29 March 2007

Wine that Loves .....



Şarap konusunda tembel siz; Tavuk, biftek, balık, pizza, makarna ile hangi şarap türü en iyi gider diye araştırmıyorsanız, şarap şirketlerinin veya gurme gruplarının organizasyonlarını ilginizi çekmiyor veya vaktiniz yoksa, muhtemelen siz de benim gibi "oo piti piti karamela sepeti" tekerlemesi eşliğinde şarap alıyorsunuzdur.

Oysa ki, tembel insanlar için şarap seçme konusuna süper bir çözüm getiren Wine That Loves ağza dolanan tekerlemeyi ortadan kaldırmak için birebir!

- Wine that loves Roasted Chicken
- Wine that loves Pizza
- Wine that loves Grilled Steak
- Wine that loves Grilled Salmon
- Wine that loves Pasta with Tomato Sause seçenekleri ile sadece ne yiyeceğinize karar vermeniz kafi..

Yalnız ürünlere bayılıp ballandıra ballandıra anlatsam da, henüz Türkiye'de satılmaması gibi ufak bir sorun var:(

26 March 2007

Hiç Yoktan İyidir - Yeşil


Yeni trend: Yeşilci olmak, Çevreyi korumak..
Al Gore'un An Inconvinient Truth belgeseliyle beraber oluşan veya pekişen bir akım bu bence..

Her akım gibi bu akım da hemen bir pazarlama unsuru olarak kullanılmaya başlandı.. Garanti Bankası Çevreci Bonus kartı piyasa sürmüş...

Olumsuz tarafından bakmak istemesem bile, bu ve benzer uygulamalar sığ, yüzeysel ve çoğu zaman ticari buluyorum.. Göz önünde duran bir uygulama ile çevreci bir hedef kitleye ulaşmak için çaba sarf ediliyor... Bu tip uygulamalar benim gözümde maksimum "hiç yoktan iyidir" kategorisine giriyor.

Oysa ki, kurumlar kağıt tüketimi konusunda yeni uygulamalar getirseler; çöp kutularının ayrıştırılması konusuna sponsor olsalar, çocuklara eğitim programları düzenleseler çevreye katkılarının daha çok olacağına eminim..

Ama İstanbul'un bu hızlı iş yapısı içinde, kurumların en fazla "hiç yoktan iyidir" 'lerle idare edeceğine de şüphem yok. Umarım beni yanıltırlar!

20 March 2007

www.howstuffworks.com



Bazen ne nasıl çalışır, nasıl yapılır gibi soruların cevabını bulmak için ilkokul kitaplarımı atmamış, Tubitak'ın çocuk yayınlarını biriktirmiş olmayı istediğimi itiraf etmeliyim..
Ne anlamsız bir istekmiş!

İşte size "Nasıl" kelimesini kullandığınız her sorudan sonra uğrayabileceğiniz bir site: www.howstuffworks.com

How Women Work, How Men Work, How Spies Work, How Windows Vista Work, How the Airbus A380 Work, How Bits and Bytes Work... gibi sonsuza uzanan bir soru cevap zinciri var..

Ben saatlerdir sitedeyim ve kendimi açık havaya çıkınca deliler gibi koşturan köpeklere benzetmeye başladım:) Her şeye atlıyorum, o linkten o linke koşuyorum.. Siteye girer girmez kuyruğunuzun dikileceğine çok eminim:)
Hemen denemelisiniz!

14 March 2007

Niloş ile Pazar Pazar



Aylık iletişim hakkımı doldurmuş bir insan olarak Ankara'ya gitmiş olsam da; iletişimden tasarruf edemediğim, hatta bonkörce harcadığım bir kişi vardı: Sevgili Niloş!

Dayımın oldukça geç evlenmesi sonucunda dünyaya gelen yiğenim yaşındaki kuzenim:)

Niloş henüz 2 yaşında ve onunla geçirdiğim Pazar günü sonucunda çocukların en güzel yaşının 2 yaş olduğuna karar verdim.. Hem çok bilinçli; hem de bilinçsizler.. Hem çocuk tepkileri veriyorlar, hem de "büyükleri" taklitleri ile hayrete düşeren cevaplar..

Ayrıca bizim ufak melek ile yaptığımız Zara ve Karum turu sonucunda, alışverişin kadınlarda içgüdüsel bir şey olduğunu da yaşayarak öğrenmiş durumdayım:)
Yürüyen merdivenden elimden tutup çekerek, bijüteriye koşuşunu unutamıyorum ve o anı tekrar tekrar yaşamak istiyorum..


Hal böyle olunca da, Ankara'dan döndüğümden beri herkese Niloş'umdan bahsediyorum, resmini gösteriyorum, yaptıklarını konuştuklarını anlatıyorum.

Anlayacağınız torunlarının resimlerini cüzdanından çıkartıp herkese gösteren ninelere döndüm:) Ama kendimi alamıyorum, artık idare edin:)

Sevgiler..

11 March 2007

Aylık İletişim Hakkınızı Doldurdunuz!


Aylık iletişim hakkınızı doldurdunuz, lütfen bekleyiniz... şeklinde bir uyarı veriyor beynim.. Konuşma ve paylaşma isteğim, süt ürünlerini tüketme isteğimle aynı seviyeye indi..

Bu yüzden de haftasonu yanında rahatça susabileceğim, ailemin yanına ufak bir ziyaret gerçekleştirdim.. Ama sanırım Cumartesi gecesi yeterince susamadığım, saçma sapan kıyafetler giyemediğim için çok da keyifli geçmedi..

Acaba global ısınmanın, insanlar üzerinde de tezatlıklar yaratma etkisi mi var, neler oluyor bana merak ediyorum..

26 February 2007

Seco'mm


Canım kardeşimin Cumartesi günü doğum günüydü... Sevdiklerinden uzak olmak bazen garipleştiriyor insanı.. Yanında olmayınca sanki kutlamalarda kurulaşıyor..

Hayatının en kuru kutlaması bu seneye denk geldi Seco'cum..

Biliyorsun gerci ama seni cok coook cooook seviyorum..

Evin altını üstüne getirip, her yere bir şeyler saçtığın esnada dediklerime inanma:) Keşke hep yanımda olsan..

Doğum günün kutlu olsun yazamıyorum sana, daha kurulaşıyor gibi geliyor..
Bu sadece hayatıma ilk girdiğin günün adına yazılmış bir yazı

Hayatımda varolduğu için kendimi çoook şanslı hissetiğim şeylerden birisin

İyi ki varsın ayıcık!

Musicovery


Bu da yeni favorim: En sevdiğim internet radyosu artık Musicovery

Tam da benim gibi müzik tembellerine göre:)Hemen denemelisiniz!

22 February 2007

Rio Carnival 2007

Bir kaç gün önce Chinese New Year kutlamalarına aklım gitmişken, bir anda en Dünya'nın en eğlenceli ırkı olduğuna inandığım Brazilya'lıların meşhur Rio Karnavalı aklıma düştü.. Aklım fikrim eğlencede midir nedir:)??

Biz İstanbul'da rutin hayatımızın koşturmasına dalmışken, 17 - 20 Şubat arasında Dünya'nın diğer köşelerinde ne hazırlıklar yapılmış ve neler yaşanmış..

Umarım bir gün orada olurum dediğim ve ayrıca izlerken bir ırkın kadınlarını toptan kıskandığım yegane etkinlik...

Resimlere ve video'ya göz atmanızı şiddetle öneririm:)

19 February 2007

Chinese New Year

Noel Baba hikayelerinden, kızak ve geyiklerden çok farklı bir şekilde kutlanan Chinese New Year dünyada bir çok şehirde bu günlerde kutlanıyor. Daha önce Çinli ev arkadaşımla bu kutlamalardan birine katılmış ve oldukça etkilenmiştim. Şimdi tesadüfen bununla ilgili bir habere rastlayınca o günü hatırladım. İzlediğinizde aynı şekilde etkilenmeyebilirsiniz ama ben yazmadan edemedim...




Herkese son kez mutlu yıllar..

09 February 2007

bbc games - death sakkara


BBC benim için hep sıkıcı bir kanaldır. Bu yüzden olsa gerek uzun süre internet sitesine girmeyi red ettim ancak gerçekten insanı kapıp götüren bir oyun var içinde:

Death Sakkara - bir hikayeyi yönetiyorsun..
Seçtiğin seçeneklere göre hikayenin kurgusu ilerliyor.. Çoktan seçmeli hikaye yazarlığı için Death Sakkara 'yı şiddetle öneririm:)

08 February 2007

Aşk



Nasıl bir aşk bu??

Aralarındaki yoğun sevgiyi yaşadıkları zaman yanlarındaymış gibi hissediyor insan..

Birbirlerine bakışlarını hayal ettirebiliyor, -bir filmin sonunda olsa abartılı bulacağın- bir bitişin gerçekten yaşandığını düşündürüyor..

Yıllarca toprak altında saklandıktan sonra hızlı tükenen, yüzeysel milenium ilişkilerini bir kez daha düşünmemiz için 14 Şubat'ta bir hafta kala karşımızda..

Duygu potensiyelimizi ne kadar kullanıyoruz düşünmemiz lazım sanırım...

06 February 2007

B'sis.s %50 Indirim..



İlginç şapkalarımı ve aksesuarlarımı nereden aldığımı nereden aldığımı soranlara, ya da merak edip soramayanlara cevap niyetine.. :)

Mutlaka uğramalısınız!

Adresi tarif etmesi zor, siz krokiden bakın ; hadi olmadı telefon açın:)

Mutlu alışverişler..

29 January 2007

Ajandanı Göster


Hillsider dergisinde bu ay Duygu Arseven "Bana ajandanı göster sana kim olduğunu söyleyeyim" diyerek yazısına başlamıştı.. Ajanda ile yıl boyu olan ilişkimize ek olarak, seçilen ajandalara veya kullanım biçimlerine göre karakter tiplerini ayırmıştı... Büyük bir keyifle bakalım hangi gruba giriyormuşum diye okumaya koyuldum:

"Katı Tip: Bu tipin insanları için zaman her seyden önce gerekli bir şeydir. Düzen ve güç onlar için çok önemlidir. Ya PDA kullanırlar ya da ciltli büyük boy bir ajandaları vardır. Günü gününe ve çok özenle tutarlar.

Endişeli Tip: Devamlı zamana karşı kavga halindedirler. Her şeyi planlamak ihtiyacını hissederler. Saatler, randevular ve yapılacak işler çok muntazamdır.

Uyumlu Tip: Bu kategoride kadınlar çok fark edilir biçimde çoğunluktadır. Bu tipler için zaman son derece değerlidir. Olabildiğince iyi kullanılması gerekmektedir ama beklenmedik olaylar ya da program değişiklikleri sorun yaratmaz. Ajandaları ciltlidir, bölümlü değildir. Not almaya ayrılmış sayfaları çoktur.

Dağınık Tip: Bu tipteki insanlar için zaman can sıkıcı bir unsurdur. İki seçenekleri vardır; ya ajandaları olmaz ya da tutkuyla bağlandıkları çok ilginç bir ajanda sahibidirler"

.. demiş ve yazıyı ajandanın sosyalleşmedeki duruşuna taşımış Duygu Arseven ancak ben henüz ajandamla kişiliğim arasındaki bağlantıyı çözememişken, sadece gözlerim ilerleyen satırları okudu ve ajandalarımı düşündüm..

Benim ajandalarım, hep küçük olur, büyük ajandalar taşımakla yaptığın işleri büyütüyormuşsun gibi hissederim veya her yere taşıyamadığım için iş sadece ajandanın durduğu yerde yapılır hissi uyandırır..

Ayrıca yukarıdaki resmin aksine, sayfalarında günlerin önceden yazılı olduğu ajandaları da kullanamam.. Aslında çok beğenirim ve güzel bulurum ama o gün tek sayfalık iş yapma hakkı olması, kısıtlandırılıyormusum gibi hissettirir bana ve onlardan uzak dururum..

Ajandalarımın olmazsa olmazı ise spiralli ciltleridir. Kağıtlar istenildiğinde koparılmalı, baska amacları için kullanılabilmelidir. Ters tarafına kişisel notlar, akla gelen fikirler, unutulmaması gereken luzumsuz detaylar yazılırken rahat davranılabilmeli ve sonra sayfalar koparılabilmelidir.

Bunlara bakacak olursak, her ne kadar ajandasal olarak dağınık dursam da, Özgür Tip diye bir sey olsaydı ona girerdim sanırım.. Hayatımda birinin benim için yarattığı formata uymada yaşadığım zorluğu ajandam da sergileyerek, beğendiğim defterlerle kendi ajandamı oluşturuyorum ve şu anda kendi satırları, tarihleri, sayfa sayıları gayet belirgin olan işimin yarattığı formata uymaya direnen bünyem yüzümden, önümdeki ajandayı defter olarak kullanıyorum.

En kısa zamanda ufak, spiralli bir defteri ajanda yapmak dileğiyle..

24 January 2007

PrimeTimeTables



Daha siteye gitmeden,linkte adını okuduğum andan itibaren siteye bayıldım:) www.PrimeTimeTables.com

Biliyorum bu hizmeti veren kredi kartları veya concierge servisleri var ama ismiyle beni bu kadar yakalayamamıştı.

Daha rezervasyon yaptırmadan çok değerli bir şeyi edecekmişim gibi hissettirdi bana..:) Ya da medya sektöründe çalışıyorum diye mi beni 12'den vurdu bilemiyorum ama İstanbul'da olmasa da ben sevdim, siz de sevin:)

22 January 2007

Akbank İnsancıkları


Bu reklam yayınlandığından beri aklımda sorular var, cidden bunlar insanları tepeden cekmişler mi yoksa bilgisayar animasyonu mu diye?

Geçenlerde aldığım bir dergide ok şeklinde oldukları bir versiyonu basılıydı ve uzun uzun baktım ve sonunda bunların 3D animasyon olduğuna karar verdim cunku resimde iki tane aynı adamdan bulmustum.. Ve simdi web'de bu resimi bulup inceledim ve yine aklım karıştı; sanırım ilk versiyonlarını insanlarla yaptılar sonra animasyon kullanmaya başladılar:)

Kafanı buna mı yoruyorsun diyorsanız, evet yoruyorum:) Anlayana kadar da içim rahat etmeyecek:)

18 January 2007

Adıma Yazılmış Şarkı


Adımıza hitaben gelen maillerden, adımıza basılmış ajandalardan sonraa ikinci generasyon kişiselleştirme:

Adınızı özel şarkı!!! Şahane değil mi??

TailoredMusic portfolyosundaki şarkıları isme özel hale getirebiliyor.. Bu yazıyı teknolojiye hayran kaldım ve aktarıyorum gibi düşünmeyin lütfen, daha ziyade, Kadınlara Hediye Alma Kılavuzu yazımın devamı gibi de değerlendirmenizde fayda var:)

Gerçi bu şarkılar akıllı bir ses sistemi ile kişiselleştiriliyorsa Türkçe isimlerin nasıl okunacağı ile ilgili şüphelerim var ama, olur da bana süpriz yapmak isteyen olursa "Celine" yazmak yeterli olacaktır... Bir de en çok Jazz#2 'yi beğendiğim:)

17 January 2007

Rahat Uyuyacağım


Çok spontane gelişen, süper bir gece geçirdim..

Dayımın bir arkadasımın verdiği Capital Radio gecesine, sevgili arkadasımın Hande ile katıldım.. Amaç her zaman yaptığım cafe, club gezmeleri dısında bir gece gecirmekti ancaak her beklentisiz gecede oldugu gibi süper keyif aldığım bir organizasyona dönüştü.. Neden böyle bir kanun var bilmiyorum, ne kadar gitsemde olur gitmesem de diyorsan; o kadar süprizli gelişiyor her şey..

İlk süpriz kapıdan girer girmez, şık bir bayanın girişte adımızı alması ve kartvisitlerimizi istemesiyle başladı.. Bir de baktım ki, kartvisitlerin en üstünde duran kart sevgili mesai arkadaslarımdan Gülseren'in kartı.. Gerçi içeride onu bulmam zaman aldı ama cep telefonun ulaşamadığı noktalarda devreye giren gözler, kendisini yakalamamda etkili oldu:)

İkinci süpriz en son 16 yaşımda görüştüğüm ve çocukluğumun Mustafa Abi'sinin orada olmasıydı.. Tabiki beni tanımadı ama kendisi hiç değişmemişti, yanına gittim kendimi hatırlattım ve birbirimizle karsılasmamızdan karsılıklı saskın kısa tatlı bir sohbet yaptık ve o kadar eskiye dayanan birini görmek nedense inanılmaz huzur verdi..

Üçüncü süpriz, daha önce kısa bir zaman zarfında bir tanıstıgım bir kişiyle vestiyer sırasında karsılaşıp, kısa bir sohbet ile dayımın arkadası oldugunu kesfetmem oldu

Süpriz olmayan ama gecenin en guzel zamanlarında biri ise, Gulseren'le olan iş konuşmamızdı.. Kendimi bir basarı hikayesi dinliyor gibi hissettim.. İşinde şu an olduğu noktaya gelişini excel kolonlarından takip etmekten çok farklı bir şeydi..

Saat çok gec oldu, sabah 7'de kalkacağım ama günü güzel ve dolu dolu tamamlamamın verdiği duygu ile doluyum.. Ve bu duyguya bayılıyorum.. Ancak böyle olduğu zaman rahat uyuyabiliyorum ve sabah mutlu kalkabiliyorum..

Birazdan mutlu mutlu uyuyacağım ve sanırım sabah da mutlu kalkacağım..

14 January 2007

Şehirdeki Sis


Şehirdeki sisle beraber içimdeki sis de ortadan kalktı..
Hatta içimdeki sisin, şehirdekini solladığı bile söylenebilir...

Şimdi her şey biraz daha net: Binalar, insanlar, arabalar, kaldırımlar, ilişkiler, planlar; duygularım, istediklerim ve istemediklerim...

Güneşi seviyorum..

Güzel bir hafta geçirmek dileğiyle..

12 January 2007

Jelibon tasarlamak mı?




Ben ofiste internet siteleri ve reklam bütçeleri arasında kıvranırken telefonum çaldı: Sevgili Burçak aradı. Aradığında hep entresan bir şeyle karşıma çıktığı için, nasılsın napıosun faslının arkasından bir şey geleceğini biliyordum...

"Selin ben jelibon tasarlıyorum, bana ikonik bir karakter öner" dedi..

Jelibon ve ikonik karakter...

Yıllardır o ayıcıkları yemeye o kadar alıştım ki, aklıma ilk anda pek bir şey gelmedi..

Bir tek rengarenk kelebekler fena olmazdı diye düşündüm; bir de yeşil kurbağacıklar
-Sanırım hala öpünce prens olacaklarını sanıyorum- Belki olur demeyin daha önce bir oyuncakcıda, yeşil kurbağacıkları öpmüşlüğüm var. Prens olmasını bırakın, bir kımıldama bile oluşmadı..

Bu bulduklarımdan da pek tatmin olmuş değilim, kafasına ufak seyleri takıp elinde olmadan sürekli düşünen bir insan olduğum için, iki gündür kafamdaki sürekli jelibonlar dolaşıyor.. Nasıl olsun, nasıl olsun?

Sizce nasıl olsun???

09 January 2007

YazYazSil - Yayın Yok




Kendimi buraya yazı yazmadığım için bir şeyi eksik yapıyor gibi hissediyorum...
Ama yazıp yazıp siliyorum..

O yüzden size TRT'den kalma bir alışkanlıkla, yayın olmadığı zamanlarda gösterilen manzara resmi niyetine size bir resim seçtim. Bakın bakın beni anın ve bir de dua edin, TRT'de yayın tamamlandıktan sonra (genelde 00:00'dan sonra) çıkarttığı o korkunç sesi çıkartmıyor:)