Her Şeyi Bilen Kadın
Uzun süredir gördüğüm en güzel proje.. Aklınızda bir nesne tutuyorsunuz ve herseyibilenkadin biliyor.. Benimkini bildi gerçekten!! Çok eğlenceli!!! Hemen deneyin!
hayatı deniyorum... oynuyorum, dağıtıyorum, topluyorum, sunuyorum, siliyorum, öğreniyorum, geziyorum... Hayatımın html versiyonu... Gerçek hayatımda olduğu gibi bir konusu, hedefi yok.. Sadece kalbimi dinliyorum, bakalım ne anlatmak istiyor..
Uzun süredir gördüğüm en güzel proje.. Aklınızda bir nesne tutuyorsunuz ve herseyibilenkadin biliyor.. Benimkini bildi gerçekten!! Çok eğlenceli!!! Hemen deneyin!
Gönderen
Selin
5
yorum


Dün Obama'nın üniversite öğrencileri ile yaptığı söyleşi Yonja'da canlı olarak yayınlandı. Dijital kanalların kullanımı takdir etmeyi bir kenara bırakın, bu kadar global oyuncunun da varolduğu bir pazarda, lokal bir siteden bu kurgunun çıkması ve iletişimin kurulması adına gurur duydum... Emeği geçen herkese saygılarımı iletiyorum..
Gönderen
Selin
2
yorum

Bugün ilk defa sandalye değiştirdim.. En son 5 yıl önce oturduğum öğrenci sandalyesinden kalktım ve hepsine ters olan diğer sandalyeye oturdum ve konuşmaya başladım... Ben kimdim, 5 yılda neler oldu, yaptığım işi nasıl yorumladım, şirketçe ortaya çıkarttığımız işlere nasıl yaklaştık, nelerden faydalandık ilk başta ben anlattım onlar dinledi; sonra onlar sordu ben cevapladım..
İş hayatından, peşi sıra gelen toplantılardan alışkın olduğum, karşındakinin ne düşündüğünü kavrama yetim , yeni girdiği ortama yenik düştü ve ne düşündüklerini, keyif alıp almadıklarını tam çözemedim ama hiç konuşmadıklarından ilgi duyduklarını anlamalıymışım, reklam yönetimi dersinin sahibi hocaları bunu söyledi..
Çok değişik bir deneyimdi, benim de sormak istediklerim vardı ama kısıtlı zamanda bulunduğum sandalyeden hepsini hayata geçirecek fırsatım olmadı..
Onu bunu bir tarafa koyarsam: bu sandalye mevzusu benim için tamamen bir keyifti, umarım karşı sandalyeler de aynı keyfi almıştır..
Gönderen
Selin
0
yorum

(Ben yazana kadar bir daha haftasonu oldu ; geçen haftadan kalan bir yazı olarak okuyunuz..:)
Bir süredir gri renkle olan zoraki beraberliğimizin hiç sonuna gelmeyeceğini düşünmeye başlarken, şehre sonunda güneş düştü... Güneşin düşmesiyle insanın içinde uyanan, deniz kenarında olma, boğazda, parkta, bahçede,çimde oturma, yayılma, güneşi içine sindirme arzusunun evrensel bir arzu olduğunu , Bebek yokuşunun neredeyse Etiler’den itibaren tıkalı olmasıyla bir kez daha tecrübe ettikten sonra Bebek Kahve’de Cumartesi günü başladı ; burada bir çaylık oturduktan sonra Happily Ever After’da devam etti..
Happily Ever After, yanında bulunan Milagro’nun kapanmasıyla, genişleyerek denize de bakan bir cehpe edinerek, bu hafta benim adıma Bebek’in favorisi oldu desem abartılı olmaz... Açık renk dekorasyonu ve yiyecek ve içeceklerin güzel sunumu ile insana huzur veriyor ve sanırım insana kimi zaman sadece huzur yetiyor... Kalabalıktan ötürü geç gelen siparişleri; içeriden dışarı sandalye çıkartılmaz kurallarını pek takmayabiliyorsun... (Pancake ile gelen kocaman nutella kavanozunun da , bunları kafaya takmamakta katkısı var mıdır diye sorarsak, cevabım “evet”) Akşamları ise, çok çeşitli bir menü sunmamakla beraber, içerisinden bir şeyler bulunması muhtemel sade bir çeşitlilik var denilebilir. Bu çeşitlilik içinde, aynı yemeği sipariş eden iki arkadaş olarak, ben yediğim ette tam olarak damak tadımı bulamasam da, arkadaşım etini oldukça beğendi... Ben ise, beyaz dekorasyonun verdiği huzur; güzel bir şarap içmenin memnunluğu ve Bebek’te bir mekanın –belki de şimdilik- akşam sakin olabilmesinin verdiği tadı çıkartmakla meşguldum
Zaten haftasonu, başka bir noktasında “sakin” kelimesine bir daha da rastlamadan, kendi şehrini istila eden İstanbul süvarileri ile otopark; taksi; oy; bilet; köprü; dondurma sırasıyla geçti ve hatta üzerinden 1 saat daha geçti; işten çıkınca aydınlık olan bir hafta başladı...
Gönderen
Selin
0
yorum

Gelişimini tamamlamaya çalışan bir ülkede, paranın, refahın, düzenin, teknolojinin, eğitimin , yolların, medyanın, insanların, alışverişin sürekli değişimde olduğu bir dönemin insanları olduk diye duymaya aşina olduğumuz bir giriş ile başlıyorum çünkü bir sabah uyandığında bahçesinde bir iş makinesi görmüş ve garipsemeden perdeyi kapatıp içeri girmesini garipsemiş bir insanın yazısı okumaya başladınız..
“Her şey olabilir” bunu o kadar içimize sindirdik ki, DNA’mızı inceleseler uyum genin bir jenerasyon öncesine göre “aslanlık” mertebesine eriştiği göreceğiz muhtemelen. O sebeple artık daha kolay mı güdülüyoruz sorusunu sormadan edemiyorum. Önümüze sunulan modaya ; yaşam tarzına; teknolojiye; ürüne; servise alışmamız o kadar kısa zaman alıyor ki, sorgulayacak fırsatı bulamıyoruz.. “Ama ben şort giymeyi sevmem ki” ; “ama ben slider telefonlardan hoşlanmam” ; “ben bu işlemi call center’dan değil, şubeden yapmak istiyorum” gibi kişiye özel dirençleri bile pek göstermiyoruz çünkü bünyemiz direnç için göstereceği enerjiyi, özümsemeye harcayarak olayı çözüyor sanki...
Ve baştaki soruya geri dönersem: Bu sebeple artık daha kolay mı güdülüyoruz? Bence evet.. Fazla düşünmüyoruz, her şeye alıştığımız ve her şeyin bir alternatifini bulabildiğimiz için siyasi; ekonomik kararlar ve popüler etkileri daha kolay sindiriyoruz; bize uymuyorsa karaborsada uyanını buluyoruz. Youtube kapandıysa, vtunnel’dan giriyoruz; diziport’un erişimi engelliyse worldwideweb demiyoruz oluyor bitiyor ama cehaletinizden utanın diye yetkileri sıkıştırmıyoruz; karşılarına dişli bir gazeteci ile çıkmıyoruz gibi...
O sebeple seçimlerden önce , siyasi birikimimiz ve medya başarımıza inancımla; ne olacaksa olsun şehre gelecek her şeye uyum sağlayacağımıza; orada burada isyan etmeyeceğimize emin olarak, 2010 Nobel Ödüllerine: Suya Sabuna Dokunmadan Genetik Değişim projesi ile Türkiye’yi aday gösteriyorum. Şansın bol olsun Türkiye...
Gönderen
Selin
0
yorum

Az önce bir çocukluk arkadaşımın, facebook profilinde Antalya'da balkonda çekilmiş bir resmine rastladım.. Çocukluğumun Antalya'ya denk gelen yarısında bir yere dokundu resim.. Resimden havanın derecesini; rüzgarın şiddettini; sessizliği ve arada gelen ufak vızıltıları hayal edebildim.. Ailelerimizin yaptığı programlarla şehri tanımaya başlayıp, büyüyene kadar kendimiz de şehirle olan ilişkimizi pekiştirerek , (apayrı şeyler yapsak da) ne kadar ortak bir şeyi yaşamışız şimdi anlıyorum.. Hepimizin, balkon kahvaltıları, akşam yemekleri, arkadaşlarla denize gitme programları, Işıklar Caddesinde yürüme fasılları, Mystic Pizza oturmaları, Ayla Bijuteri'den aldığı tokalarla ve şehrin hala bakir kalmasının verdiği tarifi zor bir hisle sevgili olmuşluğu var..
Şimdi hemen hemen hepimiz, başka bir sevgiliyleyiz.. Genelde daha meşhur, daha büyük, daha zengin, imkanları, fırsatları daha geniş sevgililer seçtik kendimize ama yine de doymayan bazı duygular için, geçmişe dönüp balkonda güneşin kemikleri ısıttığı, tatlı bir rüzgarın yüze değdiği ve amaçsızca oturmanın rahatsızlık vermediği günleri hayal ederek yeni sevgilileri aldatıyoruz...
Gönderen
Selin
1 yorum
Bekir Çoşkun'dan yine etkilendiğim bir yazı.. Adı: Geç kalmış çiçekler
Zaman zaman aklıma gelen muzurlukları artık yapamayacağımın farkına vardığımdaki hissi anlatmış.. Okumayanlara bir fırsat bulduklarında yavaş yavaş okumalarını tavsiye ederim..
Gönderen
Selin
0
yorum

Bugün iş yerinde aklıma yeni jenerasyon bir oyun geldi.. Aslında oyunun kendisi kesinlikle yeni jenerasyon değil, oynanış biçimi yeni jenerasyon, adı ise Saklambaç
Tercihen iş yerinde ortak kullanıma açık folder'lara aynı anda tüm oyuncular girer; ebe ve oyuncular "Kale" Folder'ında beklerken, ebe 10'a kadar sayar, o arada herkes kendi adı ile oluşturduğu dosyayı folder'lardan birine saklar... Ebe bulduğu kişiyi "Kale" folder'ına taşır ve taşınan kişi bir sonraki ebe olur..
İşte belki de çocuklarımız böyle saklambaç oynar:)
Gönderen
Selin
0
yorum

İstanbul'un metrekare başına en çok döpiyes ve takım elbise düşen semti Maslak'ta yemek alternatifleri... diyerek yazmaya başlayan Timeout, bu ay Maslak'da ne yesek sorununu ele almış.. Alkış alkış!!!
Gönderen
Selin
0
yorum

Google Latitude ile arkadaşlarının nerede olduğunu harita üzerinden takip edebilecekmişiz... Servis yakında Türkiye'de de kullanılacakmış.. Tabi ki, ben yine korktum.. Ve düşündükçe, ilerleyen yıllarda yeni nesil ilişki sorunları olacağını, yalanın yetenek ve teknolojik yetkinlik arasında bir noktada söylenebileceğini düşündüm.. Güldüm.. Her şey hızlı değişiyor...
Gönderen
Selin
0
yorum

Her şeyi kişiselleştirme sevdasında olan benim, görür görmez çantamdan telefonumu bulmaya çalışıp, bulur bulmaz da davrandığımı Pimp my Shoe etkinliği.. Boyalar, ayakkabılar, havalı sanatçılar bir arada olunca çok çekici görünen ama ayağına geçirme sürecinde düşündüren bir durum.. Yalnız dikkatinizi çektiyse, küçüklüğümüzün "bilekli" Reebok'ları geri dönmüş..
Gönderen
Selin
0
yorum

Lego'nun kartvizitlerine bakıp hayran kalmışken.. Devamını getirmek isterseniz, 51 tane yaratıcı kartviziti görmek için tıklayın
Gönderen
Selin
0
yorum
Nişantaşı'nda çok tesadüfen karşıma çıkan Den Cafe'ye bayıldım diyebilirim.. Kocaman camları, sade dekorasyonu ile beraber içeride huzur olduğunu çok inanarak söyleyebilirim.. O yüzden yemekleri; içecekleri gibi detayları anlatmayacağım. O kadar huzurlu ki, çok yemek seçeneği olmasa bile umrunuzda olmayacağına eminim..
Bir gün öğleden sonra yayılıp, dergi, kitap, laptop üçlüsü içinde mest olmayı istiyor ve aynı zamanda vakti olanlara da tavsiye ediyorum...
Nerede olduğunu sitesinden sitesinden öğrenebilirsiniz..
Gönderen
Selin
0
yorum

Kelimeleri 00:00'a kadar yetiştirmek istedim ama ne kadar özenirsen o kadar yetişmiyor.. Kelimelerin, benim için ne kadar özel olduğunu anlatmasını istedikce, ne yazsam eksik kalıyor..
O yüzden hisleri boşverip, neler olduğunu anlatmaya karar verdim:
- Bugün seninle ilk tanıştığımız gün...
- Sanırım tanışma sebebimiz , 5 yaşında bilinçsiz bir çocuğun ailesine kardeş istediği üzerine yaptığı baskı...
- Tanışıklığımızın ilk aylarından itibaren, benimle oyun oynamayacağın gerçeği ile yüz yüze gelmiş bir abla...
- Daha sonra oyunlarımı bozan, tüm şekerleri benden önce bitiren, Barbie'lerimi değişik yerlere saklayan, sık sık kaybolduğu veya uyuyakaldığı için ablası tarafından her yerde aranan ; paralel telefondan konuşmalarımı dinleyen bir baş belası...
- Zaman ve koşullara göre, çeşitli yöntemlerle intikam alan bir abla....
... diye giderken... nasıl oldu bir anda en yakın arkadaşım oldun ben de bilmiyorum..
Başkasının kardeşi olsan çok kıskanırdım; iyi ki benimsin; iyi ki benimlesin; iyi ki doğdun...
Tanışma yıldönümümüz kutlu olsun..
Seni ne kadar çok sevdiğimi biliyorsun..
Gönderen
Selin
0
yorum

"Belki akşam Antalya'ya giderim" gibi cümlelerime alışık ahalimin, hayatımın plansızlığına şaşırmalarıyla dalga geçercesine, 1 gün içinde pasaportumu yenilettirip; uçağımın kalkış saatine 10 saat kala vizemi alıp ve mini bir kaçamak yaptım..
Insan plan yapmak zorunda değil; sadece kısa yolları bilmesi yeterli.. Bir tanıyan ile, emniyette gerekli insanlar çay içilince işler hızlanıyor; vizeci (belki adı bu değildir ama ben öyle diyorum) artık bir endüstri.. Hatta performans bazlı fiyatlandırıyorlar: Diğerlerinden pahalı ama kesin alır; eli çabuktur; 2 günde kesin alır gibi değerlendirmeler var.. ve bir bakıyorsun tekerlekler havalanmış; o arada zaten uykuya dalınmış ve uyandığında gelinmiş..
Yediklerim, içtiklerimle beraber, gezip gördüklerimi de (belki şimdilik) kendime saklıyorum.. Sadece ilk defa, vintage kıyafetler aldığımı ve üzerindeki garip (ve belki de psikolojik) kokuyu giderdikten sonra giyerken çok mutlu olacağımı söylemek istiyorum..
Gönderen
Selin
2
yorum

Takıntılı olduğum şeylerden biri de, özellikle reklam metinlerinde Türkçe'nin bozulması.. Yoğunca kamuya dağıtılan bir reklamda "yiycem" lafının kullanılmasını hem zararlı buluyorum, hem de reklamın algısı beyinin hangi noktasına denk geliyorsa tüylerim diken diken oluyor; dava açmak, kazanmak, ders verme isteğiyle dolup taşıyorum.. Bunun bir denetimi olsun.. Bu duyguya ne gerek var..
Gönderen
Selin
0
yorum