02 August 2011

BKZ: Elif Safak - Büyük Aşk, Büyük Nefret

Elif Safak'in - Firarperest kitabinda minik bir foto-alinti yaptim. Aslinda alinti yapmamin sebebi yaziyi kendim icin her yerden ulasilir hale getirmek. Olurda bir kere daha karsima cikan bir "büyük ego" olursa, blog adresimi verip, BKZ: Elif Safak - Büyük Aşk, Büyük Nefret ; ltfn okuyunuz seklinde gerekli yönlendirmeyi yapabileyim.

Yazi bence cok iyi bir analiz ve özunde karmasik bir konunun duvara anlatsan anlayacak kivamda yalinlastirilmisi...




30 July 2011

Contemporary Turkish Politics


Universitedeki Contemporary Turkish Politics kitabimin gelecek versiyonu gozumun onune geldi. 29 Temmuz 2011'de Genelkurmay Baskani ve cok sayida ust duzeyin askerin emekliligni istedigini yaziyordu; altinda yatan sebepleri ve sonuclarini siraliyordu. Gozumu kapattim, kitaptaki o sayfalarin netlesmesi icin kendimi zorladim ama olmadi.. Orada madde madde siralanmisti oysaki ama goruntu netlesmedi ve gorememedim. Hadi gorememeyi gectik, akil bile yurutemedim.

Ama bu en heyecanli yerinde reklama giren diziler gibi hissettirmedi bu durum. Hatta korkuttu, urkuttu.. Asker kelimesi bile beni hep guvende hissettiren bir kelimeyken; yanina emeklilik; gitmek kelimeleri eklenince anlami dusup, yokus asagi yuvarlandi ve kalabalikta annesini babasini kaybeden bir cocugun ayagina carpip durdu. Ikisi de guven duygularini kaybetmis, buyuk gozlerle etrafa baktilar...

Anne ve babasinin onu birakmayacagina emin cocuk, ebeveynlerinin kotu adamlar tarafindan mi kacirildiklarini, yoksa kotu adamlara yakalanmamak icin kactiklarini dusundu...

Ben yine gozlerimi kapattim, kitaptaki o alt kosedeki yazilari gormek icin bir kere daha zorladim kendimi ama yine olmadi...

29 July 2011

Gecmis



Ileriye dogru cikacak bir basamak daha olmayinca gecmis insani cilginca geriye hortumluyor.

Bir bakiyorsun, gecmis hisleri USB girisinden kalbine aktarmaya calisiyorsun ama aktarsan da beynin onu calistiracak uygun programi bulamiyor.

26 July 2011

Yere Paralel


Yine yaz aylari ve yine iç ses isyanda.. Calişmaya dirençli.. Tüm gün yere paralel ; denize sıfır kitap, internet, güneş arasinda gidip gelme ve özünde onemli olmayan işler yapma sevdasinda..

29 June 2011

Prada 2011 - Gunes Gozlugu




Prada'nin 2011 gozluklerinde bu modele bayildim!! Tesadufen Prada'nin onunden gecerken, "e bir bakayim" demeden edemedim ve gozlugu denedim. Daha ilk haftasindan urunun sadece beyazinin kalmasina gicik bile olamadim cunku yuzumun ne kadar ufak oldugu ve bunun yani sira gozlugun ne kadar buyuk oldugu gercegi ile aynada bakistik. Satis gorevlisinin -Rezalet oldu; cikar cikar- bakislarina dayanamayarak gozlugu yavas hamlelerle, istemeyerek masaya biraktim..

Bu gozluklerinde petite'ini yapsaniz diyorum.... Biz de insaniz!

He-Man



Ortada durup 'gölgelerin gücü adina' dedikten sonra dikkati dağılıp baska yöne giden bir He-Man karakteri çizilirse bir gün, bilin ki parmağim var...

16 June 2011

AT&T Samsung Infuse 4G

Bugunlerde bu iki reklama cok guluyorum!



11 June 2011

Cool Spray


Bazı iyi hisleri korumak icin, üzerine şu futbolcularin bacaklarina sıktıkları soğutucu spreyden sıkıp dondurmak gerekiyor.

12 May 2011

Kadin Kumandasi ?


Herkesin hayal etmeye hakki var:)

Denemek isteyenler urunu Amazon'da bulabilirler

29 March 2011

Digital Age Mart Sayisindan

Bu yazi Turkiye'de calistigim ve gozlemledigim markalar ve calisma yapilariyla ilgili uzun bir incelemenin urunu. Temelinde dijital iletisimde basarili olmak icin ne yapmak gerektigini ajans - marka iliskisi bazinda anlatiyor.. Umarim begenirsiniz



Pazarlama, reklam ve medya dünyasının dijital sularında disiplinli bir serbest stil yüzücüsüyken, bir uçak seyahati ile bir baktım ki Atlantik'in soğuk sularında yüzmeye başlamışım. Bulunduğum, büyüdüğüm topraklar adına kutunun dışında düşünmeye çalışırken, zaten kutunun dışında kalmışım. Düşünmek -sadece düşünmek- çaba harcamadan kutunun dışından gözlemleri kucağıma bırakmış. Ben de, hazira konduğum bu gözlemleri sizlerle paylaşmak için tuşlara vuruyorum.

Vurduğum tuşlarla, tuşlara en çok vurulan insanların yaşadığı kurumsal hayatın minik bir kısmına değinmek istiyorum çünkü bulunduğum noktadan en güzel kutunun o kısmını görebiliyorum. Kutunun bu dijital pazarlama, reklam ve medya kısmında bir sürü marka, iletişim fikri, görseller, kodlar, web siteleri, internet reklamları havalarda uçuyor. Bu uçuş, günümüz çağında uçan bir çok cisim gibi insanlar talep ettiği için, insan tarafından yaratılıyor, planlanıyor, işletiliyor, üretiliyor, takip ediliyor, başlatılıyor, bitiriliyor, sonuçlandırılıyor. Kendisi dijital olsa da, henüz insan doğasını anlayacak bir akıl olmadığı için onu ve arkası insan, sağı solu fazla mesai dolu olan bir dijital pazarlama fabrikası. Konumuz fabrika girişi ve çıkışı esnasında sobelenen markalar, yöneticiler, ajans sakinleri, ilçe yönetimleri.

Devami icin tiklayin..

08 March 2011

06 March 2011

Pulse New York

Pulse New York 2011'den notlarim:

Mark Moore:
- Bazi resimler o kadar gercek ki, yanina gidip fotograf mi diye bakiyor insan
http://www.markmooregallery.com/

Molly Dilworth:
- Times Square'de yer alan dalgalari kendisi yapmis. Cok etkileyici gorunmese de, bence Times Square'deki kalabaligin dalgayla eslestirilmesi iyi bir fikir
http://www.mollydilworth.com

Gegory Euclide:
- 3 boyutlu calismalari ve kullandigi materyal, onune gidip noluyor diye baktiriyor.
http://www.gregoryeuclide.com/

Trey Speegle:
- Evime veya ofisimde olmasini kesinlikle isteyecegim resimleri var. Stella McCartney icin yaptigi resim muhtesem!
http://www.treyspeegle.com

Ala Ebtakar:
- Iranli olusunun icerdigi detaylar muhtesem. Fotograf uzerinde calistigi parcalar muhtesemdi... Evimde olsun isterdim
http://www.torandj.com/

Jorge Mayet:
- Aklimda tek kalan, ucan agaclar.. Ama yakindan bile bakinca gercekten ucuyorlar..
http://www.designboom.com/

Isidro Blasco
- Uc boyutlu bina calismalari inailmaz
http://www.isidroblasco.com/

Matthew Cox
- Rontgenlerin bir kismina yapilan orgu buyuleci..
http://matthewcoxartist.com/


Heather Gwen Martin

- Otelim veya cok odali bir evim olursa, bir odasina iddiali bir renk katabilmek icin koymak isteyecegim bir parca
http://www.luisdejesus.com/

Jens Schubert
- Ilk metal tabakalardan kalip cikartip, sonra uzerine bir kac kat calisilan degisik bir teknik.. Yakindan resimlerinde oldugundan daha guzel gorunuyor
http://www.artslant.com/

22 February 2011

Kadinlara Hediye Alma Kilavuzu - 2011 Eklemeleri


Taaaa 2006 yilinda yazdigim Kadinlara Hediye Alma Kilavuzu yazim hala blog'da en cok okunan yazilardan biri.. Oyle olmasina cok sasirmiyorum, kadina hediye almak , vermek cidden zor bir sey. O zaman yazdigimin hala arkasinda duruyorum ve bir daha Kadınlar için yazılan hiç bir kılavuzun tüm kadınları kapsamadigini hatirlatmak istiyorum! ama ne yapilmamasina yonelik karsima cikan sahane bir ornegi paylasmak ve en azindan bu yaziyi okuyacak erkekleri boyle hatalar yapmaktan sakinabilirim.

Bir kiz arkadasimin yeni cikmaya basladigi erkek arkadasi dogum gununden sonra "Sana cok yaratici bir hediye verecegim, daha hazir olmadi birazcik daha bekle" diyor.. Merak dorukta bekleyis surerken 'yaratici' kelimesinin altina girebilecek sonsuz secenekten hangisi olduguna yonelik akillar yurutuluyor. Gun geliyor, gozlerini acabilirsin direktifi ile gordugu karsisinda, yuzunde Istinye Park'ta oglen yemek yemege gelen orta yas ve uzeri kadinlardaki Botox'un verdigi donma ifadesi olusuyor ve ifade yuzunde sabitleniyor. Karsisinda, beyaz kurk ceketinin gozkusagi renklerine boyanmis sekilde buluyor.

Arkadasim olayi anlatirken hala bir sok icerisinde ve olayi nereye koyacagini pek bilemez haldeydi.. Ceketin resmini gordum ve agzimda olusan "aaa" ifadesi bir sure yok olamadi. Beyaz kurk buradaki resimdeki kumasi andirir bir hal almisti... A harfi ile arkadasligim ve yasadigim sok gectikten sonra aslinda olay aklima geldikce gulmekten kendimi alamadigimi itiraf ediyorum. Neye guluyorsun derseniz, cidden cok da emin degilim. Bunun gercek bir olay olmasina guluyor olabilirim...

Neyse asil noktaya gelirsek, demek ki neymis:

1) Kadinlarin kendine ait esyalarinda kalici izler birakacak hediyelerden sakiniyormusuz
2) Hediyemiz icin onden "yaratici" gibi kelimelerle reklam yapmiyormusuz. Bir kadinin yaratici kelimesinden bekleyebileklerine bir erkegin yaraticiliginin kolay kolay yetebilecegini dusunmuyorum

Not: Bu hikayeyi magdurundan izinli yazilmistir

26 January 2011

Mombo


Uzun suredir gordugum en guzel sinema sitesini sizlere takdim ediyoru: Mombo. Mombo her sinema sitesi gibi filmlerle ilgili degerlendirme, fragmanlarini sunmak gibi temel bir islevi var ancak filmlerin degerlendirmelerini, Twitter'da film hakkinda yapilan Tweet'lerden ediniyor. Arkadaslarinin filmle ilgili tweet'leri varsa yanlarina eslestiriyor ve filmle ilgili haber sitelerinde cikan yorumlari listeliyor . Izledigin fimleri puanladiktan sonra sevecegin diger filmleri anlamaya basliyor ve onlari siraliyor. Baska baska diye dusunuyorum ama daha ne olsun, bu kadarina bile harika! Samimi, temiz ve gercekci! Bayildim...

25 January 2011

Vip Art Fair



Sanat galerilerine internetten ulasabilmek, hatta galeri ile sohbet edip internetten istenilen parcalari almak harika bir fikir.. Yaptin mi derseniz hayir henuz yapmadim ama fikre, uygulamasina bayildim.. 22 -30 Ocak 2011 arasinda Vip Art Fair'de, istediginiz kadar dolasabilir, dunyanin her yerinden bir cok galeriyi gezebilirsiniz...

20 January 2011

Fendi Gozlukler


Fendi gozluklere asik oldum... Bana yakisacagina cok inanmiyorum ama cani gonulden benim olsunlar istiyorum!

15 January 2011

Erdem Moralıoğlu @ Harper's Bazaar


Gecen sene Mayis ayinda, Erdem Moralıoğlu tek tarafli tanismam sonrasinda, gozumun uzerinde olacagini soylemistim ama gozumu oyle cok oraya buraya cevirmeye gerek kalmadan kendisini gorebilir oldum. Harper's Bazaar'in Amerika baskisi Subat ayinda, kendisine 2 sayfa ayirmis.. Kendisine direkt Ingiliz modaci denilmesine hafif bozulmus olsam da, dergide atilan baslik ve ayrilan 2 sayfa pek keyifli...

01 January 2011

Hosgeldin_ Yeni_Yil_2011.docx


Son dakikaci insanlarin yeni yil dilekleri de son dakika oluyor.. Pesinden kovalayan akreple yelkovan beyindeki dopamin seviyesini tetiklemeden yeni yil dilekleri , parmaktan, dudaktan, klavyeden veya tuslardan dokulemiyor..

Yelkovan akrebi doverken, kenardaki sutunun arkasina saklanan ben, saglik, mutluluk, huzur afislerinin golgesinde , golgeyi yaratan siluetleri ariyorum. Polisiye romanlar misali geriye sayan dakikalar esnasinda hafif stresli ama gunlerdir biriktirilen ipuclarina guvenerek afislerdeki yuzlerin, resimlerin, olaylarin izini suruyorum

Zaman daraliyor, akreple yelkovanin kavgasi bitene kadar cozume ulasmasi gerekenler icin topladigim ipuclarini beyaz tahtaya yapistiriyorum, Amerikan polisi edasiyla uzaktan bakarak inceleyip analitik yontemlerle mutluluk, saglik ve huzur golgesinin nereden dustugunu bulmaya calisiyorum..

Biriktirilen onlarca ipucundan ve emek harcanan takip surecinden sonra insanin eline ufak bir liste geciyor.

Onceki seneden daha mutlu, huzurlu ve saglikli olma listesi...

Ve hayat, kimi zaman listedekileri Emine Bedel tarifiymiscesine bire bir uyguladigim, kimi zaman teoride calisan ama uygulamada fire veren, kimi zaman Yasama'dan gecemeyen kurallari barindiran bir akrep yelkovan kavgasi olarak surup gidiyor... Bu gece akrep ve yelkovan uzlastiginda, kadehimi hepimiz icin, binbir hafiyelikle izini surdugumuz yeni listelere kaldiracagim ve 'save as' butonu ile yeni bir klasore yerlestirecegim..

Hosgeldin_ Yeni_Yil_2011.docx

06 November 2010

"Alistin mi?" Sorusuna Itafen


Alismak yadirgamamaksa ilk hafta alismistim zaten ama hala ufak cocuklar gibi gozlerim her detayi seciyor ve yeni okumayi ogrenmis ilkokul ogrencileri gibi uzerinde yazi olan her seyi okuyup -sanki- parcalari yerine dizmeye calisiyordum...

Bence artik alistim, gozlerim her yaziyi okuyup hafizaya almaya calismiyor ama alismak istiyor muydum cok da emin degilim.. Merakli olusumu; sehrin rutin hallerinin heyecan vermesini, safari yapmadan siradan anlarla 'kesfetme' hissini seviyordum sanirim

O yuzden merakimi , kesfetme istegimi kaybetmemek icin kendimi uyanik tutmaya gayret ediyorum... Alisma uykusunu, sogukta mahsur kalmiscasina engellemeye calisiyorum.. Arada kafam omzuma dusunce, genelde kafeinli bir New York etkinligi seciyorum kendime.. Iki yudum aliyorum iyi geliyor..

Yani kestirme cevabi alistim ama alismamaya calisiyorum...

30 September 2010

The Social Network


Her gun onunden gectigimiz bakkalin, kullandigimiz otobusun, vapurun, dolmusun, cep telefonunun veya asansorun filminin yapilmasi ne kadar garipse, Facebook’a itafen bir film yapilmasi o kadar garip geldi ilk gordugumde… Bugun aksam ustu yine girdim, bir video paylastim, Seckin ve Doruk `like` etti diye ilerleyecek bir Hollywood yapimi olamayacagini tahmin ederek , filmin arka planda Facebook tarafindan yaptirilan bir basari hikayesi olduguna cok emindim –izleyene kadar-

Filmi, bu Sali gunu Mashable.com tarafindan organize edilen on gosterimde izledim. On gosterim organizasyonunu, bir araba veya icki markasi yerine sosyal platformlarla ilgili onemli bir bilgi kaynagi olan Mashable.com’un yapmasi –veya benim onun yaptigi on gosterime gitmem- filmi goruntusu ve sinemaya olan katkisi ve teknik ozellikleri ile incele(ye)meyecek olmami sanirim uzun bir yoldan da olsa sizlere aktarmistir. Kisa yoldan, ben sinema bilmem, internet bilirim desem yeri...

Internetle ilgili profosyonel veya kisisel olarak ilgilenen cogu kisinin Facebook’u `devir degistiren` bir olgu oldugunda hem fikir olacagini tahmin ediyorum. Yine de film olacak kadar heyecanli olur muydu derseniz konunun icine hali hazirda en genc milyarderlerden olan ve her ay bir yerlerde mutlaka haber olan Mark Zuckerberg’I katmasaniz olmazdi bence ancak Mark Zuckerberg’in konuya katilmasi Hollywood’un filmdeki bir kisiyi kahramanlastirma aliskanligindan uzak yapildiginin dikkati oldukca cektigini soylemek gerekli bence… Hatta izledigim videolarindan edindigim Mark Zuckerberg imajindan cok uzak, zayif , asosyal ve hizli bir imaj cizildigini dusunuyorum. Bu sebeple filmle ilgili bir cok yorumda, filmde Mark Zuckerberg’in konumlanisinin imajina zarar verecegine dair yorumlarin neden yapildigini anliyorum. Gerci anlasam da cok katilmiyorum cunku bugune ortaya koydugu urunun onune gecen bir imaj yaratmadigini, hep gri kaldigini ve bundan sonra renk degistirse de fark etmeyecegini dusunuyorum.

The Social Network Preview from Christopher Smith on Vimeo.



Filmin bence en onemli ozelligi , 500 milyon kullanicisi olan bir sosyal platformun nasil olustugunu anlatma vesilesiyle yola cikip, Amerikan universite hayati, erkeklerin sosyal hayatta kendilerini ispatlamalari –erkek olmalari- icin icten ice verdikleri savas , yenilikci yollardan hayata atilmayi planlayan genc is adami profili, zengin ailelerden gelen profillerin olaylari cozme bicimi gibi bir cok kulturel konuya da vurgusuz olsa da deginmesi.

Film, 500 milyon kullanicisi olan bir sosyal platformun nasil olustugunu mu anlatiyor derseniz `Hah, tam ustune bastin, konusu budur` diyemem.. `The Social Network` son kasigi cok lezzetli Hollywood yemeklerinden degil , daha cok icindeki bir cok malzeme ile her kasiginda ayni tadin alindigi tarzda bir corba.. Corba olarak da, domates corbasi gibi diyemeyecegim cunku bitince tam olarak bir tad birakmiyor, icinde ne vardi acaba diye dusunduruyor…

Ben bitirince icinde, Facebook nasil olustudan ziyade, nasil gunluk hayattan beslendi, sahipligi hangi sureclerden gecti, hukuki surecler nasil isledi ve Mark Zuckerberg neden basarili oldu, dijital platformlarin patronlari neden gormeye alistigimiz Donald Trump modeli olmuyor gibi malzemeler buldum. Bakalim siz ne corbasi oldugunu cikinca anlayabilecek misiniz veya icinde hangi malzemeleri bulacaksiniz...