'daki Turk sayisinda onemli bir artis oldugu kesin. Sokakta, metroda, parkta, dukkanlarda sık araklıklarla Turkce kelimeler duymak ve Turkiye'de yasayan arkadaslarla karsilasmak cok olasi.

Simdi toplum bilinci yuksek bir hareket yapip, memleketimden gelenleri biraz sehri bilir havaya sokmak icin bildiklerimi ; sevdiklerimi siralayacagim. "New York'a geliyorum, ay ne yapsam , ne yapsam?" diye dusunenler okusun ; okuduklarini yapanlar parmak kaldirsin, eve donunce begendiklerini bana yazsin.

Hazir misiniz, basliyorum...

Restaurant Favorilerim:

Marc Forgione - Tribeca
--Baked Oysters kesinlikle yenmeli, masa bulunamasa da yemek menusunu barda da servis ediyorlar
Minnetta Tavern - West Village
--Guzel bir et yemek istiyorsaniz cok guzel bir secim
Brasserrie Beaumarchais - Meatpacking
--Daha kotu bir yemege denk gelmedim. 10.30 gibi lokantadan party'e gecis yapiyor. Sessiz sakin yemek yemek istiyorsaniz erken rezervasyon yaparsaniz daha iyi olur.
Fig & Olive - Meatpacking
--Dana carpaccio'su cok guzel!
Bondst Sushi - Soho
--Baslangiclarindan Tuna Tarts cok guzel. Cig balik yiyebilenlere siddetle onerilir.
Tortilla Flats -Meatpacking
--Salas sayilabilecek bir Meksika lokantasi
Beauty & Essex - Lower East Side
-- Yemeklerinden pek kimse cok etkilenmiyor ama guzel bir atmosferi var ve aksam ust katta guzel bir eglence oluyor
Stanton Social - Lower East Side
--French Soup Dumplings ve burgerlari oldukca guzel. Yemek yemek yerine ust katta barinda bir seyler de icebilirsiniz, guzel bir kokteyl menusu var.
Sindicato De Cocineros - Williamsburg
--Yemeklerinin her biri ayri guzel. Meksika yemegini atistirmalik seklinde degil de adam akilli tatmak isteyenler icin ideal bir yer. Gossip Girl'den Dandan Humphrey'i gormek isterseniz Cuma ve Cumartesi gunlerini secin.


Bar Favorilerim:

Employees Only - West Village
--Koktail bar oldugu icin bira icmek yerine kokteylleri denemeyi tavsiye ederim. Ozunde bar olmasina ragmen, arka tarafinda yemek yenilecek bir bolum var. Steak Tartar'i cok basarili.
Diablo Royale - West Village
--Bastan pek bar gibi olmadigini soyleyeyim. Istenirse Meksika yemegi de yenebilir ama bence ickileri yemeklerinin uzerinde basarili. O sebeple benim icin bar kategorisine giriyor. Ricky's icilmesini siddetle tavsiye ediyorum
Mulbery Project - Little Italy
--Gittiginiz zaman, hangi icki bazini (votka, cin, viski..etc) istediginizi ve hangi meyveleri sevdiginizi soyleyin. Barmenler istediklerinize gore, taze meyvelerle kokteyl hazirliyor
Garage Jazz Bar - West Village
--Hem bar, hem de restaurant. Yemeklerin muhtesem oldugunu soyleyemeyecegim ama yine de guzel muzik yaninda gidiyor.
Small Jazz Bar - West Village
--Burasi diger jazz barlara gore daha sanatsal bir yer. Oyle adam gibi masa, yiyecek icecek yok. Sandalyelerde jazz dinlemeye gidiliyor.
Hotel Delmano - Williamsburg/Brooklyn
--Cok orjinal ickileri, sakin, sessiz ama sosyal bir hali var.

Club Favorilerim/Favori Gunleri:

Mr.H - Soho / Cuma, Cumartesi
Jane Hotel West Village /Persembe
Double 7 - Meatpacking / Persembe
Le Bain - Meatpacking /Sali
Gold Bar - Little Italy /Pazar

Brunch Favorilerim:

Essex - Lower East Side
Lokal Bistro - Williamsburg/Brooklyn
100 Acres - Soho
Brasserrie Beaumarchais - Meatpacking


Hadi iyi gezmeler! Yolda bana rastlarsaniz merhaba deyin :)

12 August 2011

Tuvalette Memleketini Ozlemek



Memleketini ozleme konusuna girersem cikamayacagim icin, her tur ozlem yaratacak konseptten sakinan bir insan oldum.. Oyle aklima zeytinyagli yemekler ; yakin arkadaslarla gecirilen mutlu zamanlari filan aklima getirmiyorum... Onlar orada duruyor, ben gelince tadina bakiyorum gibi konumluyorum ama bu sefer kacamadim memleketi ozleme durumundan.. Hem de cok acaip bir yerde yakalandim: Tuvalette.. Cikinca telefonumun not defterine yazdigim notu aynen paylasiyorum

Bu Amerika'li kizlarin algilari pek acik degil.. Kenara cekilmesi icin uyuz bir vurguyla soyledigim "ekskuizzzz miiii" lafinin derinligindeki 'sizi sevmedim, begenmedim, onaylamiyorum" detaylarini anlamayip,gayet normal "Aaa Pardon" demesiyle beni salak edip, ayni zamanda da istedigim mesajin yerine ulasmamasiyla, yurdumun antipatik* kizlarini ozledim..

Ayrica manyak misin neden tuvalette kizlara 'sizi sevmedim, begenmedim, onaylamiyorum" vurgulu laflar ediyorsun derseniz... Aslinda pek de insanlari yargilamam ama sanirim ben ulkemin kadinlar tuvaletinde boyle gordum... Kimi kadinlardan aldigin elektrikle ; karsilikli -tabi ki sessiz ve temassiz- hirlasma ve elektrik sacma durumu.

Neyse sonuc sudur ki; ulkemin antipatik kizini Amerika'nin antipatik kizina tercih ediyorum. En azindan algisi acik; kendini biliyor ve antipatikliginin arkasinda duruyor... Buradan Mevlana'nin bir sozunu su anda kadinlar tuvaletini kullanan tum Amerika'lilara armagan ediyorum: Oldugun gibi Gorun, ya da Gorundugun gibi ol!

*Antipatik derken, yurdumun tum kizlari antipatik demek istemedim tahmin edersiniz. Demek istedigim o 1 metrekarelik alanda, sozsuz, temassiz antipati yaratan kizlar.

10 August 2011

It's Not Me, It's You




Otuzlarina gelmis ve "It's not You, It's Me" aciklamasini hic yapmamis veya hic maruz kalmamis bir insan kaldi mi bu hayatta bilmiyorum.

Dudaga hafif, kulaga agir iki cift laf...

Cumleyi tersinden okuyunca, hafiflige yapilmis sozlu bir darbe...


04 August 2011

Acik Bufede Ac Kalmak



Groupon, LivingSocial, BuywithMe, Ruelala, Gilt gibi firsat odakli satis yapan olusumlarin basarisi ardindaki sir perdesine yeni bir boyut daha katmak istiyorum (daha once kattilarsa affedin; bir cayimi icin, okumaya devam edin...)

Hayatta herkesin firsat yakalamaktan hoslanmasi ve kaliteliyi ucuza kapatma istegi bu sirketlerin basarisi altindaki temel sebep gibi dursa da; bence bir yandan da basarinin altinda cok da fark etmedigimiz baska bir sebep daha yatiyor:


Benim (ve benim gibilerin) acik bufelerde ac kalmasi. O kadar guzel gorunen yemegin icinde, limitli mide kapasitesine en akilli yatirimi yapmaya calismanin yarattigi kararsizlikla gozun doyup, midenin doyamamasi hali. Macy's , Bloomingdale's gibi Ne Arasan Var (department store kelimesinden cevirdim) dukkanlardan aslinda daha az luzumlu parca ile cikilmasi veya nevrinin donup, karsidaki kahvecide kendini bol kafeinlisinden derken bulma durumlari.


"Ay coook subjektif takiliyorsun sekerim" derseniz , size cok cesidin karar verme ve satin-alma icin hayirli olmadigina dair Guy Kawasaki'nin son kitabi Enchantment'dan istatistik de sunabilirim ama benim bu konuya dikkatimin sicrayisi kitapla veya istatistikle degil, midemin gecirdigi deneyimlerle oldu. Yine de konuyu tam kavramam ve aydinlamam dun aksam kardesimin yan masada oturan 20 manken kiza bakip "Turkiye'de ne guzel, ilgi duyulabilecek (yazmak kelimesinden cevirdim) bir kac kiz oluyor, onunla tanismak icin ugrasiyorsun; burada aklim karisiyor" demesiyle oldu. Kizlarin hepsinin manken oldugunu bir masada bile, insan hangisi ile tanisirsam tanisayim diyemiyor.

Yani ozunde cok cesitlilik gozumuz gonlumuz icin bayram olsa da, fikrimiz mantigimiz icin fazla karmasa yaratiyor. Her an yuzlerce karar verdigimiz hayatlarimizda, Groupon, LivingSocial ve benzeri sirketler aslinda sadece firsat sunduklari icin basarili olmuyorlar. Bu karmasaya bir yenisini eklemek yerine , az secenekli teklifler sunmak basarisinda onemli bir unsuru olusturuyor. Mesela Groupon "Bak bu aksam, su konsere indirimli biletim var" diyor. Karar sadece A)Gitmek B)Gitmemek seceneklerine kaliyor. Oysa ki, hadi aksam bir konsere gidelim desem size, hangisi, nerede, fiyati, kac kisi derken sizce gidebilir miyiz? Hic sanmiyorum.



O yuzden bu sirketlerin basarisinin arkasindaki -belki de- firsat yakalama heyecanindan onceki sebep, dogasindaki limitli secenek sunma unsuru ile karar vermeyi kolaylastirmasi... Yoksa yan masadaki manken kizlarla tanismak da, genc bir cok erkek icin hayatina renk getirecek bir firsat degil midir? Bence cevap: Evet guzel bir firsattir ama karar veremedikten, ne istedigini bilemedikten sonra tanismanin T'sine bile dokunmadan, aksam corbacida noktalaniyor. Ama onun da iyi yanindan bakmak lazim, New York'da corbaciya vardin mi, karar vermek kolay: A) Mercimek B) Hic biri

02 August 2011

BKZ: Elif Safak - Büyük Aşk, Büyük Nefret

Elif Safak'in - Firarperest kitabinda minik bir foto-alinti yaptim. Aslinda alinti yapmamin sebebi yaziyi kendim icin her yerden ulasilir hale getirmek. Olurda bir kere daha karsima cikan bir "büyük ego" olursa, blog adresimi verip, BKZ: Elif Safak - Büyük Aşk, Büyük Nefret ; ltfn okuyunuz seklinde gerekli yönlendirmeyi yapabileyim.

Yazi bence cok iyi bir analiz ve özunde karmasik bir konunun duvara anlatsan anlayacak kivamda yalinlastirilmisi...




30 July 2011

Contemporary Turkish Politics


Universitedeki Contemporary Turkish Politics kitabimin gelecek versiyonu gozumun onune geldi. 29 Temmuz 2011'de Genelkurmay Baskani ve cok sayida ust duzeyin askerin emekliligni istedigini yaziyordu; altinda yatan sebepleri ve sonuclarini siraliyordu. Gozumu kapattim, kitaptaki o sayfalarin netlesmesi icin kendimi zorladim ama olmadi.. Orada madde madde siralanmisti oysaki ama goruntu netlesmedi ve gorememedim. Hadi gorememeyi gectik, akil bile yurutemedim.

Ama bu en heyecanli yerinde reklama giren diziler gibi hissettirmedi bu durum. Hatta korkuttu, urkuttu.. Asker kelimesi bile beni hep guvende hissettiren bir kelimeyken; yanina emeklilik; gitmek kelimeleri eklenince anlami dusup, yokus asagi yuvarlandi ve kalabalikta annesini babasini kaybeden bir cocugun ayagina carpip durdu. Ikisi de guven duygularini kaybetmis, buyuk gozlerle etrafa baktilar...

Anne ve babasinin onu birakmayacagina emin cocuk, ebeveynlerinin kotu adamlar tarafindan mi kacirildiklarini, yoksa kotu adamlara yakalanmamak icin kactiklarini dusundu...

Ben yine gozlerimi kapattim, kitaptaki o alt kosedeki yazilari gormek icin bir kere daha zorladim kendimi ama yine olmadi...

29 July 2011

Gecmis



Ileriye dogru cikacak bir basamak daha olmayinca gecmis insani cilginca geriye hortumluyor.

Bir bakiyorsun, gecmis hisleri USB girisinden kalbine aktarmaya calisiyorsun ama aktarsan da beynin onu calistiracak uygun programi bulamiyor.