13 December 2013

Ah be Yithsak


Seni kaybettigimize olan uzuntum, beraber gecirdigimiz zamanla ters orantili

Butun gun "ah be Yithsak" dedim.. Hasta olduguna inanmadigim gibi, seni kaybettigimize de inanmak istemedi bir yanim. Ilk yas tutamadim, daha cok hayal kirikligina ugradim, Sanki sen bir seyi yanlis yapmissin, ben de bu pozitif dusunce olayini basaramamisim...

Sanki hayat sen onu severken, arkandan is cevirdi...

"Runaway buddy" , Broome Bar... Hep hatirlayacagim...

Kendine bu sefer iyi bak...

10 December 2013

Hayat Hala Analog

Sanirim ilk dijital kameraya sahip oldugum zaman , hayata karsi sabirli olmanin gerekli oldugu fikrini yitirdim. Daha sahip oldugum ilk gun, "Naber analog, seni 36 poz beklememe gerek yok, dijital aninda goruntu" deyip nanik yapti bir tarafim hatta analog kamerayi hor gordu.

Hayatima diger giren e-posta, ICQ, MSN, cep telefonu, SMS, MMS,Yonja, Facebook, Skype, Twitter, Facetime gibi uygulamalar da bunlarin tuzu biberi oldu. Hayata karsi sabirli olmaya gerek yoktu. Ulkeler, zaman dilimleri, tanisikliklar, arkadasliklar, ogrenmek, paylasmak sen istedigin anda, senin oldugun yerde oluveren seylere donustu. Acikcasi sevdigi bir suru insandan uzakta olan bir insan olarak durumdan son derece keyif aldim. Uzakta olmak boyle cekilir hale geldi ve kendimi hep degisime sahit olan sansli bir jenerasyon olarak gordum.

Bunu ama aslinda analog kamera, mektup, posta gibisi yok, nerede eski gunlere baglamayacagim korkmayin. Bugun geldigim noktada hala her birini kullaniyor olmaktan cok mutluyum, hatta her yeni cikan uygulamada heyecanlaniyorum. Icten ice hayatimiza daha neler gelecek acaba diye tahmin yurutmekten kendimi alamiyorum.

Sikayetim daha yeni kaybettigimi fark ettigim sabretme fikri uzerine. Dunya teknolojiklestikce, hayatimin da "user friendly" bir arayuzden, sonraki butonuna basip onaylandigim zaman ilerleyecegini sanmaya basladim. Oysa ki, hayatin buyuk bir kismi hala el emegi mantigiyla calisiyor ve o hizda da ilerliyor. Iki ilmek atiyorsun, iki sira oruyorsun bazen bakiyorsun olmuyor, bir daha basliyorsun, bu sefer on ilmek atiyorsun, bir ters bir duz oruyorsun, belki tam istedigin olmuyor ama yine de olani kabul ediyorsun veya sokup bir daha basliyorsun. Bazen tum malzemeyi tencereye koyuyorsun, illa iki saat atesle kaldiktan sonra yenilebilir hale geliyor.

Diyecegim, hayatin bir deneme yanilma, ogrenme ve pisme suresi var ama biz bunun gerektirdigi sabri gostermeyi artik gerekli gormuyoruz. Sorun su ki, gerekli gormemiz , gerekmedigi anlamina gelmiyor. Hayati hala en az iki saat ocakta pisirmemiz, on degil belki yuz ilmegi bir ters bir duz ormemiz gerekiyor fakat artik bunu yapmamiz gerektiginde isyan ediyoruz, hayat bize kotu davraniyor saniyoruz. Aslinda yaniliyoruz cunku hayat hala analog, dijitallesen sadece bizleriz ve sabretme fikrinden yoksun ve emek harcamaktan biraz aciziz...

09 December 2013

Amerikan Konsolosluguna

Turkiye'ye geldigimde , Amerika konsolosluguna yaptigim gunibirlik ziyaret sonrasinda kendilerine iki cift lafim var:


Yil 2013, insanlarin neredeyse ikiser telefonlari, tabletleri, bilgisayarlari var. Iceriye teknolojik cihaz almamayi, alinmiyorsa da iceride bulundugun sure zarfinda esyalari saklayacak bir yer saglamamanizi pek anlayamiyorum. [Cep telefonumu nereye birakayim diye sorunca, karsidaki kahveye sorun diyorsunuz, insan kendini vergi dairesinde hissediyor, vize derdini unutuyor, uzerine bir rahatlik geliyor) 

Simdi bir anda benden duyup sasirmayin ama topraklarimizda asimile olmussunuz. Kural getirip , cozum getirmeme ulkemizin en sahiplendigi ilkelerden biridir. Bu ilkeye paralel olarak, telefonu yasak edip, cozumu karsidaki kahveye, bufeye birakmissiniz, ki bu sizleri bizden biri yapmis. 

Artik ayri gayrimiz olmadigina gore, karsidaki kahvede okeye, mahalledeki dugunde de hayala bekleriz... 

Saglicakla kalin.

21 November 2013

Beyin Ici Siddet

Bugun fark ettim ki, aslinda mutlu olmak,yaptiklarinla degil yapabileceklerinin olasilik dahilinde olmasi ile alakali...


Mevcut olasiliklar, isler, insanlar hayatindan cikinca, aslinda ilerde karsina cikabilecek firsatlari da kaybettin zannedip, hayal gucunu baltaladigin icin mutsuz oluyorsun. 

Yoksa hayat degismiyor, hayal gucune iskence ediyorsun hepsi bu. Hayal gucu kafasini kaldirip, "Aaa biliyor musun aslinda sunu yapabilirsin" dediginde. AMA gelip hayal gucunun kafasina kocaman bir tahta ile vuruyor. 

Yere yigilip sersemleyen hayal gucu tam kendini toparlayip yerden kalkmaya calisirken ; AMA kalkarsa yine konusacak diye bir de karnina tekme atiyorsun. Aslinda konusurken iyi gelse de, guzel guzel konusup yarattigi heyecanin sonra hayal kirikligi donmesinden korkuyorsun. Sonra yine vuruyorsun.

Nereden biliyorsunuz derseniz, tahmin edeceginiz uzere hayal gucumun benden cok cekmisligi var. (Beyin Ici Siddet diye bir olusum olsa, muhtemelen beni hayal gucumden uzak tutarlardi.)

AMA bugun bu bilge yaziyi yazmamin sebebi hayal gucume karsi mutlu yenilgimi kutlamak. Iki gun once bir firsati kacirdigimi dusundugum sirada, baska bir firsat cikar , cikmaz diye kendimle tartisirken hayal gucu kafama vurup "her sey cok guzel olacak" diyip beni susturdu, "hayir olmayacak, o firsati kacirdim" demeye calisirken cumlemi tamamlayamadan karnima tekme atti, yigildim kaldim.Yerde debelenirken, hayal gucum beynimi ele gecirdi, her seyin cok guzel olacagina icerideki herkesi inandirdi. Su anda topluca sefil olacagimiza, bir senliktir gidiyor. Hani o esnada beni ararsaniz bulamayacaksiniz. Artik hayal gucume not birakin, iletirse size geri donerim.

17 November 2013

Kendine Ait Olmayan Gucun Ozguveni


Politikaci eslerinin bir cogunun gozunde hoslanmadigim bir isik ve ortak enerji var, televizyonda kendileri ile goz goze gelirken icten ice rahatsiz olusum, aslinda arkada calisan bir analiz sureci baslatmis olacak ki, dun televizyonda Obama'nin konusmasini dinlerken bir anda aydinlandim.

Bu bayanlar, kendilerine ait olmayan bir gucun ozguvenini yasiyorlar. O yuzden kocalarinin ifadesindeki yorgunlugun aksine, kendilerini sansli hissetmenin verdigi enerji ve yuzlerinde emek harcanmadan edinilmis basarinin yarattigi piyango kazanmis etkisi var. Bu Michelle'de de var, Emine'de de.. Yani tahminimce ulke bagimsiz bir durum.

Olur da hic bir bilimsel ve akademik degeri olmayan bu durumu ve yazdiklarimi sorgularsaniz. aktif siyaset yapan bir iki kadini kontrol grubu olarak kullanmanizi oneririm. Mesela Hillary Clinton, Emine Tarhan..

Ayrica simdiden soyleyeyim, sosyolog filan degilim. Yazdiklarimin hic bir kaynagi yok. Oyle aklima geldi yazdim, yani politikaci esiyseniz ve okuyorsaniz cok umursamayin. Michelle pek takmaz ama Emine gonul koyarsa diye aciklamak istedim.



22 October 2013

Tek Tek Gelin... Sevgiler, New York

New York'ta gercek ustu bir hafta gecirdik. Biz Turkiye'ye gitmedik, Turkiye ayagimiza geldi.


3 yildir burada yasiyorum ama ayni anda bu kadar tanidigim insanin New York'ta oldugu bir zaman daha gecirmedim. Hatta buralarda oldugunu bilip, goremedigim ; duyup, arayamadigim insanlar bile oldu. (Istemedigim degil, tek kisi olarak yetisemedigimden)

Tabi sadece benim arkadaslarimla kalmadigi icin, gun icinde sokakta, metroda, restaurantta, barda, alisveriste, bakkalda, tuvalette en az birkac Turk'le karsilasmak gunun kacinilmaz bir parcasi oldu.

Karsilastigim Turk'ler, bana bir kuple her seyden azicik tattirdi...

Yaninda aile olmasini, yakin arkadas cesitliliginin ne de guzel oldugunu, Turkiye'den gelen tatlinin, bademin, cevizin tadinin bir baska oldugunu, 5 Turk kiz yan yana gelirse mutlaka bir iliski sorununa kriz masasi olusturuldugunu (valla kulak misafiri oldum, bilerek dinlemedim), Turk kizin kriz masasi esnasinda hala sac-kiyafet-ayakkabi-canta dortlusunun analizini yapacak kadar kabiliyetli oldugunu ve bunun yani sira sadece bakislariyla karsindaki insana "ne giyiyorum acaba" guvensizligini tattirabildigini, Turk'lerin tanimadigi Turkleri gorunce kimi -cogu- zaman gormemezlikten geldigini, tanidigi Turk'leri gorunce ise bolunerek cogaldigini, erkeklerin yuklu hesaplari odedigini, kizlarin sonra icki, tatli ismarladigini, yeni seylere uyumumuzun Bugatti hizinda oldugunu, Apple urunlerinin ne kadar cok sevildigini, gittigimiz yerdeki iyi gece mekanlarini ne kadar kolay ogrendigimizi ve gece iyi mekana gitmenin aslinda eglenmeden cok statu oldugunu, bunun yani sira yazmaya usendigim bir suru seyi daha bir haftada tattim. 

Dun itibariyle Turk'ler bir anda New York semalarindan Istanbul, Ankara, Izmir semalarina suzuldu. Ayiptir soylemesi aptal oldum. 

Neyse bu aptallik uzun suredir icinde bulundugum siradanlikta, gozlem kabiliyetimi tetikledi ve yazma istegimi bana geri verdi. 

Hazir yaziyorken soyleyeyim, tanisalim tanismayalim hepinizi seviyorum, yine gelin ama tek ricam tek tek gelin... 

09 August 2013

Monkey Town 3

Bir bilge kisi hayat ne istersen sana onu veriyor temali bir cumle kurmussa, kendisine katiliyorum. Tam bu New York beni hic sasirtmiyor artik ama ben hala sasirmak istiyorum dedim ve sasirdim. 


Hayatimin en ilginc yemek deneyimlerinden birini bu Pazartesi yasadim. Aslinda sanat etkinlikleri ariyordum kendime , aramalarim sanata yemek katilmis bir etkinlikle sonlandi. 

Bahsettigim etkinligin adi: Monkey Town 3

Kendisi gecici bir sureyle Chelsea'de bir galerinin icine kurulmus bir kup aslinda. Bu kubun icinde her aksam baska bir sefin menusunu servis ediliyor. Yemek yerken dort duvara yansiltmis sanat projesi olan videolari izliyorsunuz. New York'a her gelen mutlaka gitsin demek istiyorum ama malesef 11Agustos'da sonlaniyor. 

11 Agustos'a da kadar New York'ta olanlar kesin gitmeli, pisman olmayacaginiza garanti veriyorum.





29 May 2013

Karl

Iki haftalik Istanbul kacamagi sonunda New York'a dondum. Dogal olarak her seyi biraktigim gibi bulmayi beklerken ilk golu havadan yedim, anladim ki Mayis ben Istanbul'a gidince pesimden gelmis, New York'u terk etmis. Nisan da Mayis'in yoklugunu ort pas etmeye calismis, hatta yoklama kagidini yirtmis ama pek basarili olamamis.
Neyse asil konum hava degil. Dun aksam dondugumden beri yan apartmanin onunden gecip gecip apartman gorevlisine bakiyorum ama yerinde yok. 

Bugun gecerken daha once hic gormedigim bir gorevli ile goz goze geldim. Cocuk gibi yeni gorevliyi gorunce merakli bakislarimi baska yere cevirerek hizli hizli yurumeye devam ettim.  

Yururken tabi ki, Karl nerede, acaba isten mi ayrildi, umarim ayrilmamistir diye dusunmeden edemedim. Sonra da Karl'i hayatima geri isteyisime sasirdim. Tahmin edersiniz ki, cok derin bir arkadasligimiz yok ama bence bir cogumuz onun kadar mutlu degiliz ve ayrica kimse Karl kadar samimi gunaydin demiyor. O yuzden sabahlari Karl'dan pozitif enerji dopingi alarak gune baslamaya megerse baya alismisim. 

Bu alistigim duzenin yikilmasi olasiligi ile bugun bir miktar aydinlandim. Anladim ki hayatimdaki bazi sig iliskiler de baya degerli ; bir insani sevmek hayatina sokmak icin illa sevgili, arkadas olmaya gerek yok ve ayrica her insanin isinden , urettiginden farkli rolleri var bu hayatta. Sanirim Karl'inki insanlara pozitif enerji yaymak

Simdi, benim isimden ve urettigimden ayri rolum nedir diye dusunuyorum, bir yandan da yarin Karl'i gormeyi umuyorum... 

18 April 2013

Laf Olsun Diye

Bu büyümek acaip bir sey.. Anladigim kadariyla laf olsun diye herhangi bir sey yapamiyorsun... Laf olsun diye bir şöyle çıkıp gezeyim bile desen, yaşın, aklın kapının önüne geçip ölümü çiğnemen lazim diye karşında dikiliyor.

Hadi çiğneyip gecsen, insan cignedigi yasin altina dusmuyor hatta sanki laf olsun diye yaptiklarin hayat hanesine +1 ekliyor. Bu arti birler birikmesin diye o her seye bir deney, deneyim olarak baktigin “laf olsun” diye yasadigin gunleri geride birakiyorsun.Muzigi, mekani etrafindaki insanlari degistirdik ne oldu diye test etmek yerine, kontrol grubu olmayi tercih ediyorsun.

 Bunu neden yaziyorum? Kendimi test etmek istedim bugun ve yaşım, aklım kapının önüne geçip “ölümü çiğnemen lazim” dedi. Ilk defa kendisinden bu kadar siddetli bir tepki gordum, saskinim, paylasmak istedim.

23 January 2013

Eski & Yeni + Guven + Galatasaray Universitesi

Yeni beni heyecanlandirsa da, eski beni hep guvende hissettirir. Eski dostlar, eski iliskiler, eski mahalleler, eski binalar, eski evler, eski kiyafetler, eski sarkilar hizli akan ve surekli degisen hayatta -degismedigi icin- dinlenmemi saglar. Tekrar kesfe gerek yoktur, paylasilmisligi, yasanilmisligi vardir. Yanindayken konusmak, melodisini ogrenmek durumunda, tuvalet neredeydi diye sormak veya ustune ne giysen diye dusunmek zorunda kalmazsin. Eski orada durdugu icin, konforlu hissettirdigi ve iyi bir opsiyon oldugu icin yeniyi kesfe cikmaya guc bulursun genelde...

Oysa her Turkiye'ye geldigimde (ki en az alti ayda bir geliyorum) biraz daha guvensiz hissediyorum kendimi. Eski yikiliyor, uzerine yenisi yapiliyor. Sehrin kismen yeni Etiler'inde surekli adi ve dekorasyonu degisen mekanlari saymiyorum bile. Yillarin Inci Pastahesi yikiliyor, Emek sinemasi yerine AVM yapilmasi tartisiliyor, Taksim meydanina yeni projeler getiriliyor, Kuleli Askeri Lisesi hotel oluyor, aile evimizin oldugu apartmanin oy coklugu ile tekrar insaa edilmesine karar veriliyor, milli bayramlarin kutlanisi degisiyor....

Bu degisime -kismen daha az- maruz kalan bir insan olarak bile kendimi huzursuz hissediyorum. Altimdan oturdugum koltugu, giydigim kiyafeti, kullandigim arabayi "artik eskidi bu" diye alacaklar gibi geliyor.

Iste sirf bu huzursuzlugun ortadan kalkmasi icin, dun Galatasaray Universitesinin sadece yandigini degil , bir mesaj verme amaciyla hepimizi ona bakarken Tibetli protestocu gibi kendini yaktigini dusunuyorum.

Dersi hala almadiysaniz ben notlarimi paylasayim: Gelismekte olmak, eskiyi yok saymak veya ona ragbet etmemek degil; onu korumak, var oldugu icin yeniyi ogrenecek, yaratacak gucu kendinde bulmak..

Sozlusu yok, tek sinav yazili... Suraya bagista bulunursaniz belki kanaat notundan geceriz...

31 December 2012

Sevgili 2012

Sevgili 2012,

Biliyorsun geçen sene İstanbul'da tanıştık, ertesi gün beraber New York'a uçtuk, bir yıl boyunca iyi & kötü zaman geçirdik ve yarın ayrılacağız. Pek kolay bağlanamayan ben, ilişkimizin raf ömrü olduğunu bilsem de sanırım sana biraz bağlandım. (Ya da sadece bitişlerden hoşlanmıyorum, bknz gecen seneye )

Neyse lafı uzatmayacağım, ikimizde 24 saatten az vaktimiz kaldığını biliyoruz. Hırçın bir ayrılığa veya duygusal lala'lara bağlamaya pek gerek yok. Hatta gelenek direkt ayrılığı kutlama üzerine. O yüzden yarın Selin'i dışarıda başkasıyla gördük diye kulağına gelirse şaşırma. Miladı takvimin çöpçatanlığı dolayısıyla 2013'le zaten bir süredir mesajlaşıyoruz. Aramızda resmi bir şey yok ama neler istiyorum biraz bahsettim, fazla tepki vermedi.

Kendisi çöpçatanlığın yarattığı mecburi tanışma fikrinden olsa gerek henüz biraz donuk, analitik ve heyecansız. Belki de birbirimizi fazla tanımanın verdiği elini kolunu nereye koyacağını bilememe durumlarını yaşıyor. Ben ise sayende, kendimle mutlu olmayı, varsaymamayı, önüme geldikçe yaşamayı öğrendim. O yüzden de onun heyecansızlığını çok umursamıyorum, biliyorum ki ben mutluyken o da mutlu olacak.

Ayrıca bu ayrılığı fazla sorgulama, diğer ayrılıklardan farklı olarak sorun ne sende, ne de bende.. Sorun miladı takvimde. Seni özleyeceğim, bir iki kadeh içince arada mesaj da atarım.

Kendine iyi bak

Selin



13 November 2012

Demedi Demeyin... Gelecek Calisma Duzeni

"Demedi demeyin... Suraya yaziyorum" serisinin ucuncu yazisi yil sonunda sadece bir kere, sonraki senenin hedeflerini belirlemek icin yapilan toplantida olusuverdi. Toplantiya calistigim ajanstaki ekip, marka yoneticileri, kreatif ajans, teknoloji ekipleri , tedarikciler ve hatta hukuk departmaniyla calisan marka temsilcileri katildi. Bu uc gun boyunca, bilgi akisi ve islerin cozulme hizina sahit oldugum icin ilerleyen donemlerde ofis konseptinin, calisma seklinin ve ayni zamanda ofis mimarisinin degisecegine dair bir fikre kapildim.

Bu fikre kapilmamin sebebi is hayatindaki bitmek bilmez hizlanma gereksinimi. Zaman -ozellikle internet uzerinden satis yapan is kollarinda- cok buyuk kar veya zarar yaratiyor. Isin varligini guclendirigi ve ayni zamanda tehdit ettigi icin gozardi edilemez bir ihtiyac. Hizli adim atabilmek icin bir cok marka, farkli stratejiler uyguluyor; karar mercileri birbirine fiziksel ve iliskisel olarak yakinlastiriliyor, kisiler uzmanliklariyla ilgili danismadan karar verebilecek sekilde yetkilendiriliyorlar, dokumantasyon elektroniklestiriliyor, gunluk takip web tabanli yazilimlarla gerceklesitiriliyor, buyuk kararlar telekonferanslarin sonucunda veriliyor ama bunun da bir zaman sonra yeterli bir hiz olmayacagini tahmin ediyorum.

Bence o noktaya geldigimizde, isleri proje gruplari olarak ele almaya baslayacagiz. Herkes kendi ofisinde baska isleri yapan insanlarla beraber oturmak yerine, farkli sirketlerden ayni isi yapan insanlar bir arada calisiyor olacak. Is iliskiler bu kadar birbirine gecik hale geldigi icin, sirket isbirlikleri, ise alimlar cok daha itinayla secilecek ve uzun sureli olacak ; sirketler musterileri ile bulusmak yerine, calisanlari ile bulusup bilgi alisverisinde bulunacak ; sirketler arasindaki mahremiyeti korumak icin mimari gereksinimler ortaya cikacak.

Hani bu degisimi ben gorurmuyum bilmem ama demedi demeyin... Suraya yaziyorum...

04 November 2012

Mükemmel

Her seyin mükemmel olmasi gayretinden kurtulunca , her sey daha mükemmel oluyor cunku geriye  sadece samimi istediklerin kaliyor. Basarmak istedigin kadar; paylasmak istedigin kadar; aglamak veya gulmek istedigin kadar ; yemek, icmek istedigin kadar. 

Kurulu mükemmellik tanimlarinda egriti hissetmek yerine, kendi taniminda konforlu hissediyorsun ve konforlu hissetmek icin kafani kuma gommuyorsun. Sadece tanimlanani gerceklestirme cabasindan kurtulup, kalbinden  geceni hakkiyla hayata gecirme konusuna mukemmellesiyorsun... 

11 September 2012

Suraya Yaziyorum: Mobil Gelecek

"Demedi demeyin.. Suraya yaziyorum" serisinin ikinci yazisi, aslinda birinci aklimda bile yokken aklimdaydi ama bir turlu yaziya dokulemedi... Dokulemedi diye yok olmadi tabi, neredeyse bir yildir  kendisini kafamda tasiyorum.  Kapladigi yerin buyuklugu dolayisiyla ve yeni bilgiye yer acmak icin bir yaziyim kurtulayim. 

Kurtulma operasyonunda, ilk basta guvenlik sebebiyle konuyu en basindan aliyorum. Hayatimiza akilli telefonlarin girmesiyle hayat bir kolaylasti, hizlandi, sosyallesti ya... Konu oradan baslayarak ele alacagim ama bunlar olunca hayatimiz nasil degisti, butun uygulamalar bir arada calisinca hayatimizda aman da ne ilginc oldu diye devam etmeyecek. Bunlari muhtemelen tuketici olarak biliyorsunuz, bilmiyorsaniz da bunu yazan milyon tane makale var, icinden yakisikli bir tanesini gozunuze kestirin... 

Benim deginmek istedigim nokta bambaska:  Bu degisim tuketiciden kabul gordukce, telefon ureticileri daha kolay internet baglantisi saglayacak telefonlar uretmeye, daha hizli islemciler kullanmaya basladi. Operatorler artik internet erisiminin ve hizinin bir satinalma kriter olmasi dolayisiyla urunlerini bu yonde gelistirdi ve bunun reklamini yapmaya basladi ancak su anki mobil iletisim dunyasinin iki guclu oyuncusu -yani- telefon ureticisi ve operator -bence- yakin zamanda - 3 ile 5 yil arasinda- guc kaybetmeye baslayacaklar. Nedenlerini anlatabilmek icin once alt alta bir kac sey yazacagim
  • Akilli telefon
  • Kablosuz intenet erisimi
  • Internet uzerinde aninda mesajlasma/ telefon  ve video konusmasi saglayan uygulamalar.. (Whatsapp, Skype, Viber, Tango... vb gibi)
Yukarida saydigim ucune ayni anda sahipseniz aslinda telefon operatorune ihtiyaciniz yok. Buradan yola cikarak, gelecekte neler olacaginin falina baktigimda sunlari goruyorum: 
  • Gelecekte yasadigimiz sehri kablosuz internet baglantisi ile donatacak yeni sirketler olacak ve/veya bu buyuk sirketler sehirde kablosuz internet baglantisi saglama isine soyunacak.
  • Telefonun donanimi yerine kullanabildigi yazilim satinalma kriteri haline gelecek. 
  • Mobil uygulamalar yeni telko krali haline gelecek. Telefon ureticileri ve yazilim saglayicilar ; uygulamalari kendi isletim sisteminde oncelikli yazilmasi icin gayret gosterecek, (Su anda tipik olarak gordugumuz, her yazilimin ilk iPhone IOS icin yazilmasiyla mucadele baslayacak)
  • Mobil uygulamalari kendi isletim sistemlerine "exclusive" kullanma hakki almaya calisiyor olacak, Mesela “Shazam” sadece IOS’da calisacak gibi.
  • Sirket evliliklerinde alisilmadik kombinasyonlar eklenecek. Mesela AT&T / Vodafone / Turkcell gibi operatorler, Whatsapp gibi ufak yazilim sirketlerini satin alacaklar.
  • Kucuk capli mobil uygulama gelistiren sirketleri bir cati altinda toplayacak mobil uygulama ajanslari olusacak ve bunlar telekomunikasyon pazarinin yeni gucleri haline gelecek.     
Demedi demeyin, suraya yaziyorum! (Yazdim) 


08 September 2012

Madonna ve Gelecege Notum

Dun hayatimin ilk Madonna konserine gittim. Konserini begenmedim dersen tas olursun dedi icimdeki ses o yuzden konuyu tekrar gozden gecirmek durumunda kaldim.

Hakikaten Madonna konserinden de pek keyif almadiysan, Mars'da bir konsere gitmek mumkun oldugunda onu denemek lazim artik.. Muzikse muzik, sahneyse sahne, gorsel efektse gorsel efekt, danssa dans. Madonna'nin sarki soyleyerek sahnede yaptigi hareketi ben sarki soylemeden yapamam. Kesinlikle cok calisilmis, her sey cok ciddiye alinmis, cani gonulden takdir ediyorum, etmiyorum diyemem. ( Hatta hic bir uzun suren basari tesadufen olmuyor diye dusundum izlerken )

Amaaaa takdir etmek , eglenmek degil. Cidden eglenemedim ama tas olurum diye bunu boyle soylemeden iki kere daha dusundum, Neyse vardigim sonuc su ki ; konser konseptinde yapilan herhangi bir aktivitede benim eglenmemin son derece zor oldugu. Bunu da yazma sebebim, bundan sonraki konsere gitme ihtimallerinde ayni hatalari yapmamak icin kendime yazili bir notum olmasi

Sevgili Selin,

  • Eger konsere "family & friends" kategorisinde davetli degilsen bir daha gitme. (Bu resimde, sahnenin gobegi olan o ucgen alana denk geliyor) 
  • Konsere gitmeden once yemek yiyememissen ve konser alaninda bir seyler yemegi planliyorsan yanlis yoldasin. Disarida ye sonra konsere git. 
  • Konserlere kesinlikle gec kalabilirsin, en az bir saat gecikmeden sakin gitme
  • Bu yukaridaki saydigim uc kosul olmasina ragmen , konser stadyum'daysa yine de bes on kere daha dusun. O alani konser icin yapmamislar ; bayramlarda camiye sigmadigi icin sokakta namaz kilinmasi gibi bir sey. Olayin buyusu cevre kosullarindan oturu bastan kacmis durumda. 
  • Her seye ragmen yine de gidiyorsan, dikkatli giyin. Kacis planlarin  kiyafet engeline takilmasin 
Sevgiyle kal,

Selin 


30 August 2012

New York'tan Bir Yildiz

New York'tan bir yildiz daha kaydi...


Aslinda evlenen arkadaslarim icin kurdugum bir cumledir. Bana artik ayni ligde top oynamiyormusuz gibi gelir evlendiklerinde.. Bu New York'ta kayan yildizlar biraz daha farkli... Ayni ligde, farkli ulkelerde top oynuyoruz.

Baska ulkeye transfer olan arkadasimin arkasinda bugun hislerim havada ucustu, yere yapisti, yuvarlandi, tokatladi, iki vurdu, patladi, akti.. Sanki hayatimin nesesinde bugun itibariyle bir dusus oldu, burada sanki yapayalniz kaldim. O yuzden gorerek gule gule diyemedim cunku kabul edemedim... Sanki geri gelecek gibi davranmak geldi icimden.. Oyle de yaptim ama bugun isten cikinca telefonumda adiyla bakisip, gercekle yuzlestim ve her seyi son ana saklama huyumla bugun karsilastik, halini hatrini sordum. Uzuntuyu , endiseyi , ozlemi de son ana saklayip ucagin memlekete indigi saate denk getirdim. O memlekete vardiginda, hislerin tumune minik bir davet verdim. Ilk ofisime sonra evime geldiler.. Hep beraber yedik, ictik, serefine kadeh kaldirdik...

Burada cok az insanla aile, arkadas oluyor insan.. Iste onlardan biri bugun New York semalarindan ve benim New York hayatimdan suzuldu..

Seni cok ozleyecegim! Sen kendi biliyorsun


29 August 2012

Sessiz Disko

Yemin ederim aklima gelmisti… Herkese kablosuz kulaklik alip , sessiz sedasiz parti yapalim demistim! New York'a tatile gelen arkadasimin otel odasini sinif atlattiklari zaman, keske odada parti versek ama gurultu yapamayiz ikilemi sonrasinda fikir ihtiyactan dogmus ama altyapi eksikligine takilmisti.


Bir kac hafta once Gawker'dan gelen davetiyle anladim ki, bu aklima gelen kablosuz kulaklikla parti yapma fikri, onlarin da aklina gelmis ve hic bir engele takilmamis, hatta tesvik gormus. Boylece Sessiz Disko fikri davetiyelere basilmis, mekan olarak da New York Halk Kutuphanesi secilmis. (Mekan & konsept uyumu 10 puan) 

Zor bir uygulama,  zor bir mekan secimi olmasi dolayisiyla, aksamaya akmaya kokmaya elverisli bu gecede, aksayan tek bir sey goremedim. Cok emek harcanmis ve emekler bosa gitmemis. Uzun suredir en cok eglendigim geceyi gecirdim. Ozellikle kulakliklarda iki kanal oldugu icin, Amerikali is arkadaslarimin hiphop muzik sevgisine ragmen , ayni mekanda eglenebilmemiz muhtesemdi. 

Cok cok cok eglendim, milyon tane resim ve video cektim. Geceyi hafizaya ve telefonuma kazidim. Ayrica eve donunce fark ettim ki, bu olayin adini yanlis koymuslar. Sessiz degil, muziksiz disko. Simdi izleyince anlayacaksiniz. 




Gitme sansiniz olursa kacirmayin derim...

12 August 2012

Suraya Yaziyorum: Internet Feodalizmi

Daldan dala atlama yontemi ile aklima gelen, su an absurd bulabileceginiz ama ileride gercege donusecegine inandigim seyler var. Bunlari " Demedi demeyin.. Suraya yaziyorum " serisi olarak yazmaya karar verdim. Hazirsaniz hemen basliyorum.  ( Simdi isinma yapmadan direkt  baslayacaksiniz; teknoloji, internet, sosyal medya konularinda antremansizsaniz , lutfen salonu terk edin veya kalin yarin kas gevsetici alirsiniz ) 


Internet olusumlarini, ozellikle sosyal medyayi gecmiste hukum surmus feodal rejimlere benzetiyorum. Topraga ve insanlari yonetecek guce sahip olan Lord'lar yerine yazilim gucu ve insanlari bir araya getirme ongorusu olan kisilere kendimizi teslim ediyoruz. Bazilarimiz zamanin aristokratlari gibi feodal rejim icin calisiyoruz, bazimiz sadece Lord'un topragini eken bicen is gucu olarak var oluyoruz. Gunumuze uyarlarsak, internet feodalizmini reklam, medya, pazarlama, yazilim, tasarim islerinde calisan insanlari aristokratlara ; sadece kullanici olarak internetteki platformlara kullanicilari Ortacag'da karin tokluguna calisan is gucune benzetebiliriz. Birileri sadece zamanin gereksinimlerini, yonetmeyi daha iyi bildigi icin bir sinif yukarida olurken, aslinda is gucunun var olmasi dolayisiyla guclenebiliyorlar, para kazanabiliyorlar. 

Teorim, internet feodalizminin sonunun Ortacag feoldalizminden farkli olmayacagi yonunde. Bence internet olusumlari yavas da olsa liberallesecek cunku zaman icinde yazilim, tasarim bilgisi tabana yayilacak. Internet kullanicilari karin tokluguna calismak = platformu kullanmak yerine, biraz daha fazla efor harcayarak kendi platformlarini kurabilecek guce erisecekler. Durum boyle olunca, kullanicilar topraklari terk etmesin diye internet Lord'lari kullanicilarin nasil yonetilmek istedigine kulak asmak durumunda kalacak. Iste sanirim o zaman, F8 gibi  konferanslar oncesinde, bir cok farkli kullanici gruplarin oyuna basvurulacak, degisikliklerde referandum yapilacak, sivil toplum orgutleri yasalarin sekillenmesinde soz sahibi olacak, kullanici haklarini savunan gruplar, internet platformlarini yonetecek kurullarin icinde yer alacak veya secilmesinde fikir beyan edecek.

Internet liberallesecek fakat liberallesirken devletlesecek ve kismen yavaslayacak...   Simdilik liberallesmenin tarafinda miyim, yoksa karsisinda miyim cok emin degilim ama internet aristokrasinin ve Lord'larin egemenliginin azalacagini goruyorum.  

Demedi demeyin.. Suraya yaziyorum

09 August 2012

National Geographic Kafasi


Hayatta oldu bittige gelen seyler vardir ya, sadece oldugunu fark eder, giris ve gelismeden National Geographic olmazsa haberdar olmazsin.. Agaclar cicek acar, kelebek kozadan cikar, goller buz tutar, baliklar yumurtlar ve biz sadece olani goruruz, gelisiminden haberdar olmayiz…

Bugune kadar hayatimda bak bak bak degisiyorum, bak basenlerden kilo almaya basladim, bak o goz altlari  su topluyor, bak git gide daha duygusal bir insan oluyorum demedim. Genelde olan oldu ve ben fark ettim. Kilo aldim, goz altlarim sisti, 19 Mayis toreni izlerken agladim…

Simdi isler bir degisti! Sanki o National Geographic kamerasini beynime yerlestirmisler gibi.. Degisiyorum ve degistigimi fark ediyorum. Kelebegin kanat cirpmasinin tum detaylarini yakalamak gibi.“Aslinda boyle yapardi ama simdi boyle yapiyor” seklinde sanki baskasini incelermisim gibi kendimi izliyorum. 

Her sey cok yavas ve cok net... Sanki yeni bir teknoloji gelistirmisler, izledigin belgeselin icinde dolanabiliyorsun, ayni zamanda konu kahramani da olabilliyorsun gibi.. 

Bir yandan 30 yasina basinca insanlara boyle seyler oluyor mu diye arastiriyorum ama dogru anahtar kelimelerle arayabildigimden emin degilim. Google'in bile akli karisik bu konuda: Arama: 30 yasinda hayati baska gormek Sonuc: Ruyada eski sevgiliyi gormek | Arama: Kafada macro kamera Sonuc: Tripod kafalari  

Hani bu yazi nereye gidiyor derseniz, elimdeki malzemeyle nereye baglanir cok emin degilim. Seyircisinin kim oldugu belli olmayan bir belgeselin kahramani olusum, kadinlari seyirciye dogru tanitma sorumlulugu, kafamda macro kamera, Google'in ilginc yonlendirmeleri... 

Sistemine alisik olmadigi iki sey ekledik akli karisti demesinler diye cok caktirmiyorum ama bir aklim karisik... Konuyu bir sonuca baglayabilen varsa gelsin beni bulsun, kendisi belgeselimden Almanya'daki akrabalarina selam soyleme sansi vaad ediyorum. 

Hadi esen kalin...  

10 June 2012

Babalar Gununuz Kutlu Olsun!

Iki evladi kayirmamak gibi iki veliyi de birbirinden ayirmamak gerekiyor... Birine blog'unun satirlarini actiysan oburu de cirkin ordek yavrusu degil ki hissettiklerini e-posta ile gonderesin...

Yoksa su anda bir kendini tekrarlama, den den'le duygularin uzerinden gecme kaygisi yasiyorum... Sanirim bundandir ki, babalar gunu hep anneler gununden daha ciliz gecer. Cilizligin sebebi babalarda degil, iki ozel gunun yakin tarihlerde olmasidir ancak yakin zamanda en azinda Turkiye'de hukumetin bu kanayan yarayi gorup, babalar gunun tarihi degistirecegine dair inancim sonsuz... Yine de bu degisimi yakin zamanda gerceklestirmezlerse diye ben onlemimi alip yazimi yaziyorum...

Yine yazmaya calisirken, anlatilmasi zor bir girdabin icindeyim... Mevzu biraz daha kolay olsaydi, Baba'cigim sen benim icin... diye baslar, yazinin gidishatina gore gelisir ve temiz bir sonuca baglanirdi... Oysa simdi her satirda kendimi ve babami polaroid resim karelerinde goruyorum. Her kare bende ve hayatimda bir yere ilistirilmis. Iste ucundan biraz bunlari herkese aciyorum.

Sevgili arkadasim, sacini kestirdigin zaman bana nasil oldugunu sormustun ve ben hic begenmedigim icin yalan soyleyemeyip bir 10 saniye kadar olum sessizligine burunmustum ya, o ben degildim, babamdi... Babalar gunun kutlu olsun!

Sevgili potansiyel erkek arkadasim, o utusuz gomlek ve paspal kiyafetle yemege geldikten sonra araba kullanirken bende yarattigin huzursuzluk dolayisiyla "acaba" derken olaya noktayi koyup bir daha gorusmemeye karar veren babamdi... Babalar gunun kutlu olsun!

Sevgili is arkadaslarim, o excel'e ilk baktigim anda kenarda kalmis cizgiye ve birbirinden farkli boyutlardaki fontlara gozu takilip degistirilmesini talep eden babamdi... Babalar gununuz kutlu olsun!

Sevgili dostlarim, cok yogun is gunlerinden sonra hala disari cikip sizinle takilmaya enerjisi olan babamdi...
Babalar gununuz kutlu olsun!

Sevgili Baba'cigim, 6 yasinda saclarimi cocuk gibi yapmayin diyen, 10 yasinda tek basina Singapur'dan donerken boynuna UM karti taktirmayan, 16 yasina kadar her gun 5 km yuzen, 17 yasinda mimarlik yerine siyaset okumayi tercih eden, 21 yasinda San Francisco'ya, 28 yasinda New York'a yerlesmeye karar veren bendim yani sendin...

Babalar gunun kutlu olsun!